Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Türk devleti arasındaki görüşmeler dış kamuoyu tarafından da merakla izleniyor. Kürt halkı, iki taraf arasındaki müzakerelerin sağlıklı bir şekilde yürümesi için eşit koşulların yaratılması gerektiğine inanıyor. Görüşmeler hakkında kendilerine başvurduğumuz yabancı aydınlar da benzeri düşünceleri dile getiriyor.

Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü için İmralı’'da esir tutulan Öcalan'la yapılan görüşmelere ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulunan Hindistan televizyonu NDTV'nin Türkiye Editörü Agni Vikram, İsviçre Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kulübü Başkanı Renzo Vincenzion ve Cenevre BM Hükümetler Dışı İtilafları İzleme Grubu Örgüt Temsilcisi (United Nations of NGO's (Non-Governmental-Organization) for Conflicts) Dr. Frederik Noah, süreci başlatanın Öcalan olduğunu, eşit koşullar yaratmadan bu sürecin sağlıklı yürütülemeyeceğini belirtiyor. Vikram, Vincenzion, Noah eşit koşullarda yapılmayan görüşmelerin yüksek riskleri de birlikte getireceğini belirtiyor.

Öcalan'ın dışlayarak

Hindistan NDTV Türkiye Editörü Agni Vikram, AKP'nin Habur sonrasında PKK ve Kürt siyasetini minimalize edebileceğine ilişkin ciddi bir strateji izlediğini vurgularak "Ulusal ve uluslararası bir konsept devreye kondu ama minimalize edilemeyen Kürt hareketi, yeni bir dönem aşaması kaydetti" dedi.
Vikram, gerek PKK'nin geri püskürtülememesi, gerek Kürt siyasetinin tüm baskılara rağmen boşluklarını doldurması ve gerekse Suriye'de PYD'ye bağlı gelişim süreçlerinin yeni hesaplara yol açtığını vurguladı.
Vikram, "Bölgesel ve ulusal düzeydeki Kürt inisiyatifini kaybetmeye başlayan Türkiye, tüm bu inisiyatifler üzerinde etkin olan Öcalan ile görüşmek zorunda kaldı" dedi. AKP'nin PKK'yi dıştalarak Öcalan'la; Öcalan'ı dıştalayarak PKK ile bir gel-git yaşadığını vurgulayan Vikram, Türkiye'nin bunların bir bütün olduğunu son iki yılda bir kez daha gördüğünü belirtti.  Vikram, şunları ekledi: "AKP eğer sorunu tasfiye üzerinde götürmeyecekse ve gerçekte adil bir diyalog süreci başlatacaksa bunu, açık ve Öcalan'la eşit koşullarda ilerletmek zorundadır."
Cenevre BM Hükümetler Dışı İtilafları İzleme Grubu Sözcüsü Dr. Frederik Noah ise "Kürt sorunu gibi son yüzyıldan bu yana bölge ülkeleri arasında sorun yaratan bir meselenin çözümü için eğer bir süreç başlatılacaksa -ki bu en akılcı yoldur- bu sorunun bir tarafı olarak görülen Öcalan ise bunun mutlak anlamda eşit koşullara dayalı bir şekilde yürütülmesi gerekir" dedi. Noah, eşit koşullarda gelişmeyen bir süreç, diyalog  veya barışın, gerçek barış olmayacağını ifade ederek, "Dünyada buna benzer bir çok örnek var. Eşit koşullarda yapılmayan bir barış sadece zamana yayılan bir savaşın başlangıcı olabilir" ifadesine kullandı. Sorunun esasından dolayı esir alınan veya tutuklanan bir kişinin, sorunun çözümünde muhatap alınması durumunda artık artık suçlu, esir veya terörist sayılmayacağını belirten Noah "Dil, üslup, yaklaşım, tabir, yakıştırma, söylem ve hitaplar tümden değişmeli. Çünkü, eskinin sonuç vermemesi üzerine yeni bir başlangıç yapılıyor. Yeni başlangıçları eskinin üzerinde götürmeye çalışmak taraflar arasında adalet sağlayamaz" dedi.
Dr. Frederik Noah, güçler arasındaki ihtilafların çözümünde olmazsa olmazın eşitlik olduğunu belirtti ve şunları söyledi: "Her iki gücün de sonuçta adaletli kalkması ve toplumun bunu kabul etmesi için eşitlik koşullarının öncelikle yerine getirilmesi gerekir. Aksi taktirde sadece üstte iki gücün iyi geçinmesi sorunu çözmeyecektir tam aksine daha karmaşık ve çıkılmaz kılacaktır."

Öcalan barışseverleri temsil ediyor

İsviçre Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kulübü Başkanı Renzo Vincenzion da, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın tüm manipüle girişimlerine rağmen barış isteyen Kürt halkı tarafından benimsendiğini vurguladı. Vincenzion, "Öcalan esas aktördür ve barışseverlerin temsiliyetini oluşturmuş durumda. Görünen o ki Öcalan, Türkiye politikalarının bir adım önünde ve her iki toplumun da çıkmazlarını, aşmazlarını çok iyi ön görebiliyor. Temsiliyet gücü de zannedersem burada doğuyor" dedi. Bölgesel koşullara da değinen Vincenzion, Cumhuriyet ile birlikte özellikle Kürt sorununun çözümünde bölge ülkeleri üzerinde olumsuz bir rol üstlenenin Türkiye olduğunu hatırlatarak ekledi: "Stratejik konumundan dolayı uzun yıllar bunu dayattı. Ne kendi içindeki Kürt'e ne de dışındakine müsaade etmedi. Hatta öncelikli olarak dış politikasını bunun üzerinde götürdü. Bu nedenle Türkiye Kürt sorununun çözümünde bölgesel bir anahtar rolü oynadı. PKK'nin son 30 yıllık mücadelesi Türkiye'yi derinden etkiledi. Bu etkileşim Irak'ta federal oluşumu, İran'daki Kürt muhalefeninin gelişimini, Suriye'deki Kürtlerin örgütlü yapıya gelmesini ve diyasporaki Kürtlerin şekillenmesine önemli katkılar sağladı."
Vincenzion, Türkiye'nin artık eski yol ve yöntemlerle ilerleyemeceğinin görüldüğünü, sonuç olarak PKK ile barışan bir Türkiye'nin bölgesel Kürtlerle birlikte önünün açılacağını görmeye başladığını ama yöntemler konusunda muğlaklıkların devam ettiğini söyledi.


ALİ ONGAN / LUGANO