Saray “ceza indirimi” yoluyla hapisaneleri boşaltmak üzere harekete geçti.

Türkiye’de idam cezası olmadığına göre, virüs yoluyla fiili ve kitlesel idam cezası uygulanmasını önlemenin biricik yolu, tüm hükümlü ve tutukluları serbest bırakmak. Onları virüs karşısında savunmasız bırakmak ise ölüm cezasını kitlesel olarak uygulamak anlamına gelir. Böyle bir toplu katliama “zindan jenosidi” denir.

Meselenin “genel” ele alınışı böyledir. Ancak Türk devleti hapisaneleri “boşaltmayı” düşünmüyor. “Cinayet” gibi istisnalar dışında “kriminal suçluları” salmayı, buna karşılık “terör” diye adlandırdığı politik tutuklu ve hükümlüleri ölüme mahkum etmek istiyor.

Bunun insanlık dışı bir uygulama olduğunu anlatmak kolaydır. Bir an için bin tutuklu ve hükümlünün kaldığı bir hapisanede yangın çıktığını düşünün. Erdoğan politik tutsakların bulunduğu hücrelerin numaralarını jandarma ve itfaiyeye verip, bunların dışındakileri yangından kurtarın dese, siz buna dersiniz? Canavarlık dersiniz. İşte şimdi zindanlarda cirit atan virüsten ne kadar kriminal unsur varsa onları kurtaracak, politik tutsakları virüsün ellerine teslim edecek. Zindanlarda “politik jenosid”le karşı karşıyayız.

İnfaz uygulaması yasalaştıktan sonra “cinsel suç” işlemiş olanlar, uyuşturucu baronları, onların torbacıları toplumun içine salınacak ve politik tutsaklar ölüme terk edilecek.

Burada sorulması gereken soru şudur: Toplumun, az sayıda mafya unsuru ve seksüel psikopat dışında kalan yüzde doksandokuz virgül doksan dokuzu eroin tacirlerine ve seksüel psikopatlara karşıdır. Buna karşılık politik tutsakların, benimsedikleri politik, ideolojik, dini, mezhebi eğilimlerin toplumda şu ya da bu yüzdeler içinde taraftarı ve karşıtı vardır.  Esir düşmüş gerillaların Kuzey Kürdistan’daki desteği bilelim ki yüzde seksenleri bulur. Demirtaş yalnız Kürtlerin değil, çok geniş Türk seçmenin desteğini almıştır. 15 Temmuz çakma darbesinin mağdurları tahminlerin ötesinde bir vicdanlı kitle tarafından desteklenmektedir.

Demek ki AKP iktidarı toplumun hesaba katılmayacak bir bölümü dışında tüm toplum tarafından mahkum edilen unsurları serbest bırakacak, şu ya da bu desteğe sahip politik tutsakları ise ölüme mahkum edecek. Son seçimler zindandaki politik tutsakların yüzde 60’lık bir desteğe sahip olduğunu kanıtlamıştır. Erdoğan çoğunluğa karşı Ergenekon’la kurduğu ittifaka şimdi koronavirüsü de katarak saldırıya geçmiştir.

Kriminal unsurlar toplumun canına, malına, namusuna, sağlığına saldırır. Kadına ve çocuğa karşı cinsel suç işleyen kişi, çıkar çıkmaz aynı suçu işleyebilir. Eroin satıcısı çıkar çıkmaz mesleğine devam edebilir. Bu durumda kadının, çocuğun, gencin bu suçlulardan kendilerini korumaları neredeyse imkansızdır. Devletin kendi eliyle saldığı bu kriminal unsurlar savunmasız toplumu tehdit eder.

Politik tutsakların hedefi ise elbette devlettir. Bir gerilla zindandan salındığı zaman, yeniden dağa çıkabilir. HDP’li tutsaklar kaldıkları yerden devam edebilir. Sosyalistler yeni bir Gezi, Cemaatçiler yeni bir yolsuzluk hamlesi planlayabilir. Ama devletin bu girişimlere karşı elinde muazzam imkanlar vardır. Bu imkanları insanlık dışı, ahlak dışı yöntemlerle onlara karşı kullanabilir. Deyim yerindeyse,  ordusu, polisi, MİT’i, kontrasıyla devlet salınacak politik tutsaklara karşı kendini koruma imkanına sahiptir.

Ama bir çocuk tecavüzcü karşısında çaresizdir. Bir kadın kendi başına tecavüzcüyle baş edemeyebilir. Bir ilk okul öğrencisi okul önünde eroin, bonzai, esrar satan torbacı karşısında biçaredir.

AKP-MHP faşizmi, kriminalleri toplumun üstüne salmak ve kendi iktidarını korumak için politik tutsakları öldürmek üzeredir.

Toplumun tümü ve muhalefetin tümü tehdit altındadır.

Bu durumda, virüsün yayılmasını yavaşlatmak ve böylece hastane kapasitelerini koruyarak herkese eşit tıbbi yardımda bulunmak için olağanüstü önlemlere, topyekün sokağa çıkma yasağına, vurgunculara, karaborsacılara, yağmacılara, kundakçılara ve ekonomik krizin halka yükleyeceği amansız sonuçlara, açlığa, işsizliğe karşı OHAL ilanına ihtiyaç olduğu şu anda, bu yetkiyi Saray rejimine tanımak “topyekün siyasi soykırıma” boyun eğmek demektir.

İşin acı tarafı, birçok siyasi ve gazete yazarı hükümeti “sokağa çıkma yasağını kapitalistleri korumak, fabrikaları çalışır halde tutmak için ilan etmediği” için suçlamakta. Bu büyük bir gaflettir. Yağlı cellat ilmiğini kendi boynuna geçirmektir.

AKP-MHP iktidarıyla “virüse karşı birlik” en büyük tuzaktır. Virüsten kurtulmak ve virüs yoluyla “siyasi jenosidi” önlemek için Erdoğan rejimini bugün için sınırlamak, yetkiyi TBMM’deki ve dışındaki tüm siyasi partilerin ve sivil toplum temsilcilerinin eşit katıldığı virüsle mücadele amaçlı olağanüstü geçici bir Meclis’e devretmek biricik çaredir.

Gerçekçi mi? Halka anlatın, gerçekçi mi değil mi sonra tartışın.