Cansu Özdemir, Almanya parlamentolarına en genç giren milletvekillerinden biri. Özdemir, 2011 yılında, 23 yaşında Hamburg Eyalet Parlamentosu’na girdi. Sol Parti’nin 9. sıra adayı olan Özdemir, Kürtler için büyük bir umuda dönüştü; tercihli oylar sayesinde çok daha üst sıralardan milletvekili oldu.

Meclisteki ilk döneminde çalışmalara aşinalık kazanan, nasıl yapılacağını öğrenen Özdemir, başarılı bir dönemin ardından ikinci kez aday gösterildi. 2015’in Şubat ayında yapılan seçimlerde Kürt vekil, 12 bin tercihli oy da alarak, partisinin ikinci sırasından parlamentoya girdi. Ardından ise Sol Parti Parlamento Grubu Eşbaşkanlığını üstlendi.

Özdemir, gazetemizin de eski bir muhabiri... Henüz 16-17 yaşındayken gazetemize haber yapmaya başlayan genç milletvekili, şimdi haber konumuz, söyleşi konumuz oldu.

Kürt milletvekiliyle parlamentodaki yolculuğunu konuştuk.


Her şeyden önce, tekrar olacak belki ama en baştan başlayalım. Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1988’de Hamburg’da doğdum. Annem Malatyalı, babam Batmanlı. Burada evlenmişler, ben de burada doğdum. Şu anda üniversitede okuyorum bir yandan.


Hep burada olmanıza rağmen ülkenin gerçeğiyle birlikte büyümüşsünüz ama galiba...

Tabii ki. Zaten her yaz tatilinde de Batman’a, Malatya’ya gidiyorduk. Gelişmeleri de sürekli izliyorduk. 99’da Öcalan yakalandığında okulu boykot ettik. 10-11 yaşındaydık, yürüyüşlere katıldık. Zaten buradaki bütün Kürt çocukları da yürüyüşlerde, derneklerde büyüdü.


Yani Sol Parti’den önce de siyasetle ilk tanışmanız, dernek üzerinden galiba?

Evet. 16-17 yaşından itibaren dernekte çalışmalara katılmaya başladım. Kadın, gençlik, basın... Öyle çalışmalarda yer aldım. Milletvekili adayı olmadan önce Kadın Meclisi’nde eşsözcülük yapıyordum. Sol Parti’ye de uzun süredir üyeydim ama çok aktif değildim. Tercüman olarak heyetlere eşlik ediyordum, ülkeye gidiyorduk.


Almanya’da sizin gibi örnekler çok fazla değil. Bu konuda kurumlarda bir eksiklik olduğu eleştirisi de hep yapılıyor. Sizde nasıl gelişti milletvekilliğine giden süreç? Sizin çabanız mıydı daha çok?

Yok, aslında öyle değildi. Önce Kuzey-Ren Vestfalya’da Ali Atalan arkadaş seçilmişti mesela. Bir iki defa da tek tük denemeye çalıştık ama olmadı. Çünkü daha çok seçimler yaklaştığı zaman gidip çalışmalara katılıyorduk, partiler de bunu kabul etmiyordu. 


Peki sizinki nasıl oldu?

O günlerde bir heyetle birlikte yine Kürdistan’a gittik. Federal Meclis Milletvekili Jan van Aken de vardı. Orada sordular: Yapar mısın? Ben de, “Arkadaşlarla bir konuşayım, olabilir” dedim.


Kaç yaşındaydınız?

22’ye girecektim daha.


Çok genç bir yaş değil mi parlamento için?

Çok genç bir yaştı, evet. O zamanlar YEK-KOM geldi, konuştuk. Burada da olağanüstü bir durum oldu. Yeşiller ve CDU arasındaki koalisyon dağıldı, erken seçim devreye girdi. Öyle olmasa, 4 yıl sonrasında filan aday olacaktım. Erken seçim olunca aniden karar vermemiz gerek oldu. Buradaki meclisle de oturduk, tartıştık, böyle bir karar verdik. Sonra da çalışmalara başladık. 


Yani aslında doğrudan buradaki derneğin, meclisin adayı olarak girdiniz?

Tabii. Zaten açıkçası korkuyordum da. Biz her şeyi kolektif yapmaya, kolektif biçimde en öne yürümeye alışmıştık; ama burada öyle bir şey yoktu. Bir de dernekte daha çok ülkeye yoğunlaşmıştım, buradaki gündemi fazla takip etmiyordum. Konular biraz yabancıydı. Çok yeni olduğumuz için kendime fazla güvenmiyordum da... Ama karar çıkınca, “Ne yapacağımızı bilmiyoruz ama yapalım” dedik. Liste seçimleri oldu, 9. sıra adayı olarak seçildim. Seçimlerdeyse tercihli oylardan dolayı listeyi yakıp yıktık, 2. sıradan seçildim.


Peki meclise girdiniz, ne oldu, nasıl hissettiniz?

Beni ilk olarak Sol Parti içindeki ilişkiler, Alman solcuların tarzı çok zorladı. Konular da ilk başta sıkıyordu beni. Sosyal politika, çevre sorunları... Benim için çok küçük olan konular, bir anda büyütülmeye başladı. Hani, katliamlarla büyüdük ya, o yüzden bu konular vız geliyordu. Diyordum, “Yani iki üç saat boyunca bunları niye tartışıyorsunuz?”

Sonrasında bayağı çalıştım ama yani. Geceyarılarına kadar bütün konulara hakim olabilmek için uğraştım. Çünkü Sol Parti için bu önemliydi, yoksa kabul görmezdik. Hep önyargı vardı: Kürtler gelecek sadece Kürt politikası yapacak, başka hiçbir şey yapmayacak gibi... Biz ise, “Hayır, Kürt politikasını yaparız ama aynı zamanda burada yaşanan sorunlara da ilgi gösteririz” dedik. Seçim sürecinde kitleyi gezince aslında o sorunları fark ettim de. Burada da bir sürü sorun var.


Peki ilk konuşmanız, ilk önergeniz?

Uyum Meclisi üzerine konuştum ilk kez. Kürsüye gitmeden önce heyecanlıydım ama çıkınca heyecan gitti. Zaten normalde şöyle bir gelenek var: Bir vekil, ilk konuşmasını yaptığında kimse karışmaz, sessiz kalır. Bende tersi oldu, herkes saldırmaya başladı.


Niye saldırdılar?

Ben eski Sosyal Bakanı’nı biraz sert eleştirdim.

Tabii şunu da hissediyorsun: Gençsin, kadınsın, göçmen kökenlisin. Onların düşüncesi şudur: Sen kimsin ki bana buranın politikasını anlatıyorsun? Bunu her zaman hissettik. Başka konularda da... Mesela Kürdistan’a ilişkin bir şey olduğunda, “Sen zaten Kürt’sün, biz niye yapalım, sen yaparsın” diyorlar.

Sonrasında Anayasayı Koruma Örgütü merkezli bir kampanya başladı. İşte, “PKK’nin adayıydı”, “PKK’ye yakınlık duyuyor” dediler. Türk basını, “PKK üyesidir” dedi. Basın bayağı saldırmaya başladı. O dönemde biraz zorladı. Çünkü bir Kobanê süreci yoktu. Çok tehlikeli filan göstermeye çalıştılar. Ama hem parti arkamda durdu hem de dernekten arkadaşlar çok yardımcı oldu. Bu süreç bana güç verdi gerçekten.


Peki detaylar bir yana, meclisteki ilk 4 yılınızın Kürtlere geri dönüşü, faydası ne oldu?

En başta şu oldu: Biz hep, Kürtleri tek kabul edenin, Kürtler için bir şeyler yapabilecek tek partinin Sol Parti olduğunu sanıyorduk ama Sol Parti içinde de çok önyargılar vardı. Onları kırmaya başladık.

Mecliste de PKK yasağından dolayı en başta kimse bizimle irtibata geçmiyordu. Diğer vekillere gösterdikleri yakınlığı bana göstermiyorlardı. Şimdi onu kırabildik. Kürdistan’da olan bitenle ilgili şimdi mesela imza topladığımızda birçok vekil hiç sormadan imzalayabiliyor. Bir güven yaratabildik. Tehlikeli olduğumuzu düşünen insanlar, şimdi farklı düşünüyor. Zor bir işti ama bunu başarabildik.

Artık kurumların yaklaşımı da çok farklı. Eskiden göçmen kurumlarıyla çalıştıklarında Kürt kelimesi bile yoktu. Şimdi kendileri, “Mutlaka Kürtlere de soralım, belki katılmak isterler” diyor.


İkinci seçimde de, geçtiğimiz yıl, yine aday gösterildiniz. Ardından Sol Parti Grup Başkanlığı... Demek ki Sol Parti de bu çalışmaları başarılı buluyor...

Sol Parti kendi yapısına bakıyor, neredeyse hepsi 60 yaşın üstünde. Göçmen kökenliler çok az, kadınlar çok az. Bundan dolayı onlar için adaylığım önemliydi. Özellikle de Hamburg gibi birçok kültürün bir arada yaşadığı bir yerde... “Geleceğe yer vermemiz gerekiyor” diyorlardı. Onlara göre Hamburg’un geleceği yaşlı Almanlar değil, genç, göçmen kökenli kadınlar... Bundan dolayı yeniden aday olmamı istediler.


Esas seçmeniniz olan Kürtlere dönelim... Sizce buradaki Kürtlerin temel problemleri neler?

Bence kuşaktan kuşağa çok çeşitli sorunlar var. Diyelim ki üçüncü kuşak, biraz daha büyüklerimiz... Çok sağlık sorunları yaşıyorlar ve bunlara cevap da alamadılar. İş koşullarından, dil sorunlarından, eğitim alamamalarından kaynaklandı bir sürü sorun. Bundan dolayı da hep çocuklara bağlı kaldılar.

Yeni kuşağın sorunları ise çok farklı. Benim kuşağımda Kürt olarak kabullenilmeme sorunumuz vardı. Kendimize sürekli, “Biz kimiz” sorusunu sormak zorundaydık. Kürtleri, Kürdistan’ı kimse bilmiyordu; Öcalan yakalandığında okulu boykot ettik diye fırça yiyorduk. Bizi çok etkileyen, örgütleyen de o dönemdi. 

Bizden sonraki kuşağın etkilendiği, örgütlendiği dönem ise Kobanê süreci oldu. İşte bu yeni kuşağa baktığım zaman şunu görüyorum: Biz hareket olarak bu gençlere çok şey veremedik, kapıları açamadık. Geçmiş kuşaktan bazıları gelip, “Siz bunu, şunu yapmadınız” diyor, ben de şunu diyorum: Siz kapıları açmadınız.” Burada hep, “Bir gün döneceğiz” hissiyle örgütlendik ama öyle bir şey yok şu anda. Bu gençler, artık buranın kendi kimliğiyle bir parçası olmuştur. İşsizlik, eğitimde zorlanma gibi bir sürü sorunları var. Hala okullarda, “Şu mesleği yapma, üniversite okuma” gibi uyarılarla karşılaşıyorlar. Bu sorunları gündeme getirmek, konuya dönüştürmek gerekiyor.


Bir de kriminalizasyon var...

Evet, gençler gidip belediyelerde, belediyelere bağlı kurumlarda çalışmak istiyor fakat “Sen o yürüyüşlere katıldığın sürece, o derneklere gittiğin sürece burada çalışamazsın” diyorlar. Bundan da birçok genç etkileniyor.


Peki ne yapmak lazım, bu gençlerle irtibatlanmak, onları ikna etmek için?

Mesela okul sorunlarına yardımcı olmamız lazım; buradaki bütün sorunlarıyla ilgilenmemiz lazım. Onlara alan açmamız gerekiyor. Onların dilinden anlamamız gerekiyor.

Selefilerin internette yayınladığı videolara bakıyoruz, gençlerin burada yaşadığı sorunlara kendi cephelerinden kısa kısa cevaplar veriyorlar. Biz ise gençlerin sorunlarına hep uzun uzun yanıtlar vermeye çalıştık. Maalesef gençler bunu çoğunlukla benimsemiyor. 


Hamburg Parlamentosu’nda Kobanê’yle başlayan süreç, Rojava Devrimi, Kürtlerin imajını nasıl etkiledi?

Eskisi gibi bir kabul görmeme yok artık. Bu özellikle Kobanê sürecinde başladı. Bütün partilerde dayanışma gösteren vekiller vardı. Bu, kırılma anı gibi bir şey oldu. PKK’ye karşı yaklaşım da değişti.

Hamburg’da IŞİD’liler Kürtlere saldırdığı zaman Anayasayı Koruma Örgütü, özel bir oturumda suçu bize yüklemeye çalıştı ama orada gösterilen tavırlarda da gördük ki durum çok değişti. Uzun yıllar boyunca hep, “Gidip dosya verelim, görüşmeye çalışalım” diyorduk; ya görüşmüyorlardı ya da dosyalarımızı atıyorlardı. Şimdi farklı bir durum... Mesela şimdi kadınlarımız gidip CDU’yu işgal ediyor; CDU ne dosyayı atıyor, ne polis çağırıyor, oturup sohbet ediyor. O derece bir hale dönüştü. Gerçekten bir kırılma yaşandı. Bayağı bir dayanışma da gördük.

Buranın Başbakanı, sosyal demokratlar içinde daha çok sağ kanatta yer alan, Türkiye’yi destekleyen biri. Bu nedenle özel olarak gelip görüşmüyor. Fakat o bile Hamburg’un tarihinde ilk defa bir danışmanını gönderdi, bakanını gönderdi, onlar Kobanê’den bir temsilciyle görüştüler, makamlarında da ağırladılar. Şaşırdık açıkçası.


Ama bir yandan da Almanya-Türkiye ilişkileri gelişiyor, Merkel sürekli Erdoğan’la görüşüyor. Bu açıdan Alman siyasetinde çelişkili bir durum var mı?

Var bence. Mülteci şantajı ilk gündeme geldiğinde CDU içinde de karşı gelenler vardı. Fakat hükümette yer alanlar, bakanlar ve Merkel, ortak bir karara vardı. Kendi partilerinde bile Erdoğan’a karşı büyük bir güvensizlik var. Kobanê sürecinde Erdoğan’ın silahlar göndermesini, IŞİD’lileri tedavi etmesini unutmadılar, bir kenara yazdılar, her sohbetimizde de söylüyorlar.

Merkel belki de stratejik olarak şöyle düşünüyor: Sınırları kapatmayacağım ama Erdoğan’la bu anlaşmayı yaparsam mülteciler gelmeyecek; hem de ben koltuğumu sağlamlaştırmış olacağım. Bu politikalar aşırı sağı da güçlendirdi. AfD’nin bu kadar çok oy alması, Merkel’in politikası sayesinde oldu.


Mecliste genel olarak Erdoğan’ın, AKP’nin imajı nasıl?

Berbat. Gerçekten çok berbat. Almanya basını zaten Erdoğan’la dalga geçen haberlerle çalkalanıyor. Birçok gazeteci ve siyasetçi, Erdoğan’ı Esad’la kıyaslıyor. Vekiller içinde berbat bir imajı var. Sosyal Demokratlar’ın Dış İşleri Sözcüsü de kalkıp, “Türkiye’ye mecbur kaldık” diye açıklama yapmak zorunda kaldı. 

Şu da tepki alıyor: Türkiye’ye o kadar para aktarılacak ama Yunanistan daha fazla görev üstleniyor ve zaten açlığın sınırında, öyle davranılmıyor.


Peki, son olarak... Sizin yaptığınızı yapabilmek, böyle genç yaşta Kürtler adına Avrupa siyasetinde yer tutabilmek için ne yapmak lazım?

Gençleri motive etmek lazım, yetiştirmek de lazım. Bu aslında bizim yoğunlaşmamız gereken nokta. Gençleri nasıl Avrupa partilerine yerleştirebiliriz? Sadece Sol Parti’ye de üye olmasınlar bence. CDU’ya gitsinler, SPD’ye gitsinler... Olabilir, bazı pozisyonlarına sempati duymayabilirler fakat şunu da aştık: Önceden o partiler, “Ya benim Kürt’üm olursun ya gelemezsin” diyorlardı. Özellikle CDU’nun Êzîdîlerle ilgili girişimlerini görüyoruz...

Fakat gençler, bu partilerde siyaset yaparken bence yalnız ülkede olup bitenlere değil burada olan bitenlere de bakmalılar. Önemli olan, bir Kürt olarak siyaset yapmak ve bir Kürt olarak buranın siyasetine müdahale edebilmektir.


Federal Meclis için aday olma niyetiniz, böyle bir plan var mı?

Yok, karar verdik, şimdilik olmayacağım. Çok zor bir dönemde grup başkanlığını üstlendim ve bitirmek de istiyorum. Başladım ama bırakıp gideceğim, uygun olmaz. 


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ