Tayyip Erdoğan “PKK’yi eski hükümetler tasfiye edemedi, ben bunu gerçekleştireceğim” diyor. Halbuki dün başarılı olamayan bugün hiç başarılı olamaz. Çünkü Kürt hareketinin toplumsal tabanı ve siyasi etkisi eskisini aşan bir güce kavuşmuştur. TRT 6’yı açtım, bununla Kürtleri aldatırım, PKK’yi tecrit eder, ortadan kaldırırım diyorsa, bu da tam anlamıyla kendini kandırmaktır.
Başbakan’ın söylemleri, özel harekat ve özel orduyla PKK’yi tasfiye edebileceğinden söz etmesi ciddi eleştiriler aldı. Bunun üzerine “eskisi gibi olmayacak” diyerek eleştirileri cevaplamaya çalıştı. Eskiye dönmek derken, sadece faili meçhul cinayetleri anladığı anlaşılıyor. Bu nedenle üzerine basa basa “bizim dönemimizde faili meçhul cinayetler olmadı” diyor.  Kuşkusuz tümden eskisi gibi olamaz, olması da mümkün değildir. Ama zihniyet ve amaç konusunda çok farklılık olduğu söylenemez. Kürtlerin siyasi iradesi ve kendi kendilerini yönetmesi tanınmıyorsa, anadilde eğitim ve çok dillilik kabul edilmiyorsa, hangi değişiklikten söz edilebilir? Eskiden her gün sokak ortasında birilerinin kafasına kurşun sıkılıyordu. Şimdi bu olmuyor demek, bugünkü politikayı ne meşru ne de haklı kılar. Dün Çiller “ya bitecek ya bitecek” diyordu, şimdi benzer bir nakaratı Tayyip Erdoğan tekrarlıyor. Çiller BASK modelinden bile söz etmişti. Tayyip Erdoğan, “biz özerliği tartışmayız bile” diyor.
Erdoğan’ın bizde faili meçhul cinayet yoktur demesi gerçekleri çarpıtmaktır. Halbuki AKP hükümetleri döneminde polis ve asker kurşunuyla yüzlerce insan öldürülmüştür. Herhalde polis ve asker öldürdüğünde faili meçhul olmuyor. Resmi görevli olanlar öldürünce normal karşılanıyor. Şimdiye kadar öldürülen hiçbir çocuk, genç, kadın ve yaşlı için soruşturma açıldığı görülmemiştir. Amiyane deyimle hepsi polisin ve askerin yanına kar kalmıştır. Böyle olunca polis ve asker keyfi insan öldürmeye devam eder.
Askerler İran sınırında hareket eden her şeye ateş ediyor. Böylece iki-üç yıl içinde bu sınırda 50 civarında insan katledilmiştir. Ama bu konuda yargılanan ve ceza alan tek bir devlet görevlisi yoktur.
Bir buçuk yaşındaki bebek dahil gaz bombalarıyla ölen insanlar Türk basınında haber konusu dahi olmamıştır. Bunlara rağmen Başbakan “bizde faili meçhul cinayetler yoktur” diyor. Başbakan’a tavsiyemiz, insan hakları derneğine başvurarak ne kadar insanın kim vurduya gittiğini ya da failinin meçhul kaldığını öğrenebilir.
Eskiye dönmeyiz derken anladığı diğer bir şey de Amed zindanlarına dönmektir. Amed zindanı zaten bir daha tekrar edemez. Ancak bırakalım 1990’lı yılları, 12 Eylül’de olmadığı kadar yasal siyasetçi ya da sivil toplum örgütlerinde çalışanlar tutuklanmıştır. Eskiden örgüt üyesi ya da sempatizan olarak insanlar tutuklanırdı. Şimdi örgüt üyesi olmasa da sözleri ve tutumuyla örgüte hizmet etmiştir denilerek insanlar keyfi tutuklanıyor. Bu kadar subjektif bir yasa maddesi ancak faşist ülkelerde olur.
KCK tutuklamalarıyla eskiden daha kötü bir durum ortaya çıkmıştır. Olmayan tek şey, milletvekillerinin içeri alınmamasıdır. Ama 1990’lı yıllarda demokratik siyasetçiler bu kadar içeri alınmamıştır. Bu nedenle eskiye dönmekten daha kötü bir durum vardır, diyoruz. AKP’liler eskiden vuruyorlardı, bu nedenle bu kadar tutuklu yoktu, diyerek kendilerini savunabilirler. Bu manada eskiye dönmek söz konusu değilse haklı olabilirler.
AKP şimdi hukuk terörizmini devreye sokmuştur. 1990’lı yıllardaki gibi sokakta öldüremediği için, bu yöntemin siyasi maliyeti pahalı olacağı için şimdi bu iş hukuk terörüyle yerine getiriliyor. Bu anlamıyla eskisinden farklılıktan söz edilebilir. Başbakan zaten hukuk içinde kalarak mücadele edeceğiz derken bunu kastetmektedir.
Eskiden serhildanlarda toplu ölümler olurdu. Şimdi AKP bunu planlı ve örgütlü bir biçimde bir bir, iki iki öldürerek yapıyor. Gaz bombaları, panzer, cop ve kalaslarla kitleye saldırmakta ve gösteriler dağıtılmaktadır. AKP “biz halkın serhildanlarını ve demokratik gösterilerini daha az ölümlerle engelliyoruz” diyerek övünebilir. Ancak serhildanlara yaklaşım ve saldırı konusunda anlayış değişikliği yoktur. Eski zihniyet ve uygulamalar farklı yöntem ve uygulamalarla sürdürülmektedir. 2006’da olduğu gibi zorlandığında çocuk da olsa, kadın da olsa gereğini yaparız diyerek, onlarca insanı öldürmekten çekinmeyecek bir zihniyetin sahibi olduğu da bilinmektedir.
Başbakan İstanbul’daki iftar yemeğinde “biz sivillerle teröristleri ayırıyoruz” diyordu. Halbuki birkaç saat önce uçaklar “teröristlerin arabasıdır” diyerek bir sivil arabayı vurmuş, biri bebek, üçü çocuk 7 kişiyi paramparça ederek katletmişti. Bu bombalarla birçok sivil yerleşim yeri vurulmuş, evler, bağlar, bahçeler harabeye çevrilmiştir.
Aldığımız bilgilere göre, uçakların saldırdığı her yerde ormanlar yanmaktadır. Orman yangınlarından dolayı her tarafı duman bulutlarının kapladığı söyleniyor. Bir taraftan İran, diğer taraftan Türkiye Kürdistan ormanlarını yakıyor. ABD uçakları keşif yapıyor, Türk uçakları ormanları bombalarla yakıyor. Söylendiğine göre gerillanın olmadığı bilinmesine rağmen ormanlık alanlar bilinçli bir biçimde yakılmıştır. Türkiye ve İran kendi ülkelerinde bir ağaç kesene yıllarca ceza vermektedirler. Herhalde ABD’de bu kadar orman yakılsa, bunu yakılmasından sorumlu olanlar onlarca yıl ceza alabilirdi.
Türkiye şimdi okullarda ekoloji dersi veriyor. Çevreciler, hayvanseverler, aydınlar ve yazarlar bu yangınlara nasıl tutum alacaklar merak ediyoruz. Ormanlarla birlikte birçok doğal yaşam alanı yok oluyor. Binlerce, hatta yüz binlerce canlı yok oluyor ya da yaşam alanından mahrum kalıyor. Bu ormanları yakmak canilik, alçaklık, vicdansızlık ve insanlık dışılık değil midir? Anlaşılıyor ki Türk devleti kendine ait olmayan her yeri cehenneme çevirmekte bir beis görmüyor.
Bu orman yangınlarına ses çıkarmayan yazar çizer takımını insanlık adına hiç kimse ciddiye almaz. Onların yazdıklarını hiç kimse kaale almaz. AKP şakşakçılığı nedeniyle onların bu tür şeyler düşünecek halleri yoktur.
Türk devletinin bir de mezarlık düşmanlığı var. Özellikle Türk devletine karşı direnen Kürtlerin mezarlarının bile olmasını istemiyor. Seyit Rıza’nın, Şeyh Sait’in mezar yerleri hala bilinmiyor. Kürtler bu mezar yerlerini ziyaret edip tarih bilincini tazelemesin diye mezar yerlerini göstermiyorlar.
Şimdi de benzer mantıkla uçaklar tüm gerilla mezarlarını yerle bir etmektedir. 5 metrelik çukurlar açan bombalarla insan kemikleri parça parça olarak sağa sola dağılmıştır. Bunlar görüntülerle ispatlanmıştır.
Başbakan bu gerçekler ortadayken “eskisi gibi olmayacak” diyor. Halbuki 1990’lı yıllar, her gün yapılamayan faili meçhul cinayetler dışında daha zengin baskı yöntemleriyle sürdürülüyor. 1990’lı yılların en önemli karakteri devlet uygulamalarını örten ve Kürtlere yapılan her şeyi meşrulaştıran bir özel savaş basının var olmasıydı. Zaten bir ülkenin basınına bakılırsa, o ülkenin karakterinin ne olduğu anlaşılır. Şimdi 1990’lı yıllardakinden daha kötü bir kirli savaş propagandacısı basın vardır.
Yasal bir parti hiçbir zaman “Siz katilsiniz” diye hedef gösterilmemiştir. AKP iktidarı zamanında bu da olmuştur. Bu manşeti atana değil, attıran ortama bakmak gerekir. Bu ortamı da yaratan AKP’dir. AKP şu anda 1930’lı yıllardaki tek parti iktidarının benzerini Türkiye’de yaşatmaktadır.