Kürtler kendi pratikleriyle sadece soykırımı deşifre etmekle kalmadı aynı zamanda demokratik ulus anlayışıyla farklı bir dünyada yaşıyor. Aynı zamanda diğer halkları bu özgür yaşama çağırıyor. Bugün Ortadoğu’da halklar, mezhepler birbirlerine dostluk ve dayanışma mesajları veriyor. Bunda Kürt halkının demokratik ulus anlayışı belirleyicidir. Kürtler demokratik ulus toplumu olarak kendilerini yeniden var ettiler.
Halkların barış ve kardeşlik içinde yaşayacağı bir demokratik sistem için demokratik ulus bilinci ve anlayışı vazgeçilmezdir. Demokratik ulus yaşam tarzı olmalıdır. Bu gerçekleşmezse iktidar ve devlet zihniyeti her zaman kendine alan bulacak ve halkları zehirlemeye devam edecektir. Zaten Ortadoğu’da temel sorun ulus-devlet anlayışından kaynaklanmaktadır. Ulus devlet yaşam tarzı toplumları kapitalizmin birer oyuncağı haline getirmiştir. Ulus devletin getirdiği yaşam modeli, kapitalist modernite hegemonyasını yaşatma modelidir. Bu da toplumsuzluktur. Demokratik ulus ve ulus devlet birbirine alternatif iki yaşam biçimidir. Birisi toplumsallığı savunur ve toplum kalmada, insan olma da ısrardır. Diğeri ise insanın ve toplumun hiçleşmesidir. Ortadoğu’da alternatif bir yaşam, ancak demokratik ulus toplumu olmakla mümkündür. Ulus devlet topluma kendi çıkarları doğrultusunda şekil vermeye çalışırken, demokratik ulusta toplum kendi kendisini özüne uygun olarak yeniden kurar. İki yaşam biçimi arasındaki fark bilinç ve zihniyet farkıdır.
Demokratik ulus bilinci nasıl oluşur? Bilinç insanın kendi farkına varmasıdır. Yeniden doğmasıdır. Tarih, kültür ve insan olarak soykırıma uğramış yaşamı değil, yeni ve özgür yaşamı bulması ve o yaşamla buluşmasıdır. Bu bir Rönesans’tır. Geleneksel tarih ve kültürün hem yeniden canlanması hem de kendini yeniden inşa etmesidir. Yeni değerlerle yeniden doğmasıdır. Ortadoğu’da halklar eğer demokratik ulus bilincine kavuşmak istiyorsa, öncelikle gerçek tarihini bilmeli, geleneksel kültürünü kavramalıdır. Çünkü saptırılmış bir tarih anlayışı ve inkâr edilen bir geleneksel kültür vardır. Ortadoğu halkları eğer öz tarih ve kültürleriyle buluşursa sadece ulus-devlet aşılmayacak, kapitalist modernite de büyük bir darbe yiyecektir. Toplumun demokrasi eğilimi yükselecektir. Demokratik ulus eğilimi olan bir toplum asla hegemonik güçlere teslim olmaz. Çünkü hegemonyanın halkları teslim almak istemesi ulus-devlet anlayışıyla olmuştur. Bu anlamıyla ulus-devlet demokratik ulusa karşı yapılmış bir karşı-devrimdir.
Demokratik ulus geleneksel kültürü inkar etmez. Bilakis din, felsefe, mitoloji ile yoğrulmuştur. Ruhsal ve zihinsel olarak kültürel tarihle yaşar. Gerçek mitolojileri, felsefeyi ve dini inkar eden ulus devlettir. Hem gerçekleri inkar eden hem de yerine kendine göre şeyler koyandır. Tarih adına tarihsizlik, kültür adına burjuva yaşamını esas alır. Ulus-devlet geçmişi inkar ederek kendini yapar. Burjuvazinin bu şekilde demokratik ulusu ele geçirmesi söz konusudur. Rönesansını yaşayan halklar Avrupa demokratik uluslaşmasında da görüldüğü gibi, her zaman ciddi bir saldırıyla karşı karşıya kamışlardır. O zaman da olduğu gibi halkları sömürmek isteyenler tüm ulusal değerlere el koyarlar. Demokratik ulusun öğeleri tek tek saf dışı bırakılır. Marksistlere yapılan temel eleştiri işte bu noktadır. Marksizm burjuvazinin geleneksel kültürel değerlerin inkarı temelinde demokratik ulus değerlerini, ulus- devletlerin ele geçirmesini toplumsal bir ilerleme olarak değerlendirmiştir. Bu durum Türkiye demokratik uluslaşması diyebileceğimiz ve tam olarak tamamlanamayan 1919-1921 süreçlerinden sonra da yaşanmıştır. Demokratik ulusal değerler inkar edilip burjuvazi kendini sahte bir tarih ve kültür üzerine inşa ederken Kürtlere, Ermenilere, Çerkezlere yine kimi dini gruplara yapılan katliamlar gericiliği tasfiyesi, feodalizme karşı mücadele, homojenleşme olarak ele alındı. Bu bir ilerleme olarak değerlendirildi.
Bugün Kürt demokratik ulus devrimcileri hem egemen devletlere karşı hem de Kürt ulus-devlet anlayışına karşı alternatif bir yaşam sunmaktadır. Bunun için hem Kürt demokratik ulusunu, hem de halkların demokratik ulusunu savunmaktadır. Kürtlerin demokratik ulus temelinde birliği ve diğer halklarla bunun da ötesinde, etnisite-ötesi bir anlayışla toplumsallığın savunulması temel iki siyasal aktiviteyi doğuruyor. Hem kendi içinde yarattığı demokratik ulus Rönesansını korumak hem de bu yeniden doğuşu diğer halklara taşırmak zorunda. Halkların sömürülmesini durdurmak, ulus-devlet anlayışı aşmak buradan geçiyor.
Eskinin kökü, yeninin özü!