Bingöl’de iki yıl boyunca sekiz uzman çavuşun sürekli tecavüze uğrayan E.A. davasından tutuklu bulunan tek bir sanık vardı. O da birkaç gün önce devlet mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. Mahkemenin son kısmı, bildiğim kadarıyla kamuoyuna kapalı yapıldı. Mahkeme, tecavüzcü askeri serbest bıraktı. Bu asker, devletin uzman askeriydi; ‘iyi çocuğu’ydu.
İstanbul Küçükçekmece BDP ilçe meclis üyesi Nazliye Sincar, 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliklerine giderken yolda, çoktan ayrıldığı eski eşi tarafından öldürüldü. Katil koca, şu anda serbest. Elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor. Nasılsa “devlet babası” sırtında duruyor. Formalite icabı olan hukuki işlemlere bile gerek duymadı “devlet babası.”
Rojava’da İslam adına, sözde cihat adına savaştırılan El-Nusra çeteleri, ele geçirdikleri kadınların omzuna kanlı-kirli ellerini koyarak, üç kez “Allah-u Ekber” dedikten sonra “artık bu kadın benimdir” diyor. Müslümandır ya, kendini tanrı yerine koyup karar veriyor. Kendini, oracıkta o esir aldığı kadının yeni sahibi ilan ediyor. Erkek ya, bu dünyada canının istediği ve aklının kestiği her şeyi yapabilme hakkını kendinde görüyor. Koyun keser gibi günahsız insanların kafasını kesiyor.
Kadına karşı gelişen bu erkek terörüne tepkiler oldukça cılız gelişmektedir. Kadına ağlayan, kadın için sokağa çıkan sadece kadın oluyor. O zaman kadınların uğradığı bu erkek terörüne karşı mücadeleyi de kadın dünyası göğüslemelidir. Kadın dünyası örgütlü gücünü daha da genişletmeli ve derinleştirmelidir.
Kadınlar; kendi güvenliklerini, savunmalarını ve yargılamalarını devlete bırakacak denli kendilerine haksızlık etmemelidirler. Devlet denen şey; Bingöl’de E.A.’ya iki yıl boyunca hem de “toplumun güvenliğinden kendini sorumlu gören” sekiz uzman çavuştur. Yani polisi ve askeriyle tecavüz potansiyelidir. Devlet denen şey; dava açıp güvenliğinin sağlanması için başvuruda bulunan kadınlara “kocanızdır, sizi döver de söver de” diyen, tecavüzcülere gösterdiği korumacı tutumlarıyla adeta “aferin, iyi ki varsınız, siz de olmasanız kim tutar bu kadın belasının iplerini” diyen mahkemelerdir. Çünkü cinsiyetçi devletin, hukuku da cinsiyetçidir. Devlet denen şey; şu anki Diyanet İşleri Başkanı’nı, kadın sorunlarını tartışan bir toplantıda, BM uluslararası Af Örgütü kadın personeline, “kadın özgürlüğü ile uğraşacağınıza, insanlığa karşı katliamları durdurmakla uğraşın” demesidir. Kadın katliamlarını, insanlığa karşı geliştirilmiş katliamlardan saymıyor. Çünkü cinsiyetçi devletin, diyaneti de cinsiyetçidir. Kısacası, devlet erkektir ve erkeğindir. Bundan dolayı da kadınlar, kendi güvenliklerini, savunmalarını ve yargılamalarını devlete bırakmamalıdırlar.
Peki ne yapılmalı?
Binyıllardır erkek tarafından, kadından çalınan kadın dünyası yeniden oluşuyor. Yeniden gelişmeye başlayan kadın dünyası, kendisini daha fazla örgütlemelidir. Her kadın, 7’sinden 70’ine her kadın, kendisini iradi bir varlık olarak bu yeni kadın dünyasının içinde tanımlamalı, görmeli, yerleştirmelidir. Devlet teşvikli erkek terörü, kadının yaşına başına, sınıfına, ulusuna, dinine, mezhebine bakmamaktadır. Biyolojik kadınlık, erkek terörü kurbanlığı için yeterlidir. Bu açıdan devlet teşvikli erkek terörü ile mücadelenin içinde, bütün kadınlar kendini görmelidir. Her kadın, hiçbir şey yapamıyorsa bile en azından ayağındaki ayakkabıyı çıkarıp fırlatabilmelidir, lanetlemelidir, tavır-tutum sahibi olabilmelidir. Hesap sormalıdır.
Kadın dünyası, erkek terörü ile mücadelede çok ciddi kurumlaşmalara da gitmelidir. Bu konuda kadın aleyhine çok ciddi toplumsal boşluklar bulunmaktadır. Kadın dünyası, kendi güvenlik sistemini geliştirmelidir. Kadına karşı gelişen erkek terörü her yerdedir. Bu açıdan kadının kendini savunma, özünü savunma sistemi de her yerde var olmalıdır.
Kadın dünyası, kendi varlığına karşı suç işleyenleri, kendi yöntemleriyle, kendi platformlarında yargılamalıdır. Devletin erkeği yargılamasını beklemek gerçekçi değildir. Çünkü gazaba uğrayanlar, layıkıyla yargılayabilirler, hak ettikleri kararları alabilirler. Yoksa E.A. davasında görüldüğü gibi sadece mahkemelerin formalitesi uygulanır ve kadınlar her gün yeni bir erkek terörüne kurban gitmenin sırasında beklemeye devam ederler. ¨¨
Erkek terörünü kadın dünyası yargılamalı
Aslında Bingöl’deki tecavüz davasında tutuklu olan tek sanığın bırakılmasına şaşırmamak gerekir. Özellikle de dünyayı okuyabilen kadınların, buna hiç şaşırmaması gerekir. Şaşırmamak, bir şey yapmadan eli kolu bağlı oturup seyretmek, bunu bir kader gibi görmek değildir tabii. Şaşırmamak gerekir ama kıyametler koparmak gerekir. Kadına karşı terör suçu işleyen erkekleri, kadın dünyası alıp kendi usullerine göre yargılamalıdır. Devletin tecavüzcü ve katil erkekleri yargılayacağını beklememek gerekir. Çünkü erkek terörü zaten devlet teşviklidir.