
Yerkürenin değişik coğrafyalarında kadınların özgürlük talepleri, bu yıl da sokaklarda yankılandı. İrili ufaklı gösterilerde kadınlar, kimi zaman Nazi faşistlerinin üzerine yürüdü, kimi zaman panzerin önünde durdu, kimi zaman onlarca polise karşı tek kişilik barikat oluşturdu. Bazen tek, bazen binler, bazen yüz binler oldular. Çocuk bedeninin satılmaması, emeğinin sömürülmemesi, yaşamının tüketilmemesi, düşüncesi, aklı, sesi, sözü için, kürtaja karşı ve kadınlık onuru için alanlara çıktılar. Erkek vahşetini arttırdıkça kadın direnişini büyüttü.
Evet; 2015-2016 yılı, kadınlar açısından büyük mücadele yılı oldu. Her 3 kadından birinin şiddet gördüğü, her yıl 60 milyon kız çocuğunun katledildiği, her 3 kız çocuğundan birinin 18’ine varmadan evlendirildiği bir dünyada kadınlar, yapması gerekeni yaptı. Özgürlüğe giden yolun taşlarını sokaklarda döşemeye devam ettiler.
Kadına yönelik erkek ve devlet şiddetine karşı kadınlar da yaşamın her alanını mücadele alanına çevirdi. Öncelikle kadının yaşam hakkını garantiye almak, emek sömürüsünü engellemek, taciz ve tecavüze dur demek, kürtaj hakkını elde etmek ve çocuk yaşta evlilikleri durdurmak için yıl boyu mücadele ettiler. Bununla bereber şiddete, savaşa, ekonomiye, sosyal yaşama, siyasal taleplere, faşizme, militarizme karşı yapılan bütün eylem ve etkinliklerde de yerlerini aldılar.
Kadınlar öz savunma için örgütleniyor
Geçtiğimiz yıl kadına yönelik artan şiddet olaylarına karşı öz savunma eğitimlerinin yaygınlaştığı söylemek de mümkün. Birçok ülkede kadınlar, kendilerini savunabilmek için irili ufaklı gruplar şeklinde savunma eğitimleri almaya başladı.
Bangladeşli kadınlar ve Kenyalı nineler, bunlardan sadece ikisi.
Nisan 2016’da yeni kurulmuş olan Pritilata Tugayı (Pritilata Brigade), kadınların artan şiddete ve cinsel tacize karşı öz savunma geliştirebilmeleri için tekvando eğitimi başlattı.
Kolej öğrencisi Sohagi Jahan Tonu’nun Comilla Kışlası içerisinde tecavüze uğrayıp öldürülmesiyle tetiklenen protestoların ardından ‘Bütün Tonular için eğitim’ şiarıyla bu çalışma örgütlendi. Bangladeş Tekvando Federasyonu’nun işbirliğiyle gerçekleşen eğitimin ileride Dhaka’nın başka bölgelerine de yayılması hedefleniyor.
Kenya’nın başkenti Nairobi’de, kadına yönelik şiddetin, taciz ve tecavüzün yoğun olduğu yoksul mahallelerde yaşayan yaşlı kadınlar, kendilerini savunabilmek için savunma teknikleri öğrenmeye çalışıyor.
Karate öğrenen kadınlardan biri olan 55 yaşındaki Jane, el Cezire’ye verdiği röportajda, bir erkeğin kendisine tecavüz etmeye çalıştığını söyleyerek, “Boynuma dokundu ve onu dövdüm” diyor. Telegraph gazetesine konuşan 73 yaşındaki Mary Wangui, “Genç erkekler genç kadınların AIDS taşıyıcısı olabileceğini düşünüyor ve bu yüzden yaşlı kadınlara gitmeyi tercih ediyorlar” diyor.
Kadınların öz savunma eğitimi aldığı bir diğer ülke ise Hindistan.
Hindistan’da artan tecavüz ve öldürme saldırılarına karşı kadınlar, kendilerini savunmak için öz savunma örgütlenmeleri kuruyor, öz savunma eğitimleri alıyor.
Tavuklu pilava sarımsak katmak…
Kadınların değişmeyen, kesintisiz ve süresiz eylem gündemlerinden biri, hiç kuşkusuz fiziki, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet. 2015-2016 yılı, kadına yönelik şiddete karşı dev protestolara sahne oldu.
Dev protestoların yapıldığı ülkelerin başını Peru çekti. Peru, kadına karşı şiddetin en sık görüldüğü üçüncü ülke konumunda. Aile ve Kadın Bakanlığı’nın verilerine göre 2015’te 95, 2016’da 54 kadın, erkekler tarafından katledildi.
Ağustos ayı başında bir adamın, altı çocuk annesi eşini tavuklu pilava sarımsak koyduğu için tuğlayla öldüresiye dövmesi, dev protestolara neden oldu. Bu olaydan sonra yapılan eyleme internet portalı La República’nın verdiği bilgilere göre yaklaşık 150 bin kişi, “Bir kadın daha öldürülmeden: ülkenin her tarafında harekete geç” şiarı ile katıldı.
Yürüyüşe Devlet Başkanı Pedro Pablo Kuczynski, Kuczynski’nin eşi, birçok bakan ve milletvekili de katıldı.
Latin Amerika ülkeleri de kadına yönelik şiddete karşı protestoların yoğun olduğu ülkeler arasında yerini aldı.
Arjantin’de her 30 saatte bir kadın cinayeti işleniyor. Kadın hakları örgütü Casa del Encuentro’nun verilerine göre 2016 yılının sadece ilk 5 ayı içerisinde 275 kadın cinayeti işlendi. Lucía Perez isimli 16 yaşındaki genç kadın Mar del Plata kentinde vahşi tecavüz ve şiddet nedeniyle hayatını kaybetmişti. Bu olaydan sonra Ekim ayında Arjantinli kadınlar Kara Çarşamba adıyla sokaklara çıktı, 1 saatliğine hayatı durdurdu ve erkek şovenizmine, şiddete, ayrımcılığa, tecavüze, tacize karşı yürüdüler. Binlerce kadının katıldığı ‘kadın grevi’ne Paraguay, Peru, Ekvador, Bolivya ve Uruguaylı kadınlarda destek verdi.
Yine Şili, Guatemala, Kolombiya, Brezilya ve Meksika’da da yıl boyunca kadınlar kesintisiz eylemler düzenlendi.
Bangladeş’te kadına yönelik şiddet, kadın hareketlerinin ilk gündemi. şiddetin artması ve beş yaşındaki bir çocuğa tecavüz edilmesi ardından 150 bin üyeli Bangladeş Kadın Konseyi, kadın ve çocuklara karşı yönelen şiddet dalgasına karşı “Direniş Hareketi” başlattı.
Kadınların diğer gündemi ise kürtaj hakkının elde edilmesine yönelik oldu. Yıl boyunca kadınlar, dünyanın birçok ülkesinde kürtaj hakkı için alanlara indi. Bu ülkelerden biri de Güney Kore’ydi. Güney Kore’de kürtaja ancak tecavüz, ensest, fetüste veya kadında hayati bir sağlık problemi olması durumlarında izin veriliyor. Daha da ötesi, bu gerekçelerin hiçbiri 24 haftadan sonra kürtajın yasal olarak kabul edilmesi için yeterli değil. Güney Koreli kadınlar, Ekim ayında siyah protesto adıyla siyahlar giyinerek kürtaj yasağı yasasının iptal edilmesi talebi ile yürüdüler.
İlk kadın sendikası Hindistan’da kuruldu
2016’da ekonomik şiddet de kadın hareketlerinin gündemindeyde. Ücret eşitsizliğine karşı mücadele dışında kurumsal çözüm arayışları da öne çıktı.
Hindistanlı kadınlar 2015 yılının yoğun mücadelesinin ürününü 2016 başında aldı. Hindistan’ın Kerala Eyaleti’nde Asanghaditha Mekhala Thozhilali Sendikası (AMTU) adıyla bir kadın sendikası, Ocak ayında kuruldu. Erkek egemen ana akım sendikaların kadın işçilerin sorunlarını görmezden gelmesi, sendikanın kurulma amaçlarının başında geliyor.
Nijerya’da da pazarcılık yapan kadınların tezgahlarının kaldırılmasına karşı Uselu Pazarcı Kadınlar Birliği’ne üye kadınlar, Benin Lagos otobanının Uselu-Ugbowo bölümünü trafiğe kapattı.
Ekonomik şiddete karşı radikal eylemler, Meksikalı anarjist kadınlar tarafından gerçekleştirildi.
Meksika’da isyancı anarşist feminist kadınlardan oluşan Anti-Otoriter Hareket’in Enformel Feminist Komutanlığı (COFIAA), tekelci danışmanlık firması ofislerine bombalı eylem düzenledi.
İspanyalı kadınlar: Karşılık vereceğiz
Avrupa sokakları da bu yıl kadınların görkemli eylemlerine tanıklık etti. İsveç’in Borlange kentinde Nisan ayında Nazi örgütü Nordiska motståndsrörelsen’in (Nordic Direniş Hareketi) düzenlediği yürüyüşe, Tess Asplund adlı genç kadın tepki gösterdi. Asplund faşist grubun önünde durdu ve yumruğunu kaldırdı. Tess Asplund’un bu eylemi, modern İsveç tarihinin ikonik bir anı olarak nitelendirildi.
İspanyalı kadınlar da erkek faşizmine karşı sokaklardaydı. 250 farklı örgütün desteklediği ve “Şiddetinize karşılık vereceğiz” sloganıyla düzenlenen yürüyüşe binlerce kadın katıldı. Yürüyüşe Bask bölgesinin yanı sıra Tolosa, Durango ve Barcelona, Madrid gibi büyük şehirlerden de katılım sağlandı. 250 örgütün desteklediği yürüyüşte İngiltere, Hollanda ve Latin Amerika ülkelerinden gelen katılımcılar da yer aldı.
Polonyalı kadınların kürtaj hakkı başarısı
Avrupa’da kadına yönelik şiddete karşı mücadeleye Polonyalı kadınlar damga vurdu. Polonya’daki kürtaj yasası, kürtaja sadece anne sağlığını tehdit eden bir durum, fetüste ölümcül anormollikler olduğunda veyahut gebelik tecavüz ya da ensest ilişki sonucu gerçekleşmiş ise izin veriliyor. Polonya hükümeti Eylül ayında kürtajı her durumda suç sayacak ve kürtaj yaptıran kadınlara 5 sene hapis cezasını öngören yasa tasarısını parlamentoya sundu. Bu taslak ardından Polonyalı kadınlar, Ekim ayında tepeden tırnağa siyaha bürünerek Varşova da dahil olmak üzere 60 şehirde sokağa çıktı. Protestolar sonuç verdi. Binlerce kadının kürtajı tamamen yasaklayan yasa tasarısına karşı sokaklara dökülmesi ardından Polonya’da hükümet geri adım attı. Polonyalı milletvekilleri, ülke genelinde büyük protestolara sebep olan ve kürtajın tamamen yasaklanmasını öngören yasa tasarısını reddetti.
Avrupalı kadın eşit ücret istiyor
Avrupa kadın hareketlerinin mücadele alanlarından birini ekonomik şiddet ve eşitsizlik oluştur.
AB İstatistik Dairesi’nin (Eurostat) 2013 verilerine göre AB içinde toplumsal cinsiyete bağlı ücret farklılığının oranı yüzde ortalama 16,4 seviyesinde. Bu farkın en yüksek olduğu AB ülkesi Estonya. Bu ülkede kadınlar erkeklere oranla yüzde 30 daha az kazanıyor. Bu ülkeyi Avusturya (yüzde 23), Çekya (yüzde 22,1) ve Almanya (yüzde 21,6) izliyor. Farkın en düşük olduğu ülkeler ise Slovenya (yüzde 3,2), Malta (yüzde 5,1), Polonya (yüzde 6,4) ve İtalya (yüzde 7,3).
Bu yıl eşit ücret mücadelesinin adresi İzlanda ve Fransa’ydı.
İzlandalı kadınlar, eşdeğer işe eşit ücret mücadelesini 1975 yılından beri veriyor. 60 yıllık mücadeleye rağmen bu konuda ciddi mesafe kat edilemedi. İzlanda’da cinsiyete dayalı ücret farkı oranı yüzde 14. İzlandalı kadınlar eşit ücret için Ekim ayında iş bırakma eylemi gerçekleştirdi.
Fransa’da da kadınlar aynı gerekçe ile iş bıraktı. Paris’in yanı sıra Toulouse, Nantes, Lyon ve Bordeaux gibi kentlerde kadınlar, eşit ücret hakkı için Kasım ayı başında iş bıraktı.
Feminist haber bülteni Les Glorieuses verilerine göre Fransa’da kadınlar ile erkekler arasındaki ücret farkı yüzde 15,1 ki bu da kadınların yılın tam 38,2 iş gününde erkeklere kıyasla bedava çalıştıkları anlamına geliyor.
Cinsel suçlara ve çocuk evliliklerine yeni tedbirler
Kadınların şiddete karşı mücadelesi bazı ülkelerde yeni yasaların çıkmasına sebep oldu.
Almanya’da cinsel suçlar yasası ağırlaştırılarak Federal Meclis’te cinsel suçlara yönelik cezaları sertleştiren yasa kabul edildi.
İngiliz vatandaşı Richard Huckle, Malezya’da çocuklara cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla İngiltere’de 22 müebbet hapis cezası verildi.
Hollanda’da çocuk gelinler ve akraba evliliği yasaklandı. Özellikle Suriye’den çok sayıda çocuk gelin getirilmesi üzerine yasa değişikliği yaparak 18 yaş altı çocuklarla evliliği suç sayma kararı aldı. Ayrıca Hollanda Parlamentosu, cinsel saldırı suçu işleyen mültecilerin sığınma hakkını iptal etmeye de hazırlanıyor.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslarası Mücadele Günü olarak her yıl görkemli eylemlere, etkinliklere sahne oluyor. Dünya kadınları artık mücadelelerini tek güne sığdırmıyor, yılın her gününü, yaşamın her alanını mücadele ile geçiriyor. ‘Bir kadın daha öldürülmeden harekete geç’ şiarı dünyanın birçok ülkesinde kadınların 2015-2016 yılının şiarı oldu. Bir kadın, bir çocuk, bir insan daha öldürülmeden, yaşam katledilmeden, gelecek karartılmadan kadınların özgürlük mücadelesine ortak olmak, artık zorunlu bir hal almıştır.
HACER ALTUNSOY
Kaynaklar: İsyandan.org, DW Türkçe, BBC Türkçe
Kadınlar konuşuyor, kadınlar yazıyor...
25 Kasım, Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü. Aslında yalnızca popüler ifadesiyle “kadına şiddete” değil; toplumsallığa sinen, ona biçim veren, müdahil olan, tabana yayılan ve her birimizin reflekslerini yönlendiren ‘şiddet’ olgusuna dair bir gün bu.
“Kaba kuvvet günümüzde anonimleşmiş, öznesinden arınmış, sisteme içkin bir şiddete dönüşmüştür; toplumla ne denli halvet olursa, o kadar ustaca saklanmayı beceren bir olgudur artık” diyor, Byung-Chul Han. Anonimleşen ve derinlere sinen, her an ve binbir biçimde ortaya çıkmayı bekleyen bu tehdit, erkek şiddetinden başka bir şey değil.
Taciz, tecavüz, dayak, cinayet, özgürlüğü sınırlama, duygusal manipülasyon, mobbing, eşitsiz ücret... Ve daha ötesi: Savaşlar, katliamlar, soykırımlar, kent işgalleri, yağma, talan... İnsanlığın başına musallat olmuş hemen bütün kötücül edimlere, öyle çok derinden de değil, şöyle bir bakın, erkeği/erkekliği göreceksiniz.
***
Öyle bir ülkede, öyle bir gerçekle yaşıyoruz ki, dünyayı ve “güncel politiğin ötesini” konuşmaya ne vaktimiz, ne mecalimiz kalıyor. Bu yılın erkek şiddeti çetelesi de biraz böyle.
Öz yönetim isteyen Kürtlere saldıran Türk devleti, ilkin duvarlara yazdığı yazılarla geldi gündeme. “Kızlar geldik, ininize girdik”, “Fistanlılar” gibi yazılar yazılıyordu, işgal edilmiş kentlerin duvarına. Devlet, kuvvetini pornografik bir erkeklikle açığa vuruyordu; saldırısını, kadın kimliğine yönelik inşa ediyordu.
Süreç ilerledikçe bu tutumun ‘esaslı’ bir varoluşsal özellikten kaynaklandığı, daha da açık biçimde çıktı ortaya. Teşhir edilen kadın gerillalar, katledilip sokak ortasında bekletilen kadınlar, kayyum atanan belediyelerde hemen ilk elden kapatılan kadın kurumları, tutsak edilenler...
***
Diğer yandan, erkek şiddetinin “gündelik” formunun da hız kesmeden, hatta vites arttırarak sürdüğü bir yıl... Yüzlerce kadın katledildi, binlerce şiddet vak’ası kayda geçti; özellikle 15 Temmuz sonrası militarizasyonla ise Türkiye’de sokaklar, kadınlar için daha da güvensiz hale geldi.
2015 yılında 303 kadının erkek şiddeti sonucu katledildiği kayda geçmişti. Bu rakam, 2013’te 237, 2014’te ise 294’tü. 2016’nın ilk 6 ayında ise 153 kadının erkek şiddetiyle katledildiği geçti kayıtlara. AKP döneminden bu yana kadına yönelik şiddetin yüzde 1.400 arttığı da, başka bir istatistik verisi.
Geride bıraktığımız yılda, iktidarın erkek şiddetine kurumsal onayı daha da belirginleşti. Bakanlarından Başbakan’ına, Cumhurbaşkanı’na varan dek Türkiye’yi yöneten erkekler, aynı dilden konuşuyordu. Kadınları “kuluçka makinesi” ve “ev kölesi” olarak gören Erdoğan, kadın düşmanı cümleler repertuarına bir yenisini daha ekledi: “Bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi.”
Son yasa tasarısı ise, karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi gözler önüne serdi işte. Bu erkeklik, küçücük çocuklara tecavüzü, onları köleleştirmeyi bile gayrimeşru görmüyor.
***
Tabii madalyonun bir de direniş yüzü var; hatta, “vardı, var ve var olacak.”
Erkek şiddetine karşı direnişin en öndeki kahramanları, Rojavalı kadınlar olmayı sürdürdü, geçtiğimiz yılda da. Başka pek çok özelliğinin yanı sıra erkekliğin de en vahşi formu olan DAİŞ çetesinin merkezine, Rakka’ya yönelik operasyonun başlangıcını, yine bir kadının sesinden duydu tüm insanlık. YPG/YPJ savaşçılarının özgürleştirdiği kentlerden, DAİŞ çetelerinin çarşafa soktuğu kadınların mutlu yüzlerini gösteren fotoğraflar görmeye devam ettik. Umut oradaydı; aydınlık orada, sevinç orada. Kadınların kurtulur kurtulmaz çarşafını atıp renklere büründüğü, bir sigara yaktığı ve ağız dolusu güldüğü o topraklarda.
Ayrıca Kuzey Kürdistan’da direnişin öncülüğünü de tüm şiddete rağmen sürdürdü kadınlar. Sêvê Demir, Pakize Nayır, Fatma Uyar ve başka onlarca kadın... O direnişte şehit düştüler. Vuruldular, vurdular ama mevzilerden bir an olsun eksik olmadı kadınlar. Halen Kürdistan’da, bütün direniş mevzilerinde en çok göze çarpan, en çok savaşan ve en çok yöneten olmayı sürdürüyor kadınlar.
KHK ile kapatılan dünyanın ilk ve tek kadın haber ajansı JINHA da üretmeyi sürdürüyor hâlâ. “Susturamazlar” demiyoruz, oldu bu: Susturamadılar. Ne olacaktı ki başka?
***
Her şeyi anlatmanın imkânı yok elbette. Dosyamızda, biraz olsun tartışmaya çalışacağız. Gelin, hep birlikte konuşalım. Kadınlar yazacak, kadınlar konuşacak. “Erkek şiddetine dair benim de söyleyecek sözüm, anlatacak hikayem var!” diyorsanız, “kadin@yeniozgurpolitika.org” mail adresine veya posta adresimize gönderebilirsiniz siz de.
YARIN: Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü Gülsüm Kav’la söyleşi