Gövdesi sert yapılı, çalımsı bir bitki, tarihin, bilinen en eski dokuma maddesidir.
Ağacımsı gövdesinden elde edilen iplik, her türlü dokumacılıkta kullanılıyor. Değerli kumaşlar üretiliyor. Kaba ipliğinden çuval, halatlar...
Tıpta işlevseldir. Birçok kozmetiğin ana maddesidir. Tohumu ise oldukça besleyici bir gıdadır.
Kağıt sanayinde, en aranan hammaddedir, ayrıca.
Sözünü ettiğimiz, her derde deva bu bitki, Hint keneviridir. Amerika‘dan dünyaya yayılan ünü ile Mariuhana, Türkçesiyle esrarın kendisi...
Öte yandan, lanetli bir bitkidir, kenevir. Uyuşturucu olarak büyük revaç görmesi üzerine, 1930‘da Amerika’da üretimi yasaklanmış ve yasak oradan giderek dünyaya yayılmıştır. Ancak, sanayideki yeri nedeniyle, yasak zaman içinde yumuşamış, serbestleşme yayılmıştır. Amerika’da bugün, birçok eyalette ekimi, Avrupa’nın bazı ülkelerinde de içimi serbesttir.
TC’de de, devlet iziniyle, 19 ilde tarımı yapılmaktadır.
Malatya’yı saymazsak, Kürdistan bir bütün olarak, yasak kapsamındadır.
Ancak, doğanın diyalektiği yasak tanımıyor. Tohumu, hangi kuşun artığı olarak geldi ya da kim tarafından, ne zaman, nasıl ve niçin getirildi bilinmiyor ama, Kürdistan’da oldum olası yetişiyordu. Her bahar, bir önceki yıl dökülen tohumların yeşermesiyle, bahçe ve bostanlarda boy veriyor, yaz sıcağında hafif kekremsi kokulu serinlik yayıyordu.
Fakat, Kürdistan‘da “kındır" denilen urgan ve hayvan yularlarının üretiminin dışında, pek işlevi yoktu. Tohumları kuşlar için geçici yiyecek, çocuklar içinse yaz mevsimi çereziydi...
Esrar özelliğini bilen varsa da, ilgilenen yoktu.
Kürdistan’da kendiliğinden yetişen bu bitki, Türk kesiminin birçok ilinde ekimi ve hasadı yapılıyor, ticari meta olarak dolaşıma konuyor, dokuma sanayi başta olmak üzere değişik işlevler için işleniyor, “esrar" maddesi ise iktidarlara yaslanmış mafyaya servetler kazandırıyordu.
Türk devletinin gözü, bu alanda da Kürtlerin üstündeydi. Kürdistan’da, 1970’lerde “düşman keneviri etkisiz hale getirmek" için, bahçe ve bostanlara askeri baskınlar düzenlenmeye başladı. Halkın “kırkırık" dediği kenevir, resmen “vatan haini“ ve görüldüğü yerde imha ediliyordu.
1990’larda, işi iyice azıttılar. Ordu dağları, taşları sarıp “hain"i yere seriyor, ateşe veriyor, her dönemin devlet yalanları borazanı medya da, Türke Türk propagandası için avazlanıyordu:
"PKK terör örgütüne büyük darbe: Mehmetçik uyuşturucu tarlalarını yok ediyor!.."
Oysa, yalan çok ama, gerçek tekti: Uyuşturucu tarlaları yoktu. Kuytuluklarda, köylülere ait öbekler, bostanlarda boy vermiş çitiller vardı. PKK’nin yasalarında ise her türlü uyuşturucu ile iştigal yasak, kullanım ve ticareti de affedilmez suçtu.
Ama, hayatı yalan olanlar, bildiklerini okuyarak, “kenevire hücum"u Kürtlere eziyet, mafyaya, mafyalaşmış orduya kazanç yolu olarak sürdürüyorlardı.
Askerlerin mafyatik serüveni olan Yüksekova Dosyası ile ifşa edildiği üzere, savaşta sanılan albaylar, binbaşılar cinayetler işliyor, öbür yanda kaçakçılık ve düzenbazlıklarla yalnız ceplerini değil, kasaları da dolduruyorlardı. Kimi subaylar, sınırda teslim aldıkları uyuşturucuyu, askeri araçlarla, Mafyanın ayağına naklediyorlardı.
Kenevir avcıları da, yollarını bulmuşlardı. Korucular kullanılarak, denetim altında ekilen kenevir tarlaları, vakti geldiğinde ürün, biçilip istifleniyor, sonra asıl sahibinin baskınına uğruyor. Ele geçirilmiş gibi yapılarak, para cinsinden ödüle dönüştürülüyordu. Ve daha neler...
Derken, şimdilerde bütün zamanların en büyük Türk büyüğü olarak, günde beş kere halkına seslenen Erdoğan, “böyle yasak yok, kenevir her yerde yetiştirilecek ve bu sayede para kazanacak milletin yüzü gülecek" deyince, kenevir aniden “vatan haini" olmaktan çıkıp kurtarıcı cisme dönüştü.
Kürtler, çektikleri işkenceler, yangına verilen bağ, bahçe ve bostanlarının yangınıyla kala dursunlar, sahibi “apart“ deyince önüne atılanı linç eden, “sev“ deyince de okşama vaziyetine geçen kiralık Türk medyası ve köle kalemleri, hemen o gün kenevire serenada durdular. Kenevir dolaysıyla esrarın faziletine destanlar yazmaya başladılar.
Kenevir üretimiyle, yılda en az yüz milyar dolar kazanç elde edileceğini ve ülkenin bu sayede ihya olacağını parlatılar. Amerika’nın yasakla hiç bir ilgi ve ilintisi olmadığı halde, Erdoğan’ın Amerikan yasağını yerle yeksan eylediğini ilan ederek, ona “hamd-ü sena“ tertibinden övgüler dizdiler.
Ama, her konuda olduğu gibi kenevirin fazileti meselesinde de gerçek tekti: Hacı fışfışın kazancı...
Bırakın vatan, millet davasını değildi. Hesap, uyuşturucu geliri ve onun paylaşımıdır. Dün PKK’yi uyuşturucu kaçakçılığı iftirasıyla, gözden düşürmeye çalışanlar, bugün kartellerini kuruyorlar...