Barış İçin Öcalan'a Özgürlük Platformu tarafından 13 Ocak'ta İstanbul'da düzenlenen "Çözüm ve müzakere süreçlerinde liderlerin rolü" konulu konferansın sonuç bildirgesi açıklandı. Konferansın, Paris'te katledilen 3 Kürt kadın siyasetçiye adandığı kaydedildi. Konferansta tartışılan konulara işaret edilen bildirgede, "Dünya deneyimleri: Halk önderlerinin rolü" başlıklı ilk oturumda İspanya, Güney Afrika, Irak ve Türkiye'deki müzakere süreçlerinde halk önderlerinin yaklaşımları ve deneyimlerinin paylaşıldığı belirtilerek, varılan sonuç şöyle aktarıldı: "Deneyimlerde ortaya çıktı ki; birçok farklı siyasi kesimlerle yapılan görüşmelerden ortak bakış çıkmıyor, bölünmeye, istikrarsızlığa ve güvensizliğe neden oluyor. Türkiye bu konuda şanslı 'Öcalan'ın muhataplığı' konusunda toplumsal hem fikirlik var. 'Önce silah bırak' demek güven vermiyor. Uzlaşmak her konuda istediğimiz her şey olacak demek değildir. Uzlaşmak her iki tarafın da tavize açık olabilmesidir. Ve en önemli sonuç müzakerelerin barışı sağlamasının koşulu müzakerecilerin özgür, dürüst, açık ve art niyetlerden arınmış olmasıdır. Karşısındakini teslim almak art niyeti ile yapılan görüşmelerden çözüm çıkmaz."


Anayasal güvence sağlanmalı

"Kürt sorununda çözümsüzlüğü aşmak: Kürtlerin özgürlük mücadelesi" konusu ile Kürt sorununun tarihsel arka planı üzerinde durulduğunun ifade edildiği bildirgede, "10 yıllardır Kürtleri bölücülükle suçlayanlar 1600'lü yıllardan beri Kürdistan coğrafyasını parçalayıp bölüyorlar. Kürt halkını dünyanın dört bir yanına sürgün edip darmadağın ediyorlar. Tam bir 'yavuz hırsız-ev sahibi' misali. Bugün de, genelde Ortadoğu'ya özelde Kürdistan'a ilişkin belirlemeler de üç ülkenin ismi geçmektedir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar. 1 milyon nüfusa sahip Katar, 50 milyon nüfusa sahip Kürdistan'la ilgili karar vericidir. Tüm bunlar karşısında Kürtlerin sessiz kalmasını başkalarının çizeceği kadere razı olmasını hiç kimse beklememelidir. Kürtlerin ulus olarak tanınma ve statü talepleri vardır. Ancak bu tanınma gerçekleşirse Kürt sorunu çözülür. Bu tanınma da anayasada güvence altına alınmalıdır" denildi.
Kürtlerin eşit haklarla birlikte yaşamı öngördüğünün altı çizilen bildirgede, "Bu da özerklik, federasyon benzeri yöntemlerle olabilir; yol temizliği olarak tabir edilen mevcut TMK, TCK ve seçim yasalarında değişiklikler derhal yapılmalıdır" diye belirtildi.

'De Klerk olmak Başbakan'ın elinde'

"Kürt sorununun çözümünde Abdullah Öcalan'ın Rolü: Neden Öcalan'a Özgürlük" başlığı altında Öcalan'ın tutukluluk ve yargılanma süreçlerinin hukuksuzluğuna ve evrensel normlara aykırılığına dikkat çekildiği ifade edildi. Mandela ve Öcalan arasında hem mücadele yöntemleri, hem iktidarın onlara yaklaşımı hem de barışçıl çözüm iradesi konusunda yoğunca benzerlikler olduğunun vurgulandığı bildirgede, "Gerçek müzakerelerin Mandela'nın örgütü ile görüşmesi sağlandıktan ve özgür bırakılmasından sonra gelişmiştir; bu nedenle Öcalan da özgür olmalıdır. Öcalan tarihin yoğunlaştırıp somutlaştırdığı bir liderdir. Bu tarihsel rolü nedeniyle Kürt sorunun barışçıl ve demokratik çözümü onun özgürlüğünden geçer. Güney Afrika'da Bota çözümü engelleyen kişi olarak tarihe geçti ve şu anda kimse onun adını bilmiyor, De Klerk ise Mandela'yı serbest bıraktıktan sonra onunla birlikte barış ödülünü aldı ve bütün dünya onun adını biliyor. Burada tarihe nasıl geçeceğine karar verecek olan Başbakan Erdoğan'dır. Ama asla unutmamalıdır, nasıl ki De Klerk, Mandela ile birlikte tarihe geçti ise; o da Öcalan ile birlikte tarihe geçecektir" diye kaydedildi.

Öcalan'ın koşulları değişmeli

Bildirgenin sonuç bölümünde ise Öcalan esir statüsündeyken müzakere sürecinin başarıya ulaşmasından bahsedilemeyeceği vurgulanarak, şöyle denildi: "Dünya deneyimleri de göstermiştir ki çatışma süreçlerinin çözümünde müzakerelerin başarıya ulaşmasında liderlerin rolü çok önemlidir. Yine dünyanın hiç bir yerinde politik müzakere süreçlerinde müzakere yürüten güçler esir pozisyonunda kalmamıştır. Barış ve demokrasi süreçleri bir güven zemini üzerine kurulacağından tarafların koşullarının eşit pozisyonda olması müzakerelerin zorunlu koşuludur. Bu nedenle başlayan görüşmelerin bir müzakereye dönüşebilmesi için Sayın Öcalan'ın özgürlüğü bir zorunluluktur. Barış süreci sadece silahların susması değil aynı zamanda adalet zemininde yükselmesi ile gerçekleşir. Kürt hareketinin ve liderinin çözüm sürecinin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için ortaya koymuş olduğu talepler tüm dünyadaki taleplerle benzerdir. Türkiye'de güçlü müzakere aşaması denilen aşamaya bir türlü gelinememesinin nedeni AKP hükümetinin müzakere süreçlerini daha çok bir teslim alma ve oyalama süreci olarak görmesidir. Anlaşılması gereken küresel ve bölgesel güçleri iyi bilen biri olarak Sayın Öcalan'ın bu güçlerin müzakere sürecini etkilememesi ve iç dinamiklerin daha etkin rol oynaması için müzakere sürecinde merkezi bir rol oynaması gerektiğidir. Sayın Öcalan'ın ortaya koymuş olduğu barış iradesi karşısında hükümetin tavırsal yaklaşımı bu sürecin henüz müzakere süreci olarak tanımlanamayacağının göstergesidir. Tüm demokrasi ve barışçıl çözüm yanlıları; Türkiye hükümetinin bu görüşmeleri çözüm müzakerelerine dönüştürmesi için, 'Öcalan'ın özgürlük koşullarının' sağlanması konusunda ortak bir tavır ve yoğun bir çaba içerisine girmelidir. Her kaybedilecek zaman, Lice'de, Hakkari'de ve en son Paris'te olduğu gibi kaybedilen ve katledilen bir insan olacaktır. Barış için hemen Öcalan'a özgürlük."

 DİHA/İSTANBUL