Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani’nin Amed ziyareti öncesi “Demokratik Birlik Partisi (PYD), Rojava’da devrim yaptığını iddia ediyor. Kime karşı kazanılmış bir devrim bu? Tek yaptıkları şey, rejimin onlara teslim ettiği yerlerde söz sahibi olmak” biçiminde bir açıklamada bulunduğu haberi geçti ajanslara. Ardından başkaları daha sert açıklamalarla PYD ve Başkanı Salih Muslim’e yüklenmeyi sürdürdüler.

Kak Mesud böyle düşünebilir. KDP’nin PYD hakkında olumsuz görüşleri olabilir. Bunlar doğal. Doğal olmayan bu tür açıklamaların Erdoğan’la buluşmaya gidilirken yolda yapılması. Ve mesajın ziyaretten önce Ankara’ya ulaşması.
Ankara’nın PYD ve Kürdistan’da sahada mücadele içinde olanlara bakışı belli. Kürdistan’a cihada gönderdiği güruhlar orta yerde dururken, bunların eline bolca Kürt kanı bulaşmışken, böylesi bir açıklamanın zamanlaması haliyle dikkat çekici.
Mesud Barzani bu ve varsa daha ağır eleştirilerini bizzat Salih Muslim’ü Hewlêr’e çağırarak dile getirebilirdi. Ya da bizzat Kandil’e bir temsilci gödererek rahatsızlıklarını iletebilir, bunu da uygun görmüyorsa oradan yetkilileri davet ederek yüzlerine söyleyebilirdi. Kanımca bu daha şık kaçardı ve daha etkili olurdu.
Yine de böyle uygun gördüyse, biçime ilişkin diyebileceğimiz fazlaca birşey olmaz. Ama içeriğine ilişkin olur. Şayet PYD, Esad güçlerini yanına alıp Kürdistan’da diğer güçlere karşı bir “temizlik” harekatına girmiş olsaydı, Kak Mesud yerden göğe kadar haklı olurdu. Zira bu büyük bir cürüm ve suç olurdu; yenilir, yutulur, elle tutulur ve savunulacak bir tarafı olmazdı.
Ne var ki suç olarak isnad edilen Esad rejimi ile ilişkidir. Savaşan, çatışan, karşıt konumda mevzilenmiş olan taraflar, ilişki içinde olamazlar mı? Olurlarsa bu affedilmez bir suç mu olur?
PYD başından beri “ben çatışan taraflardan herhangi birinin saflarında yer alarak savaşa ortak olmam” dedi ve Kürdistan’ı yangından uzak tutmaya çalıştı. Ne zaman ki Müslüman maskeli çeteler Kürt yerleşim birimlerine saldırıya geçti, Yurt Savunması için kolları sıvadı ve Kürdistan’ı ve halkı fedakarca savundu, Türkiye’nin her türlü destekte bulunduğu istilacı çeteleri Kürdistan’dan söküp attı.
PYD, Esad’a savaş açsaydı ne olurdu? İşte Halep ortada. Taş taşın üstünde kalmamış. Halep’te yaşayan çocuklara cehennemi tarif edin denilse, verecekleri cevap Halep’tir, yaşadıkları şehrin içine düştüğü durumdur. Kürdistan’ı halepleştirmemek suçsa, evet bu suçu PYD işledi. İyi ki de işledi ve Kürdistan’ı yangından ve yıkımdan elinden geldiğince korudu.
Hewlêr’de Amed ziyareti sonrası düzenlediği bilgilendirme toplantısında Rojava’ya ilişkin olarak “ne dağ, ne de tepe var” diyen Kak Mesud’un, Esad’a savaş açılmadığı için PYD’ye yüklenmesi ise bir çelişki ve çıkmazın, hatta bir zorlanmanın dışa vurumudur. Esad’ın savaş uçaklarına, tank ve toplarına karşı ovaya ve düzlük bir alana yayılmış olan Kürt yerleşim birimlerini savunmaya ilişkin bir reçete, plan ve program sunulmuş olsaydı, belki bir düzeyde anlaşılır olurdu. Ne yazık ki bu da yok.
Gelelim sömürgeci rejimlerle ilişki ve arayışlara. Biraz gerilere gidelim. Yıl 1991, mevsimlerden bahar, aylardan Mart. Saddam tüm gücü ve devşirdiği çapulcu sürüleriyle Kürdistan’a cihad ilan etti. Milyonlarca insan sınırlara vurdu kendini, can havliyle. Kısa bir süre zarfında onbinlerce insan soğuktan ve açlıktan kırıldı. Kırılan bu onbinlerce insanın daha kırkı çıkmadan, önce Mam Celal, ardından Kak Mesud ve Kak Noşirvan Mustafa, Saddam’ın sarayında aldılar soluğu. Sarılıp koklaşmalar, bir kırılma yarattı tüm Kürtlerde ve dünya şaşkınlıkla izledi, olup biteni.
Sonra 1994, KDP ile YNK arasında yaşanan birakûjî ve ardından 1996’da Saddam’ın tanklarıyla YNK’ın Hewlêr’den sökülüp atılması ve Mam Celal’ın yaya olarak İran sınırına dayanması. Bunlar kötü örnekler. Bunları burada sıralamak, yeniden hatırlamak bile, üzüntü veriyor insana. Keşke olmasaydı, keşke yaşanmasaydı! İyi örnekler de var. Yıl 2003. Saddam yenilmiş, eşi, kızları ve torunları dışarı çıkmak için arayış içindeler. Sünni Şammar aşiret reislerinden kırkı konuktur Hewlêr’de. Şammar Şeyhlerinin kaldığı oteldeyiz. Akşamları bilmemiz gerekenler konusunda bilgilendiriliyoruz hafiften, Başkanlık Sarayı’ında görevli olanlarca. Kürt-Arap çatışmasına yol vermemek için Saddam’ın eşi, kız ve torunlarının Kürdistan üzerinden Suriye’ye geçişlerine “göz yumuldu”, centilmence. Şayet bu “cürümse”, PYD de bu cürmü işledi ve teslim olan Baas görevlilerini salıverdi.
“Biz Kürdistan halkı olarak barışa elimizi uzatıyoruz. Barış süreci başlattıkları için Sayın Başbakan Erdoğan’ın attığı barış adımını takdirle karşılıyoruz. Sayın Öcalan’ın bu yaklaşımını da takdirle karşılıyoruz. Tüm gücümüzle bu sürecin arkasında durmaktayız” diyen ve Erdoğan’a methiyeler düzen Barzani’nin PYD’yi Esad’la ilişki içinde olmakla suçlaması bir çelişkidir.
Ya sömürgeci rejimlerle ilişkiler ne türden olursa olsun, tümden red edilir ve bunun gereği yapılır, ya da biri olumlu bulunurken, diğerinin lanetlenmesi olmaz! İşin getiri ve götürüsüne, Kürt halkının çıkarlarına bakılır.
Diğer taraftan otel lobilerinde devrim yapılamayacağını, kullanılmış keresteyle Gökdelen dikilemeyeceğini herkesten önce Kak Mesud bilir. Sayın Barzani’ye yakışan, konumuna uygun, toparlayıcı, kucaklayıcı tutum ve davranışlardır, yoksa tersi değil!

msahin1@web.de