Eski araçlarla yeni dünya kurulmaz

Forum Haberleri —

Münih Konferansı/foto:AFP

Münih Konferansı/foto:AFP

  • Kapitalizm, önünde değişimi zorunlu kılan bir süreci görüyor ve kendini buna göre yeniden şekillendiriyor. Peki biz, eskinin paslanmış araçlarıyla yeni bir yaşamı nasıl inşa edeceğiz?

* CEYLAN AKÇA

Daracık, labirent gibi koridorlarda takım elbiseli, boynunda kart asılı yüzlerce kişi bir oturumdan diğerine hücum ediyor. Asansörler hep dolu, koridordan geçmek için dahi omuz omuza mücadele etmek gerekiyor. Gecikenler dolan salonlara alınmıyor; kapılarda "giremezsiniz" diyen Alman güvenliği ile içerideki "önemli" oturuma yetişmeye çalışan diplomatların pazarlığı sürüyor. Erişim hiyerarşisinin en altındaki sarı yaka kartlılar, kapıdaki görevlileri ikna etmeye çalışırken, bir köşeden Macron, diğerinden Zelensky çıkıyor. Hillary Clinton, yanında oturan aşırı sağcı Avrupalı siyasetçiyi gözünün ucuyla, o bildik "liberal" bakışla süzüyor.

Malum, Münih Güvenlik Konferansı bir haftadır hem uluslararası cenahın hem de Kürtlerin gündeminde. Konferans, herkesi aynı hararet derecesinde bir araya getiren küresel bir havuz gibi. Bu havuzdaki suyun sıcaklığı, önümüzdeki yılın tonunu, siyasetini ve kurulacak (ya da bozulacak) ittifakları belirliyor.

Eski düzenin enkazı

Bu senenin tonu net: Yıkılan eski düzen. Bunun ilanı bizzat ev sahibi Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’den geldi. Merz, "Eski dünya bitti. MAGA akımının bizim değerlerimizle bir ilgisi yok" dedi. Diğer Avrupalı liderler de konuşmalarında 1945 sonrası kurulan düzenin çöktüğünü resmen kabul etti. Aslında yıkılan, ABD hegemonyasında "kurallı" olduğu iddia edilen tek kutuplu dünya düzeniydi. Artık ne Hint-Pasifik ne de Avrupa Birliği, güvenliğini ve geleceğini iniş çıkışları öngörülemeyen Washington’a emanet etmek istiyor. Zaten Trump, ilk döneminden beri bu yükü üzerinden atacağını söylüyordu; son yıllardaki NATO çalkantısı bu yüzden sürpriz değil. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, "Geçmiş mirasımızdan utanmak zorunda değiliz" diyerek Batı’nın sömürgeci geçmişine ve Hristiyan medeniyetçi köklerine yaptığı o örtük atıf, salonda şok etkisi yaratması gerekirken büyük bir alkışla karşılandı. Eski düzende "varmış gibi" davranılan bazı ahlaki sınırların ve evrensel değerlerin, fiilen ve pratikte silindiğine şahit olduk.

'Menüde değil, masadayız'

Konferansın 62 yıllık tarihinde, 2007’de Putin’in "tek kutuplu dünya imkansızdır" çıkışı ne kadar belirleyiciyse bugün yaşananlar da o kadar tarihi. Ancak bu senenin en beklenmedik ve ezber bozan katılımcıları, Demokratik Suriye Güçleri (HSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî ve Demokratik Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı Îlham Ehmed idi. Rojava’nın iki kilit isminin Bayerischer Hof Oteli’nin salonlarında olduğunu duyanlar önce büyük bir şaşkınlık, ardından (kimileri gizli, kimileri açık) bir memnuniyet ifade ediyordu. Son 5 yıldır kendini yeniden formatlayan küresel güç düzeni, devlet dışı aktörleri ya tasfiye etti ya da dönüştürdü. Ancak Rojava, son bir ayda tasfiyeye karşı direnen halkıyla kurduğu o güçlü hat sayesinde küresel sisteme şu mesajı net bir şekilde verdi: "Menüde değil, masadayım."

İkili, pek çok üst düzey isimle ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Onlarla kısa bir süreliğine bir araya geldiğimde, masada duran 6 telefon aynı anda, farklı başkentlerden gelen görüşme talepleriyle durmaksızın titriyordu. Enerji ve ticaret koridorlarının kalbinde duran, DAİŞ gibi küresel bir tehdidi bertaraf eden Rojava’nın, sahadaki askeri varlığını artık diplomatik bir statüye tahvil etmesi, reddedilemez bir gelecek projeksiyonudur. Elbette ki Rojava’nın bu davet ile siyaseten kabulünün demokrasi ile bir ilgisi yok. Hegemon ülkeler bunca yatırımı yığdıkları Suriye’de bir 15 yıl daha sürecek bir iç savaşı pahalı buluyor. Üstelik daha inşası süren Hindistan, Ortadoğu, Avrupa Koridoru (IMEK) ile hedeflenen kazanımlar varken, onca yeniden inşa ihalesi alınmışken, barış, çatışmadan daha karlı görünüyor. Bu stratejik ihtiyaçlar ve çıkarlar senkronizasyonu, Kürtlerin tüm yönleriyle değerlendirdiği bir fırsat.

İlgili olmak ya da yok olmak

Dünya düzeni yeniden kurulurken haklar, kısık sesli, karmaşık teorik cümlelerle değil; sahadaki güce dayanan yalın ve net taleplerle kazanılacaktır. Konferansta duyduğum en ufuk açıcı değerlendirme, küçük ama jeopolitik olarak kritik bir ada devletinin savunma bakanındandı: "Biz oldukça küçük bir ülkeyiz. Eğer şimdi yeryüzünden silinsek tarih kitaplarında sessiz bir hıçkırık kadar bile yer kaplamayız. Kırılganlığımızın farkındayız. Eğer küresel denklemde stratejik değer üreten olmazsak taraf tutmak ve başkalarının savaşını vererek varlığımızı sürdürmek zorunda kalırız. Bu da bizi önemsiz kılar ve dolaylı olarak yok oluşa sürükler."

Îlham Ehmed ve Mazlum Ebdî, Rojava’yı bu denklemde vazgeçilmez kılmak, yani özne olarak var etmek için müthiş bir diplomatik efor sarf ettiler. Bunun yansımaları, önümüzdeki haftalarda sahada daha net görülecek.

Kapitalizm, önünde değişimi zorunlu kılan bir süreci görüyor ve kendini buna göre yeniden şekillendiriyor. Suni krizler ve kontrollü kaoslarla eski kurumları yıkıyor; yerine sermayeyi konsolide edecek daha otoriter bir düzenin taşlarını döşüyor. Enerji koridorlarını, ticaret hatlarını, deniz hatlarını, savunma ihtiyaçlarını tek tek tespit ediyor. Önlem alıyor, hazırlık yapıyor.

Peki ya biz? Eskinin paslanmış araçlarıyla yeni bir yaşamı nasıl inşa edeceğiz? Yoksa bu yeni düzende, kendi değerlerimizi  ve varlığımızı, onların kurallarına teslim olmadan nasıl koruyacağız? Asıl mesele bu.

* Münih Güvenlik Konferansı'na katılan DEM Parti Amed Milletvekili

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.