
Dikkat edilirse, geçen hafta yazmış olduklarımızdan farklı bir durum söz konusu değil. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kendisine bağlı ve kontrol edebileceği bir ekip oluşturmuş durumda. Yapılanlarda herhangi bir sürpriz söz konusu değil. Sadece çözüm sürecinin koordinatör bakanı Beşir Atalay’a aynı görevin verilmemesi herkesi biraz düşündürttü.
Fakat bütün bunlar daha sonra parti yönetimi açıklanınca önemli ölçüde giderildi. Beşir Atalay’ın parti sözcüsü yapılması kendisi açısından önemli bir yerde tutulduğunu açıkça gösterdi. Geriye Yalçın Akdoğan’ın çözüm süreci koordinatörlüğü kaldı ki, bu durumu herkes “Ahmet-Yalçın Dönemi” olarak değerlendirdi ve ifade etti.
Mevcut durumla AKP’nin yeni bir döneme girmiş olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu dönemi esas olarak “Tayyip Erdoğan’ın İmparatorluk Dönemi” olarak tanımlamak en doğrusudur. Buna bağlı olarak “Ahmet-Yalçın Dönemi” olarak da ifade edilebilir. Tayyip Erdoğan’ın Ahmet Davutoğlu, Yalçın Akdoğan, Efkan Ala ve Hakan Fidan’dan oluşan ekip yönetimi de denebilir.
Böyle bir yönetimle AKP nereye kadar gidebilir? Kendisi Tayyip Erdoğan’ın on yıllık cumhurbaşkanlığı süreci boyunca gitmeyi hedeflemektedir. Ancak bunun çok kolay olmayacağı ve bazı şartlara bağlı olduğu açıktır. Bu şartları biz, geçen hafta kısmen değerlendirmiştik. Abdullah Gül’ün tutumuyla birlikte esas olarak Kürt sorununu çözecek ve Türkiye’yi demokratikleştirecek olan “Demokratik Çözüm Süreci”nin gidişatına bağlı olacağını ifade etmiştik.
Şimdi şunları kesine yakın olarak insan söyleyebilir: AKP mevcut düzenlemeyle 2015 genel seçimlerine gidebilir ve bir ihtimal son defa da olsa 2015 seçimini de kazanabilir. Eğer içte ve dışta ciddi olaylar gelişmezse, gidişatın böyle olacağı anlaşılmaktadır. Fakat ondan sonrası belirsizdir. Ondan sonrasının da planlandığı gibi yürüyebilmesi için yukarda belirttiğimiz şartların yerine getirilmesi gerekir.
Kısaca kuru bir “Yeni Türkiye” edebiyatıyla bu işler yürümez. Kaldı ki, esas olan demokratikleşmedir ve bu temelde Kürt sorununun çözümüdür, yoksa boş bir “Yeni” söylemi değildir. Dahası eski AKP’den yeni Türkiye’nin doğmayacağını herkes bilmektedir. Dolayısıyla boş bir “Yeni” kavramı üzerine oturtulan propagandanın demogojiden öteye geçemeyeceği açıktır.
Geçen hafta belirttik: Toplumumuzun, Ortadoğu halklarının ve insanlığın ihtiyacı, ne idüğü bilinmeyen “Yeni Türkiye” değil, tersine “Demokratik Türkiye”dir. Yeni Türkiye demokratik olmak zorundadır. Ancak demokratik olan bir Türkiye’ye yeni Türkiye denebilir. Gerisi boş laf ve demogojiden öteye bir şey değildir.
Oysa dikkatli gözlemciler görmüşlerdir ki, Ahmet Davutoğlu’nun programını oluşturan dokuz madde arasında “Demokratikleşme” yoktur. “Yeni Türkiye” sloganıyla sunulan bu programın ikinci maddesini “Çözüm Süreci” oluşturmaktadır. Ancak tıpkı “Yeni Türkiye” gibi, “Çözüm Süreci” de demokratikleşmeden yoksundur.
Halbuki esas anahtar kavram “Demokratikleşme” kavramıdır. “Yeni Türkiye” ancak “Yeni Demokratik Türkiye” olursa bir anlamı ve içeriği olur. “Çözüm Süreci” ancak “Demokratik Çözüm Süreci” olursa fiiliyatta bir anlam ifade edebilir. Kürt sorununun çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinin anahtarıdır ki, bu nedenle demokratikleşme olmadan “Çözüm Süreci” olamaz.
Sadece bu bile AKP’nin Demokratik Çözüm Sürecine yaklaşımını göstermek için yeterlidir. Zaten yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Çözüm Süreci” tanımı da bu çerçevededir. “Sosyo-kültürel olarak parçalanmış toplumu yeniden birleştirme süreci” biçiminde tanımlamaktadır. Yani Kürt halkının ulusal-demokratik haklarını tanıma değil, Kürtleri Türk ulus-devleti içinde eritme öngörülmektedir. Yani bildiğimiz asimilasyon ya da kültürel soykırım süreci olarak ele alınmaktadır.
Öyle anlaşılıyor ki, Ahmet-Yalçın döneminde “Demokratik Çözüm Sürecini” ilerletmek oldukça güç olacaktır. Ahmet Davutoğlu ve ekibi istediği kadar “Çözüm Sürecine önem verdiğini” söylesin, artık çözüm sürecinden ne anladığını fazla gizleyemeyecektir. Çünkü Ahmet Davutoğlu, Tayyip Erdoğan’a göre daha devletçi ve daha milliyetçi olarak gözükmektedir. İkide bir Tanrı’dan “Devlete ve Türklüğe sahip çıkmasını” istemektedir.
AKP yeni bir başlangıç yapmaya çalışırken, aslında denizin bitmekte ve yolun sonuna doğru gelinmekte olduğu görülmektedir. Artık Kürtlerin ve demokratik güçlerin bir gün bile sabretmeye tahammülleri kalmamış durumdadır. Nitekim PKK Lideri Abdullah Öcalan “Sabır taşının çatladığını” ifade etmiştir. Dolayısıyla Ahmet Davutoğlu Hükümetinden boş laf değil, pratik adım atması istenecektir.
Hükümete açıkça “Yeni Türkiye”nin içini “Demokratikleşme” ile doldur denilecektir. Programda ikinci sırada yer verdiği “Çözüm Süreci”ni Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü ile doldurması istenecektir. Bu konuda bir gün bile gecikmeden hemen pratik adımlar atması dayatılacaktır.
Kürtlerin ve demokratik güçlerin tutumlarının bu olacağı daha şimdiden anlaşılmaktadır. Yeni hükümete bir gün bile avans verilmeyeceği görülmektedir. Devlet ve parti yönetimindeki bütün değişiklikler nasıl ki iki günde adeta jet hızıyla gerçekleştirildiyse, aynı hızla da demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü adımlarının atılması istenmektedir.
Kürt çevrelerden ve İmralı’dan edinilen mesajlara göre ise pratik adım olarak PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın koşullarında gereken değişikliklerin yapılması beklenmektedir. Şimdiye kadar bu konuda birçok açıklama yapıldı. Ev hapsinden özgür çalışmaya kadar birçok husus tartışıldı. Müzakere heyetlerinin oluşacağı, bir izleme kurulunun teşkil edileceği, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın gereken her türlü heyetle görüşme yapacak koşullara sahip olacağı söylendi.
Fakat şimdiye kadar bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Bir buçuk yılı aşkın süredir sadece BDP-HDP’ye ait bir milletvekili heyeti ortalama ayda bir görüşme yapabilmiş bulunuyor. Diğer söylenenlerin hepsi hala bir vaat olmanın ötesine geçmemiş durumda. AKP Hükümetleri sürecin iyi ilerlediğini söyleyip bazı vaatlerde bulunuyor, fakat vaat edilenlerin hiçbiri pratikte gerçekleşmiyor.
Belli ki bu iş böyle gitmez. Ahmet Davutoğlu Hükümetinin gidişatı Çözüm sürecinin demokratikleşme temelinde pratikleşmesine bağlıdır. Çözüm Sürecinin gidişatı da İmralı koşullarının değiştirilmesine bağlıdır. Bunların hepsinin gerçekleşmesinin de ancak demokratikleşme temellinde olacağı açıktır. Demek ki esas olan demokratikleşmedir, gerisi boş laftan ibaret kalır.