7 Haziran seçimlerinin yankıları bitmedi. Çünkü önce Meclis Başkanlığı ardından ise hükümet kurma girişimi başlayacak. 7 Haziran seçimlerinde “400 sandalye isterim” diyen cumhurbaşkanının, Meclis başkanı seçilene kadar, hükümet kurma görevini siyasi partilere vermeme kararı, siyasi partilere ve halkın iradesine siyasal bir ipotektir. İpotek, vesayetler sadece askeri darbeler ve muhtıralarla olmaz. Bazen de yetki kullanımı, siyasal mühendislik girişimleri de halkın iradesine ipotektir. Meclis başkanlığı seçimleri üç bilinmeyenli bir denklem gibi görünüyor. Ya AKP’nin adayı seçilecek, ya da CHP, HDP ve MHP’nin üzerinde uzlaşacağı bir isim Meclis başkanı olacak, ya da mevcut aritmetik üzerinden AKP’nin anlaşacağı bir parti ile ortak belirleyeceği isim aday olacak. Bu nedenle de bu beş gün içerisinde siyasal partiler hangi yöntemi izleyecekse ona uygun bir aday belirleyecek. HDP adayı açıklandı. Sıra diğer partilerde.

Hükümet kurma konusunda ise medya üzerinden bir savaş devam ediyor. Bu savaş ağırlıklı olarak CHP-MHP üzerinden yürüyor. CHP liderinin iki günde bir yaptığı açıklamalar MHP’yi koalisyona zorlayacak bir tavır gibi görünse de aslında “Bu koalisyon olmasın” girişimine benziyor. Çünkü siyasal partiler bir ortaklık kuracaksa, bir masa etrafında oturup ilkelerini belirlemeleri gerekir. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun benim derdim başbakanlık değil diyerek MHP’ye başbakanlık önermesi de aslında AKP’ye yakın medya kanallarında basına sızan kulis bilgilerinden kaynaklı. AKP-MHP’nin anlaştığı, bakanlıklara kadar belirlendiği haberleri CHP’yi tedirgin etmişe benziyor. Bu tedirginlik demeçlere kadar yansıyor. Bu açıklamalar ve kulis haberler aslında bir algıyı da yönetiyor. Ama algıyı hangi tarafından yönettiği konusunda belirsizlik var. Bunun nedeni siyasal partilerin ortaya koyduğu ilkelerde yatıyor.

HDP cephesine gelince, HDP’nin MHP’nin içinde bulunduğu bir koalisyona gideceğine asla ihtimal vermiyorum. HDP Türkiye’nin hükümetsiz kalmaması için CHP-MHP koalisyonuna barış süreci, demokratikleşme ve yolsuzlukların açığa çıkması koşuluyla 2 yıl süreli bir hükümete dışarıdan destek verebilir. HDP’ye oy verenlerin buna karşı çıkacağını düşünmüyorum. Fakat MHP’nin barış sürecine takındığı olumsuz tutum ve son dönemlerde HDP’ye yönelik eleştiriyi aşan ve üstten yaklaşan hakarete varan açıklamalarla HDP’yi kışkırtmaya çalışıyorlar. Seçimlerden hemen sonra Yalçın Akdoğan ile bazı AKP milletvekillerinin açıklamaları, MHP yöneticilerin Kürtleri kışkırtan açıklamalarıyla toplumu germeyi de hedefliyorlar. Bu açıklamalarıyla HDP’yi dizayn edip sistem içinde eritmenin yollarını aramaya başladılar. 

40 yıldır Kürtlerin verdiği barış ve demokrasi mücadelesinin Türkiye halklarının barış ve demokrasi mücadelesiyle buluşmasından rahatsızlar. Demokrasi, özgürlük ve barış  arayışında Türkiye halklarının yan yana gelmesinden rahatsız olanlar, HDP’ye ayar vermeye çalışıyorlar. Yemin töreninde Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in, TBMM Başkanlık Katibi Dilek Öcalan ile tokalaşırken yüzünü çevirmesi, demokrasiye ne kadar bağlı olduklarının da kanıtıdır. 

Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis başkanlığı seçiminden sonra AKP’ye hükümet kurma görevi verecek. Siyasal partiler arasında yapılacak olan görüşmelerde 45 gün içerisinde kurulamazsa, cumhurbaşkanı Türkiye’yi yeniden seçime götürecek. Ekonomideki son 20-25 günlük belirsizlik ve siyasal partiler arasındaki uzlaşmaz tutumu halka şikayet edip, yeniden tek parti ya da başkanlık sistemiyle sorunların çözüleceği gerekçesiyle yeniden alanlara çıkmayı hedefliyor. Bugüne kadarki yaklaşımları da bunu gösteriyor.