Gezegenin ham maddeleri, dünyayı ticaretini yöneten ülkeler ve kapıda bekleyen halklar
- Aydınlanan her şehrin ve çalışan her cep telefonunun arkasında, birçok insanı yoksullaştırırken az sayıdaki kişiyi zenginleştiren bir çıkarma düzeni vardır. 21. yüzyıl, fiziksel kaynaklar olmadan dijital olamaz. Ve her şey bir madende, bir nehirde ya da bir tarlada başlar.
- Kaynakları kontrol eden, 21. yüzyılı da kontrol eder. Mesele diplomasi değil, hâkimiyettir. Mesele iş birliği değil, el koymadır. Savaşlar artık bayraklarla değil; yağmayı yatırım gibi gösteren sözleşmeler, yaptırımlar ve uluslararası anlaşmalar aracılığıyla yürütülüyor.
- Kaynaklara hâkim olanlar, dünya ticaretinin kurallarını belirler. Ortadoğu hiçbir zaman yalnızca petrolden ibaret olmadı; bugün doğal gazı ve stratejik ulaşım koridorlarıyla da küresel rekabetin merkezinde yer alıyor. Dünya değerler uğruna dönmüyor, ham maddeler uğruna dönüyor.
Mauricio Herrera Kahn* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
"Halkların egemenliğini değil, toprağın kime ait olduğunu gösteriyor harita."
Güç konuşmalarda değil, yerin altındadır. Bayraklarda değil, maden yataklarındadır. Bugün her ekonomik model, her askeri güç ve her kalkınma hayali; madenlere, tahıllara, metallere ve enerji kaynaklarına dayanıyor. Lityum olmadan batarya üretilemez. Buğday olmadan ekmek olmaz. Uranyum olmadan nükleer santral kurulamaz. Aydınlanan her şehrin ve çalışan her cep telefonunun arkasında, birçok insanı yoksullaştırırken az sayıdaki kişiyi zenginleştiren bir çıkarma düzeni vardır. 21. yüzyıl, fiziksel kaynaklar olmadan dijital olamaz. Ve her şey bir madende, bir nehirde ya da bir tarlada başlar.
Yirmi ham madde, tek bir küresel mücadele
Dünya ekonomisi yüzden fazla temel ham maddeye dayanır. Ancak bunların yaklaşık yirmisi sistemi ayakta tutar. Bunlar; lityum, bakır, demir, altın, gümüş, alüminyum, petrol, doğal gaz, kömür, nadir toprak elementleri, koltan, nikel, manganez, uranyum, tatlı su, fosfat, grafit ile buğday, mısır ve soya gibi stratejik tahıllardır. Bunlara silikon ve yeşil hidrojeni de eklemek gerekir.
Bu kaynakların tamamı enerji, ulaşım, savunma, gıda üretimi, gübre ve altyapı açısından vazgeçilmezdir. Üstelik büyük bölümü yalnızca sınırlı sayıdaki bölgede yoğunlaşmış. Günümüzün jeopolitik çekişmeleri artık yalnızca ideolojilerle açıklanamaz; asıl belirleyici olan bu listedir.
Ve bu liste tarafsız değil. Bu, bir güç haritası. Bu kaynakları kontrol eden, 21. yüzyılı da kontrol eder. Mesele diplomasi değil, hâkimiyettir. Mesele iş birliği değil, el koymadır. Savaşlar artık bayraklarla değil; yağmayı yatırım gibi gösteren sözleşmeler, yaptırımlar ve uluslararası anlaşmalar aracılığıyla yürütülüyor.
Afrika yoksul değil; lityum, koltan ve altın bakımından son derece zengindir. Latin Amerika istikrarsız olduğu için değil; bakırı, suyu ve gıda kaynakları nedeniyle arzu edilen bir bölgedir. Ortadoğu ise hiçbir zaman yalnızca petrolden ibaret olmadı; bugün doğal gazı ve stratejik ulaşım koridorlarıyla da küresel rekabetin merkezinde yer alıyor. Dünya değerler uğruna dönmüyor; ham maddeler uğruna dönüyor.
On ülke, yüzde 90'dan fazlası
Çin, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, Avustralya, Kanada, Hindistan, Güney Afrika, Venezuela ve Suudi Arabistan; bu stratejik ham maddelerin üretiminin ya da denetiminin yüzde 90'ından fazlasını elinde bulunduruyor.
Çin
Nadir toprak elementleri (%90)
İşlenmiş lityum (%70)
Elektrikli bataryalar (%80)
Grafit (%75)
Rafine bakır (%60)
Nadir toprak mıknatısları (%80)
Rusya
Doğal gaz (%17)
Petrol (%12)
Buğday (%20)
Uranyum (%8)
Nikel (%9)
Alüminyum (%6)
Gübre (%15)
ABD
Tarım ve enerji emtia vadeli işlem piyasalarının kontrolü (küresel piyasanın %90'ı)
Kendi üretimi görece sınırlı olmasına rağmen; petrol, doğal gaz, altın, mısır, buğday ve bakırın dünya fiyatları üzerinde belirleyici etkiye sahip
Brezilya
Niyobyum (%63)
Demir (%8)
Boksit (%13)
Latin Amerika'nın soya ihracatının %50'si
Avustralya
Lityum (%46)
Demir (%38)
Metalurjik kömür (%30)
Altın (%20)
Kanada
Uranyum (%7)
Altın (%4)
Lityum (%3)
Potas (%10)
Küresel madencilik yatırımlarının %20'si (Toronto Borsası aracılığıyla)
Hindistan
Demir (%8)
Boksit (%5)
Termal kömür (%9)
Buğday (dünyanın üçüncü büyük üreticisi)
Güney Afrika
Manganez (%39)
Platin (%70)
Krom (%45)
Altın (%10)
Suudi Arabistan
Petrol (%17)
Kanıtlanmış petrol rezervlerinde Venezuela'nın ardından ikinci sırada
Sıvılaştırılmış doğal gaz (%10)
Venezuela
Petrol (dünyadaki kanıtlanmış rezervlerin %18,2'si)
Demir (%3)
Altın (%5)
Boksit (bölgesel potansiyelin %15'i)
Bu kaynaklara hâkim olanlar, dünya ticaretinin kurallarını belirler.
Afrika: Karşılıksız veren kıta
Afrika, dünyanın stratejik maden rezervlerinin %30'undan fazlasına sahip. Buna rağmen, katma değer yaratmadan ve yabancı şirketlerin denetimi altında ham madde ihraç etmeyi sürdürmekte.
Nijer, dünya uranyum rezervlerinin %5'ine sahip ve bu rezervlerin büyük bölümü Fransız şirketi Orano tarafından işletilmektedir. 2023 yılında uranyum ihracatının %80'inden fazlası Avrupa'ya giderken, ülke halkı elektrik kesintileri yaşamaya devam etti.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC), kobalt ve koltan üretiminde dünya lideridir. Bu kaynaklar ağırlıklı olarak Glencore (İsviçre) ile China Molybdenum tarafından işletilmektedir. 2022 yılında ihraç edilen kobaltın %72'si Çin'de işlendi.
Botsvana, dünya elmas üretiminin %20'sinden fazlasını gerçekleştiriyor ve sektör büyük ölçüde De Beers tarafından kontrol ediliyor.
Angola, yılda 25 milyar ABD dolarının üzerinde ham petrol ihraç ediyor. Üretimin neredeyse tamamı TotalEnergies (Fransa), Chevron (ABD) ve Sinopec (Çin) tarafından yürütülüyor.
Güney Afrika ile Gabon, dünya manganez üretiminin yaklaşık %40'ını kontrol ediyor; buna karşın bu cevherin %5'inden daha azını kendi ülkelerinde işleyebiliyorlar.
2023 yılında Afrika, 150 milyar ABD dolarını aşan ham madde ihracatı gerçekleştirdi. Ancak bu zenginliğin %75'i kıta dışında faturalandırıldı. Başka bir deyişle, kaynakların bulunduğu harita ile kalkınmanın gerçekleştiği harita birbiriyle örtüşmüyor.
Latin Amerika: Kasası olmayan bir banka
Latin Amerika; lityum, bakır, demir, boksit, petrol, altın ve tahıl bakımından dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Ancak bu kaynakların ne fiyatını ne de üretim zincirini kontrol edebilmektedir.
Şili, dünyanın en büyük bakır ihracatçısı (5,6 milyon ton) ve lityum üretiminde ikinci sırada (40.000 ton LCE). Buna rağmen küresel batarya üretiminde hiçbir paya sahip değil.
Arjantin, dünyanın ikinci büyük lityum rezervlerine sahip. 2023 yılında bu mineralden 900 milyon ABD dolarını aşan ihracat gerçekleştirmiştir. Ancak üretimin %95'i Livent (ABD), Allkem (Avustralya) ve Ganfeng (Çin) tarafından yapılmaktadır.
Brezilya, demir cevheri (yılda 400 milyon ton), niyobyum (küresel pazarın %90'ı), boksit ve soya üretiminde (152 milyon ton) önde gelen ülke. Ancak sektörün büyük bölümüne Vale ve Bunge hâkimdir.
Venezuela, Cerro Bolívar'daki demir cevheri yatakları, petrol, boksit ve altın rezervlerine sahip. Ancak yaptırımlar ve yolsuzluklar, ülkenin bu kaynaklar üzerinde üretim egemenliği kurmasını engellemekte.
Peru, gümüş üretiminde ikinci; bakır ve altın üretiminde ise üçüncü sırada. Buna rağmen ülkedeki en büyük madencilik şirketleri yabancı: Freeport, Newmont ve Glencore. Latin Amerika dünya için üretir fakat ne kadar kazanacağına dünya karar verir.
Kanada ve Avustralya: Madencilik düzeninin arka ofisi
Kanada, dünya lityum rezervlerinin %3'ünden daha azına sahip olmasına rağmen ABD, Arjantin, Namibya ve Şili'deki birçok lityum yatağını kontrol etmekte. Dünyadaki küçük ve orta ölçekli madencilik şirketlerinin (junior mining) en büyük finansman merkezi. Allkem, Lithium Americas ve Nemaska gibi şirketler faaliyetlerini Toronto merkezli olarak yürütmekte.
Kanada yılda yaklaşık 500 ton lityum üretmesine rağmen, yurt dışındaki faaliyetleri aracılığıyla 10.000 tonun üzerinde üretimi kontrol etmekte.
2023 yılında 21 milyar ABD doları değerinde maden ihracatı gerçekleştirmiş, ancak bunun yalnızca %35'i ülke içinde işlenmiştir.
Avustralya, 2023 yılında 86.000 ton LCE ile dünyanın en büyük lityum üreticisi ve 900 milyon tonla ikinci büyük demir cevheri ihracatçısı. Pilbara Minerals ve Mineral Resources gibi dev şirketlere ev sahipliği yapmakta. Buna rağmen lityumun %75'i katma değer yaratılmadan Çin'e ihraç edilmekte. Her iki ülke de başka ülkelerde madencilik faaliyetleri yürütmekte. Batı ekonomik sisteminin ham madde bankaları olarak işlev görmektedirler.
Çin: Sahip olmadığını işleyen güç
Çin ham madde ithal eder, teknolojik üstünlük ihraç eder. Küresel lityumun %70'ini, bakırın %60'ını ve grafitin neredeyse tamamını rafine eder.
Nadir toprak elementlerinin %90'ını kontrol eder; elektrikli otomobiller ve rüzgâr türbinleri için gerekli mıknatısların %80'ini üretir. Afrika, Asya ve Güney Amerika'da 120'den fazla madencilik projesinde faaliyet göstermekte.
2023 yılında yurt dışındaki madencilik varlıklarını satın almak için 10,2 milyar ABD doları yatırım yapmış. Çin'in gücü madenlere sahip olmasından değil, onları işleyebilecek izabe ve rafineri tesislerine sahip olmasından kaynaklanıyor. Başkaları çıkarıyor; Çin ise işleyip satıyor.
ABD: Fiyatları belirleyen güç
COMEX ve NYMEX, altın, bakır, gümüş, doğal gaz ve petrolün küresel fiyatlarının oluşmasında belirleyici rol oynar. CBOT, buğday, mısır ve soya ticaretine yön verir.
Dünyanın en büyük tarım emtia şirketleri (Cargill, ADM, Bunge) ile büyük metal ticaret şirketleri (Goldman Sachs, Glencore, Trafigura) faaliyetlerini Wall Street veya Chicago merkezli olarak yürütmekte.
ABD; vadeli işlem piyasalarını kontrol eder, doları uluslararası işlemlerin temel para birimi olarak dayatır ve küresel finansal uyuşmazlıklarda son sözü söyleme gücüne sahip.
ABD kuyu kazmaz. Fiyatları belirler ve çatışmaların yönünü tayin eder. Afganistan'da lityum var. Irak'ta petrol vardı. Ukrayna'da buğday ve uranyum var. Hiçbiri tesadüf değil.
Rusya: Enerji, gıda ve hayatta kalma
Dünya doğal gazının %17'si
Petrolün %12'si
Buğdayın %20'si
Uranyumun %8'i
Nikelin %9'u
Yılda 70 milyon ton stratejik tahıl üretiyor.
Nikel üretiminde Nornickel, dünyanın önde gelen şirketlerinden biri.
Rosatom, nükleer teknoloji ihracatında belirleyici bir konuma sahip.
Batı'nın yaptırımları, Rusya'nın ticaret haritasını yeniden şekillendirdi; Çin, Hindistan, İran, Türkiye ve Brezilya ile ticaretini artırdı.
Rusya enerjiyi jeopolitik bir kaldıraç olarak kullanıyor. Ve sloganlarla değil, tonlarla direniyor.
Bu kaynaklar daha ne kadar yetecek?
Lityum: yaklaşık 30 yıllık küresel rezerv (USGS, 2024)
Yüksek tenörlü bakır: 40 yıl
Koltan: 20 yıl
Ekonomik olarak çıkarılabilir uranyum: 50 yıl
Demir: 60 yıl
Nikel: 70 yıl
Manganez: 30 yıl
Nadir toprak elementleri: 25 yıl
Saf altın: 20 yıl
Tatlı su: kaynakların %70'i şimdiden tahsis edilmiş durumda
Gezegen yok olmayacak. Ama kolay erişilebilir rezervler tükenecek. Üstelik bu kaynakların nasıl paylaşılacağına veya korunacağına ilişkin uluslararası bir uzlaşma da bulunmuyor. Enerji dönüşümü talebi hızlandırıyor; ancak modeli değiştirmiyor. Sistem hâlâ çıkarıcı, eşitsiz ve kendi kendini tüketen bir yapıya sahip.
Hâlâ bekleyen halklar
Jujuy'da yerli topluluklar, kendilerine danışılmadan lityum madenciliğinin genişletilmesine direniyor. Calama'da bakır işçileri, elde edilen gelirin kendi bölgelerine yeniden yatırılmasını talep ediyor. Nijer'de çocuklar karanlıkta ders çalışırken, ülkelerinin uranyumu Paris'i aydınlatıyor.
Bolivya'da lityum bir umut olarak sunuluyor; ancak hâlâ sanayileştirilebilmiş değil.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde kobalt madenleri büyürken çocuk işçiliği de artıyor. Ham maddeler yalnızca birer kaynak değildir. Aynı zamanda sözleşmelerdir, sınırlardır ve kapanmamış yaralardır. Kurallar değişmediği sürece de böyle kalacaklardır: Azınlık için vaat, çoğunluk için yıkım.
Sonsöz
Bu model değişmek zorunda. Ham maddeler artık piyasanın dayattığı fiyatlarla ve kırk yıl önce imzalanmış gizli sözleşmeler uyarınca ülkelerden çıkıp gitmemelidir. Endüstriyel egemenliğe, güçlü ulusal şirketlere, sağlam bölgesel ittifaklara ve çevresel adalete ihtiyaç var.
Lityumun yalnızca çıkarılmadığı, aynı zamanda işlendiği bir sistem kurmalıyız.
Bakırın yalnızca ihraç edilmediği, kendi sanayimizin bir parçası hâline getirildiği... Suyun özelleştirilmediği... Uranyumun silahları değil, bilimi beslediği... Altının kirli servetleri değil, kamu rezervlerini güçlendirdiği...
Gümüşün yalnızca zenginleri süslemek yerine tıbbi teknolojilere hizmet ettiği...
Alüminyumun yabancı izabe tesislerine gönderilmediği, kendi trenlerimizi ürettiği... Kömürün akciğerleri kirletmediği, adil bir dönüşümle kullanım dışına çıkarıldığı... Nadir toprak elementlerinin imparatorlukları değil, yeni egemenlikleri güçlendirdiği... Koltanın savaşları değil, okulları finanse ettiği... Nikelin özel servetleri büyütmediği, ulusal batarya sanayisini beslediği... Manganezin ham olarak satılmadığı, katma değere dönüştürüldüğü... Fosfatın toprağı tüketmediği, adil tarımı beslediği... Grafitin vergisiz biçimde ülkeyi terk etmediği, sanayi ürünü olarak geri döndüğü...
Buğdayın bir ticaret metaı değil, ekmek olduğu... Mısırın yalnızca genetiği değiştirilmiş bir ürün değil, kutsal bir miras olarak görüldüğü... Soyanın ormanların yerini almadığı, halkların yaşam alanlarına saygı gösterdiği...
Silikonun ham olarak ihraç edilmediği, kendi çiplerimizde hayat bulduğu...
Yeşil hidrojenin en yüksek teklifi verene satılmadığı, gelecek kuşaklar için korunduğu bir düzen.
Bize ait olanı kullanabilmek için artık kimseden izin istememeliyiz.
Haritayı bozmalı, onu yeniden çizmeli ve bu kez adalet temelinde kurmalıyız. Çünkü mesele yalnızca madenler değil. Mesele halklardır.
Ve bu kez, halklar bu sözleşmenin dışında bırakılmamalıdır.
* Mauricio Herrera Kahn; maden mühendisliği ve proje geliştirme sektöründe 45 yılı aşkın deneyime sahip, Şilili inşaat ve makine mühendisidir. Aynı zamanda uluslararası platformlarda sosyal, politik ve ekonomik analizler kaleme alan bir yazardır.
Kaynak: Pressenza - International Press Agency
Kaynak link: https://www.pressenza.com/2025/08/planetary-raw-materials-the-countries-that-rule-and-the-peoples-that-wait/