Ahmet Davutoğlu liderliğindeki yeni AKP Hükümeti “Yeni Türkiye” diyor.
Olağanüstü kurultaya giden CHP de “Demokrasi, özgürlük, hukuk devleti, birlik, kardeşlik, çözüm, barış“ sloganlarıyla toplanıyor.
MHP, ne eskiyi savunabiliyor ne de yeniye karşı çıkabiliyor.
HDP dışında kalan sol muhalif çevreler kendi aralarında yeni arayışlar içinde.
Görülüyor ki var olan Türkiye’den kimse memnun değil. Memnun olan çıksa bile var olan Türkiye’nin aynen sürdürülmesinin olanaksız olduğunu görüyor. Bu nedenle herkes ya gerçekten “Yeni Türkiye” arayışı içinde ya da halkın arayışını sahiplenir görünüyor.
Ortadoğu’nun her köşesi yangın yerine dönmüş, bir barut fıçısı halinde. Şengal soykırımı hayasızca sürdürülüyor. Irkçılığa, dinciliğe, mezhepçiliğe dayalı bir çok katliamın acıları içindeyiz. Daha büyük tehditlerle karşı karşıyayız. Yapılan katliamlar, soykırımlar daha büyüklerinin provası gibidir. Bu şartlarda eski Türkiye ayakta kalamaz. Türkiye’nin hızla değişmesi ve bölgedeki değişimi olumlu yönde etkilemesi mümkündür. Ama bunun için öncelikle ve acilen herkesin eski Türkiye’yi yeni kılıflarla, oyalamalarla sürdürmek çabalarından vazgeçmesi ve yönünü yeniye çevirmesi gerekmektedir.
Bölgede ve Türkiye’de kangrene dönüşmüş olan eskiyi kesip atmak ve yeniyi kurmak için en hazırlıklı olan Kürdistan siyasetidir. Rojava Devrimi ve IŞİD’e karşı Şengal, Maxmur direnişleri bunu bütün dünyaya gösterdi. Ortadoğu halklarını bölen, onları düşmanlaştıran ve çatıştıran köhne coğrafi sınırlardan çok toplumsal ve siyasi sınırlardır. Bu sınırlar köhne “TEK”çilik ideolojisine dayanır. Kürdistan Özgürlük Hareketi ise on yıllar önce bu “TEK”çilik ideolojisini yıkarak yola çıkmıştır. “TEK”çi kapitalist moderniteye, ulus devlet zihniyetine karşı Demokratik modernite, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve demokratik özerklik çözümlerini önermiştir. Bu öneriler her türlü ayrımcılığa ölümcül darbeler vurmuş ve demokratik-çoğulcu toplum modelini gerçek bir seçenek olarak gündeme getirmiştir.
Ateşkes ve demokratik-barışçı çözüm süreci, bu düşünsel devrimlerin yarattığı zeminde gündeme gelmiştir. Halkların genelinde bu çözüm önerisine geniş bir destek oluşmuştur. Bu nedenle ciddi olan hiç bir siyasi çevre ya da kişilik buna açıktan karşı çıkmamaktadır. Ama gene de egemenler, kapıya gelip dayanan değişimin büyüklüğünden ve sınırsız egemenliklerini kaybetmekten korkarak ayak diremektedirler. Değişimden korkarak “Benim iktidarım sallanacağına memleket sallansın” diyerek oyalamalarla vakit kazanmaya çalışanlar, çözüm yerine kargaşayı tercih edenler toplumu çürümeye itmektedirler. Oysa çözüm için kaybedecek vakit kalmamıştır.
Yeni yaşamda eski Türkiye’nin egemenleri değil, ezilenleri konuşacak ve belirleyici olacaktır. En başta da yüzyıllık kölelik zincirlerini kıran Kürdistan halkı konuşacak ve dikkate alınacaktır.
Yeni yaşam, Yeni Türkiye kurulacaksa eskinin tümüyle tasfiyesi kaçınılmazdır.
Bu da 12 Eylül anayasasına dayalı “TEK”çi sisteme son verilmesi ve eşitliğe, özgürlüğe, barışa dayalı yeni bir demokratik anayasa ve yeni bir anayasal düzen demektir.
2015 Haziran seçimlerine giden süreç, “yeni yaşam” isteyenlerle ile eski düzeni sürdürmek isteyenler arasında her alanda kıran kırana bir mücadele süreci olacaktır. Kimse kolay yollar aramasın.
Eski ve yeni
Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanlığı seçimlerini “Yeni yaşam çağrısı”yla başlatmıştı.