• Meryem Erbey, iki şehidin annesi, bir kızı gazi, bir oğlu tutsak, bir oğlu ise sürgünde. Göç, devlet baskısı ve direnişle gelen ilk ailedeki ilk şehadetlerin ardından kendi çocukları da aynı yolu takip etti. Mersin'de yaşayan Barış Annesi Meryem Erbey, "Önderimiz ne derse onu yapmaya hazırız. Kürt halkı ve gerillalar, Önderliğin sözünü esas alır" dedi.

 

Yıllardır savaşın bedelini en ağır şekilde ödeyen Barış Anneleri de kalıcı barışın koşullarına dikkat çekiyor. Devlet baskıları, göç, işkence ve çocuklarının yaşamlarına dokunan savaş politikalarına tanıklık eden Barış Annesi Meryem Erbey de yıllardır savaşın yükünü taşıyan annelerden biri. JINNEWS'ten Evin Çiftçi'ye konuşan Meryem Erbey, devletin baskıları ve yaşadıkları ekonomik sorunlar nedeniyle Türkiye metropollerine göç etmek zorunda kaldıklarını hatırlattı. Meryem Erbey, “1975'te Mersin’e göç ettik. Geldiğimiz zaman babamın silahı var diye şikâyet etmişlerdi. O silahı elinden alana kadar haftada bir kez işkence ettiler. Devlet, her zaman Kürtlere zulmetti. Köylerimizde okullar yoktu, yollar yoktu. Kürtlere insan gözüyle değil, hayvan gözüyle bakıyorlardı. Kürtler başkaldırıp, ‘Biz de insanız’ dediklerinde ise katlettiler, köylerini yakıp sürgün ettiler, zindana attılar” dedi.

Onun izinden yürüdüler

PKK’nin ismini 1980-84 yıllarında yeni yeni duymaya başladıklarını belirten Meryem Erbey, şunları paylaştı: “1993'te kayınbabamın yeğeni şehit düştü. Mersin’in Yenipazar Mahallesi’nde polislerle çatışmaya girip iki arkadaşıyla birlikte şehit düştüler. Amcaoğullarım 1993’te şehit düştü. Onunla birlikte çocuklarda da bir uyanış oldu. O şehit düştüğünde çocuklarım biraz büyümüştü. 12-13 yaşlarındaydılar. Çocuklarım daha da büyüdüklerinde yolundan ilerlediler. 5 kız, 5 erkek olmak üzere 10 çocuğum oldu. Çocuklarım Hareket'i tanıdıktan sonra hiçbir işe girmediler. Sadece parti çalışmalarında yer aldılar. Parti ile birlikte kendilerini tanıdılar. Kürt olduklarını, yıllardır katledildiklerini ve kendilerine hiçbir hak verilmediğini öğrendiler. Bu yüzden partiye girdiler.”

Önderlik esir alınınca üçü de gerillaya katıldı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1999'da esir alınması sürecine işaret eden Meryem Erbey, şöyle konuştu: “Önderlik tutuklandığı zaman çocuklarımdan üçü; Mesut, Zozan ve Halime, Kürt Özgürlük Hareketi'ne katıldı.

* Mesut, 2006'da Batman’da şehit düştü.

* Halime, 2016'da Avaşîn’de şehit düştü.

* Zozan ise gazi oldu. Şu an nerede olduğunu bilmiyorum.

Bu üçü katıldıktan sonra kardeşleri de burada gençlik çalışmalarına katıldı;

* Bir itirafçının ifadelerinden dolayı bir oğlum yurt dışına gitti, çünkü başka çaresi kalmamıştı.

* Bir çocuğum 16 yıl cezaevinde yattı. 5 ay önce bırakıldı, tekrar mahkemeye verdiler ve 10 yıl daha ceza istiyorlar.

‘Biz Kürt’üz’ dedikten sonra

“Kendimizi tanıyıp, ‘Biz Kürt’üz’ dedikten sonra devlet bizi rahat bırakmadı” diyen Meryem Erbey, şöyle devam etti: “Çocuklarım sürgün edildi, şehit düştü, zindana girdi. Eşimin yeğeni ve kuzeni şehit düştükten sonra bize etmedikleri işkence, yapmadıkları zulüm kalmadı. Kaç defa evimizi karakola çevirdiler. Polisler gelip günlerce evimde kalıyordu, ancak biz sadece haklarımızı aradık.”

Herkes sorumluluk almalı

Meryem Erbey, devam eden sürece dikkat çekerek, şunları söyledi: “Devlet her şeyden önce Abdullah Öcalan’ı özgür bırakmalıdır. Kürt halkının hepsi Önderliğe bağlıdır. Önderimiz ne derse onu yapmaya hazırız. Kürt halkı ve gerillalar, Önderliğin sözünü esas alır. Önderliğimiz o zindanda olduğu sürece biz bu sürece ‘barış’ diyemeyiz. Eğer bu barış süreci bozulursa etkilenen sadece Kürt halkı olmaz. Herkes sorumluluk almalı ve bu süreçte aktif rol oynamalıdır.”