Prof. Doğu Ergil, AKP Hükümeti’nin DAİŞ konusundaki tavır değişikliğini, tampon bölge tartışmalarını ve Kürtlerin DAİŞ’e karşı yanlız bırakılması konusundaki görüşlerini DİHA’ya anlattı. AKP Hükümeti’nin DAİŞ‘e karşı oluşturulan koalisyonun dışında kalamayacağını belirten Prof. Ergil, Türkiye’nin değişen tavrı konusunda şöyle konuştu: “Mazereti vardı. Rehineler dışında DAİŞ’in Türkiye içinde örgütlendiği, savaşçı devşirdiği, hücrelerinin bulunduğu; bu hücrelerin her an terör faaliyetleri yapabileceklerini gördükten sonra ve bu durum yabancı ülkelerin yayın organlarına kadar ulaştıktan sonra, vahameti anladı. Ayrıca hükümet, Ortadoğu’da giderek etkinliğini yitirdiği için Ortadoğu yeniden şekillenirken kenarda kalmanın akılcı olmayacağını düşündü, bundan sonra kendisinden beklenen rolü oynayacağını ifade etti. Sınırın ötesinde devam eden savaş ve yaşanan mülteci akını da ciddi bir yük bindiriyor Türkiye’ye. Türkiye derine inen ayak izleri bırakmadan uluslararası koalisyonun çizdiği yoldan yürüyecek gibi gözüküyor.”


Ordusu tampona yetmez

Türkiye’nin bölgede kurmak istediği tampon bölge uygulamasının da akılcı ve gerçekçi olmadığını vurgulayan Prof. Ergil, bunun daha önce PKK’ye karşı Türkiye-Federe Kürdistan sınırında da gündeme geldiğini hatırlattı. “Orada 20 kilometre deniliyordu burada da (Suriye) 30 kilometre olacağı söyleniyor” diyen Ergil, Türkiye’nin buna gücünün yetmeyeceğini şu sözlerle anlattı: “Sınır 900 kilometre. 900 kilometre ile 30 kilometreyi çarpın bakalım Türkiye ordusunun tamamı yeter mi? Bu sadece Kürt Kantonlarında olmaz bütün sınır boyunda olması lazım. Bunun için çok ciddi bir kara gücü ve etkili bir hava gücü olması lazım. Havada güvenliği sağlayacak, uçuşa yasağı sağlayacak hava birliği olması lazım. Türkiye bunu istiyorsa, ben bu işin dışında kalacağım diyorsa buna kimse razı olmaz. ABD ayağı yere basan bir güç (kara operasyonu) kullanmak istemiyor, havadan müdahale etmek istiyor. İş Türkiye ve yerel koalisyon güçlerine düşüyor. Buraya sembolik olmanın dışında büyük çaplı askeri birliği, koalisyon denilen güçler kabul edecek mi? Bunun için BM Genel Kurulu kararı çıkması gerekiyor. Rusya ve Çin itiraz eder, tek başına Türkiye’nin bu büyük görevi üstlenmesi mümkün olmadığı için de bu yaklaşım ve istek gerçekçi değildir.”

Kürtlerin yalnız kalmasında Türkiye etkili

Koalisyonun Suriye’de DAİŞ’e karşı operasyonunu da değerlendiren Ergil, Kürtlerin Kobanê’de yalnız bırakıldığını belirterek, “Şuanda bu koalisyon güçlerinin hava birlikleri Rakka’yı ve diğer merkezleri bombalıyor, çok büyük hasar ve zayiat verdiriyorlar. DAİŞ ile Kürtler arasındaki savaşa şimdiye kadar karışmadılar, orada hava desteği sunmadılar. Öyle gözüküyor ki onlar (Rojava Kürtleri) kendi canlarını ve alanlarını kendileri koruyacak” diye konuştu. Uluslararası kamuoyunun Kürtlere yönelik bu ilgisizliğini Türkiye’nin tavrına bağlayan Ergil, “Türkiye ikinci bir özerk Kürdistan’ın oluşması ve bunun PKK güdümünde olmasından hiç hoşnut değil, açık veya gizli şekilde bu oluşumu engellemeye çalışıyor. Türkiye kendi tavrıyla, diğer koalisyon ortaklarını etkiliyor. Şahsım adına orada savaşan Kürtlerin yalnız bırakılmasının çok insafsızca olduğunu düşünüyorum. Ama açık veya kapalı olarak ÖSO’ya yardım edenlerin Türkiye dahil olarak Kürtler kardeşimizdir deyip yardım etmemeleri son derece haksız ve insafsızca bir tutumdur” dedi.

DİHA/ANKARA




Kobanê ve süreç birdir


Akademisyen-yazar Doç Dr. Fikret Başkaya, DAİŞ’in “kaos stratejisinin” bir parçası olduğunu ve asıl amacının Türkiye’nin desteği ile Rojava’daki Kürt varlığını zaafa uğratmak olduğunu söyledi. MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, “Türkiye’nin çözüm süreci politikası Suriye Kürtlerini de içine alan bir meseledir” hatırlatmasında bulundu.

Rojava’nın Kobanê kantonuna yönelik saldırılar sürerken, ‘tampon bölge’ tartışmalarını gündeme getiren Türkiye, IŞİD elindeki ‘49 rehineyi’ de müzakere ederek teslim aldığını açıkladı. Bölgedeki gelişmeleri yakından izleyen uzmanlar, DİHA’ya değerlendirdi. DAİŞ’in ABD tarafından tasarlanıp-uygulanan ve müttefikleri tarafından da katkı sunulan “kurucu kaos stratejisinin” gereğini yaptığına dikkat çeken Doç. Dr. Fikret Başkaya, “Amaç bölgeyi olabildiğince terörize etmek, devletleri çökertmek, halkları din, etnik ve mezhep temelinde olabildiğince bölmek ve birbirleriyle boğazlaşır duruma getirmektir. Bu amaç için İŞID’den daha uygun başka bir ‘araç’ olabilir mi?” diye sordu. AKP iktidarının baştan itibaren DAİŞ ve benzerlerini desteklediğini ve desteklemeye devam ettiğini söyleyen Başkaya, “AKP’nin amacı Suriye’de Müslüman Kardeşleri iktidara taşımak ve Sünni, mezhepçi fanatik bir rejim kurmaktı. Bu amaç gerçekleşmedi ama umutlarını da yitirmiş görünmüyorlar. Dolayısıyla, şu andaki politikaları baştaki amaçla tutarlı” dedi.


Amaç Kürt’ü zaafa uğratmak

Kobanê’de yapılacak en iyi asgari şeyin “saldırganın karşısına dikilmek” olduğunu ifade eden Başkaya, şunları söyledi: “Türkiye yönetimi saldıranı desteklemeyi tercih ediyor. Rejimin ikiyüzlülüğünü teşhir ederek işe başlamak ve yanlış beklentiler içine girmemek gerekir. Türkiye saldırgan fanatik katiller sürüsünü destekliyor, sonra da vahşetten kaçan insanlara kucak açmakla övünüyor. Tampon bölge oluşturma şarkıları söylüyor. Ama asıl amaç, Rojava’daki Kürt varlığını zaafa uğratmak. Bu yüzden, saldırganın püskürtülmesi hayati önem taşıyor.”


Çözüm Rojava’yı da içeriyor

MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, “DAİŞ tehdidi karşısında Türkiye, Suriye Kürtleri, Irak Kürtleri ve bölge ülkelerindeki halkların IŞİD’e karşı göstereceği tepkileri organize etmek ve bütünlük sağlamak günümüzün en önemli olayı” diye belirtti. Kobanê’nin DAİŞ için stratejik bir bölge olduğunun altını çizen Öneş, “Kobanê’nin düşürülmesi demek oradaki Kürt unsurunun parçalanması demek ve diğer özerk bölgelerin ele geçirilmesinin kolaylaşması demektir. Böylesi bir gelişme DAİŞ’i Türkiye’ye komşu yapar ki bu olay günümüzün bölgeler gelişmeler bakımından ciddi riskler yaratan bir olaydır. Yine aynı şekilde, Kobanê’nin düşürülmesi Suriye Kürtlerinin zaiyat vermesine, parçalanmasına ve yeni kayıplar vermesine yol açar” diyerek bu duruma olanak verilmemesi gerektiğine vurgu yaptı. Kobanê’ye yönelik saldırıların aynı zamanda ‘çözüm süreci’ bakımından tarafların sorumluluk içerisinde meselelere daha geniş çerçeveden bakarak geliştirilmesi gereken bir olay olduğunu söyleyen Öneş, “Çünkü, Türkiye’nin çözüm sürecinin politikası Suriye Kürtlerini de içine alan bir meseledir” belirlemesinde bulundu.

Kuzey’de barış, Rojava’da savaş!
Kobanê’ye dönük saldırıların daha önce de gerçekleştirildiğini hatırlatan araştırmacı yazar Foti Benlisoy ise “IŞİD Kobanê’yi alarak, elindeki diğer bölgelerle bağlantıları sağlamayı ve mühimmatları daha rahat taşımayı hedefliyor. Kobanê‘nin ele geçirilmesi, Suruç’taki sınır kapısını ele geçirmesi anlamına geliyor. Böyle bir stratejik anlamı var. Bir başka açıdan ise Kobanê, Rojava için Kürt halkı için büyük öneme sahip. Rojava Devrimi’nin başladığı nokta” hatırlatmasında bulundu. Rojava modelinin Türkiye’yi ciddi derecede rahatsız ettiğine vurgu yapan Benlisoy, “Bu rahatsızlık Türkiye’nin Suriye politikasını önemli ölçüde belirleyen bir faktör. Bir tarafta çözüm süreci var bunlar yürürken Rojava’da, Türkiye’nin Kürtlerin kendi kendisini yönetme hakkına karşı böylesi saldırılarla bağlantılı olması ciddi bir sorun. Türkiye’de barış Rojava’da savaş politikaları yürütmek ciddi bir çelişki. Dolayısıyla bu politika çözüm sürecinin altını oyan bir tutumdur” ifadelerini kullandı.

DİHA/İSTANBUL