
Güne yeni ölüm haberleriyle uyanıyoruz. Yeni operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar ile Türkiye yeni bir çatışmalı sürecin eşiğinde. İki yılı aşkın süredir devam eden görüşmelerin müzakereye dönüşmemesi, Dolmabahçe’de açıklanan mutabakat metninin yok sayılması, AKP’nin tek başına iktidara gelememesinin faturasının HDP’ye kesilmesi nedeniyle 8 Haziran sonrasında Kürt sorununun barışçı ve demokratik yöntemle çözümünü buzdolabına kaldırılarak, yeniden askeri yöntemlerle çözme girişimi, bu çatışmalı dönemi derinleştiriyor.
ABD ile yapılan işbirliği protokolü IŞİD’e karşı mücadeleyi öngörürken, hükümetin PKK’ye yönelik askeri operasyonlara yönelmesi ise işin bir başka boyutu. Yeni çatışmalı dönemde gerilen Türkiye ABD ilişkilerinde AKP hükümetine göre uyumlu bir işbirliği görüntüsü çiziliyor. ABD’li yetkililerden gelen açıklamalar ise bunun tersini gösteriyor. Türkiye Efrîn ve Kobanê kantonlarının birleşmemesi için 3 yıl sonra ABD’yle anlaşma yaparak askeri üsleri ABD uçaklarına açmasına karşın Türkiye ile ABD arasında güvenli bölge oluşumu konusunda bir mutabakat olamadığı son açıklamalarla açığa çıktı. Feridun Sinirlioğlu’nun "Güvenli bölge için anlaştık" açıklamaları ABD’li yetkililer tarafından yalanlandı.
Türkiye Cerablus hattında 90 km genişliğinde, 45 km derinliğinde bir alanın kendi denetiminde ÖSO ve Türkmen gruplarına verilmesini istiyor. Burada iki temel amaç güdülüyor. İlk olarak Efrîn Kantonu’nun tecridi ve yalnızlaştırılmasıyla birlikte Kürtlerin güç olmasını engellemek, ikinci olarak da Türkiye’nin bu bölge üzerinden Suriye üzerindeki etkisini sürdürmek ve bu bölge üzerinden pazarlık gücünü artırmak hedefleniyor. Türkiye kurulduğu günden itibaren Kürt kantonlarından rahatsız. Ve bu yüzden tüm politikalarını Kürt karşıtlığı üzerinden oluşturuyor.
Türkiye tarafından önce veto edilen, ardından büyük umutlar bağlanan eğit-donat programına eğitilecek insan kaynağı bulunmaması, eğitilenlerin ise birkaç günde El Nusra tarafından etkisiz hale getirilmesi Türkiye’nin Suriye topraklarına girerek güvenli bölge oluşturulması konusunda istekli olduğunu açığa çıkardı. Birkaç gün önce Türkiye’ye bağlı bazı birliklerin girdiği yönündeki haberler ise Türkiye tarafından tekzip edilmedi.
Ama tüm bu gelişmeler, izlenen politikalar güvenoyu almamış bir hükümet tarafından yürütülüyor. Ve hükümetin kurulup kurulmayacağı konusunda da bir netlik yok. Erken seçimin ağır bastığı siyasal bir atmosferde, hükümetin savaş politikalarına karşı barış blokunun çabaları yeterince sonuç almıyor. Van ve İstanbul’da yapılan barış mitingleri ise yeterince karşılık bulmadı.
Bir yandan çatışmalı dönem derinleşirken, diğer yandan ekonomik durgunluk yaşamın tüm alanında kendini hissettirmeye başladı. Buna yeni dönem politikaları nedeniyle üst düzeye çıkan askeri ve güvenlik harcamaları da eklenecek. Türkiye’de derinleşen siyasal kriz, yaşanan bu belirsizlik ve ekonomideki durgunluğun böyle devam etmesi bir anlamda ekonomik krizin de habercisidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomik kriz derinleşmeden, 45 günlük süre dolar dolmaz erken seçim kararı alarak ekonomik krizin etkilerinin seçimden sonraya ötelenmesini hedefliyor. Türkiye mevcut haliyle yönetim tarzı yasalara göre parlamenter sistem olmasına karşılık seçim sonrasındaki uygulamalar, cumhurbaşkanının siyaset ve devlet yönetimindeki tarzı yarı başkanlık sisteminin fiili olarak uygulandığını da gösteriyor.
Seçim sathı mahalline girilirken, kurulacak seçim hükümetinde HDP’nin yer almamasının formülleri aranıyor. Bu nedenle, AKP ile MHP arasındaki görüşmeler hiç kesintiye uğratılmadı. "Devletin ve milletin bekası" için HDP’nin içine alınmayacağı AKP azınlık hükümetinin önümüzdeki hafta içinde kurularak, seçim startının verilmesi beklentisi ağır basmaya başladı. Çünkü MHP’nin koalisyon kurulması için bazı talepleri Saray tarafından kabul edilmediği de basına yansıdı.
Son olarak AKP’nin bir dönem daha iktidarda kalması için her türlü yöntem deneniyor. Suriye topraklarına girerek tampon bölge oluşturma alternatifi dahi bu alternatifler arasında bulunuyor.
Türkiye’nin Suriye politikaları, erken seçim tartışmaları, Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar, ülkeler arasındaki bloklaşmalar, her gün yapılan ve kafa karıştıran açıklamalar, tekzipler, çatışmalar, kısacası her şeyin içiçe girdiği yani "at izinin it izine karıştırıldığı" yeni bir dönemden geçiliyor.