“Dostluk kalp hizasında olmalıdır.” 

Burhan Sönmez


Kadın erkek eşitliği hedef olarak erkeğin olduğu yer ile ölçüleniyorsa büyük hatadır. Bu çıtayı anlamsız bir varış noktası olarak görüyorum. Bir kadın erkekle eşit olmayı asla kabul etmemelidir. Zira erkeğin olduğu yer; kan, küfür, intikam, savaş, pezevenklik, simsarcılık, sahtekarlıktır.

Verilen vaazlar çıkarılan fetvalardan anlaşılıyor ki; tanrı da erkektir. Kadının nasıl dövüleceğine dair ayetlerden bahseden ciddi bir güruh erkek iktidarın desteği ile sokakta rahatlıkla kadın öldürüyor. Bu aynı zamanda yeni Türk erkek modelidir de. Kendisinin asla reddedilmeyeceğine olan büyük kof egosu ile her istediği kadını kendine maskara yapma hakkına sahip olduğunu sanıyor. Bir o kadar onu destekleyen erk devletin silahlandırarak, mafya vari, yüksek yakalı gömlek, dar ceketli çete figürlerini üretmesi ile bu eşitsizlik tavan yapmıştır. Şort giyeni dövmek, müzik dinleyene sövmek kendisini reddedeni sokakta bıçaklamak ve öldürmek ile payelenmiş hissetmesi iktidarın yemlemesidir. 

Kadın; naiftir, narindir, anadır, yardır, yaradandır. Kadın topraktır, kadın ırmaktır, kadın dağdır. 

“Dostluk kalp hizasında olmalı” diyor ya Burhan Sönmez; ben bunun anlamını düşürmeden: “Eşitlik kalp hizasında olmalıdır” diyorum. Zarife ile Alişer’in eşitlik çıtası; “heval”dir. Bu nokta tereddütsüz kalbin aynı hizada olmasıdır. Heval; “arkadaş” demektir, kadını ve erkeği koşulsuz eşitleyen bir kelimedir. Öcalan: “Arkadaşlık anne baba ve kardeşlik ilişkisini aşar.” demişti. Heval eşitliğinin muhtevası çok önemlidir.

Erkeğin bu duruma gelmesi için kalın bencil zincirlerinden kurtulup kendini ciddi anlamda yontması gerek. “Yontmak”taki kastımı anladınız, odun olmak değil mesele. Mesele ağaç iken yemiş vermek. Estetikten uzak, aşırı ve aptalca bir erkeklik gururu, saplantılı hastalık düzeyinde inadı bırakması ile bu mümkündür.

Erk erkek ve tanrının yarattığı istisna kadınlar vardır. Sistem bunu çok ciddi tasarlamış ve ortaya İslami bir ülkede de kadından başbakan çıkarmış. Tansu Çiller ve dünün içişler bakanı ırkçı bir beyinle yeniden ortaya çıkan Meral Akşener gibi tipleri de erkek meclisine sokmuştur. (Kadınlık ve annelik kimliklerini tenzih ediyorum) Batı ülkelerine demokrat olduklarını gösterme çabasından öteye geçmemiş bu her iki şahsiyetin de seceresi kan ve kindir. Ellerindeki Kürt, Alevi ve devrimci kanı kurumamıştır. Sistemin yarattığı bu modellerden biri yakın zamanda Kılıçdaroğlu’nun davetine mazhar kaldı, sanırım icabet etmedi. Diğeri ise AKP’nin törpüsü ile dibe vuran ülkücülerin Asena’sı olmak gayreti ile siyasetin dümenine su çekiyor.

Erkek despottur, erkek açtır, erkek bencildir. Kadının güzelliğini yarattığı sistemde çok acımasızca kullanan en güçlü varlıktır. Kadının cinsiyetinden güzelliğinden fiziksel güçsüzlüğünden faydalanmıştır. Her tür pazarlığa malzeme etmiştir, kadının çocuklarını savaşa yollayarak kendi saltanatını korumuştur. Kobanê’de özellikle ortaya çıkan Kürt kadın örgütlülüğü bu erk’i dumura uğratmıştır. Kadını “melun” sayan bu gerici zihniyet özellikle YPG ile çatışmaya giren barbar IŞID çetesinin savaş zihniyetine bakın: “Kadın elinden ölürsen cennete gidemezsin.” Bu korku ile mevzilerini terkettikleri görülünce gericilerin en kutsi sesi fetva verir: “Kadının elinden ölürsen cennete gidersin.” 

Zarife, Sakine, Zilan gibi öncü kadınların dünya kadınlarının özgürlük kavgasına katkısı çok büyüktür. Bu mihvalde eşitlik; erkeğin olduğu yer değil, kadının ve erkeğin; “heval” olduğu yer olmalıdır. 

Gülmece:

IŞİD’lının biri YPG’lilerin eline esir düşer. Yalvarır: “Beni hemen öldürün” diye. Oysa YPG’liler esirlerini korur. Ama merak ederler: “Neden hemen ölmek istiyorsun?” diye sorarlar. 
“Şimdi ölürsem Muhammedin akşam yemeğine kavuşurum ve cennete giderim” der.

YGP’liler: “Yok seni yemekten sonra öldüreceğiz, bulaşıkları yıkarsın.”