Geçen yıl bu günlerde kaybettiğimiz ve yaşamı boyunca ötekileştirilenlerin yanında yer alan usta yazar Yaşar Kemal’i ölüm yıldönümünde bir kez daha saygıyla anarak, kendisiyle yapılan bir söyleşide, kültür ve kimlik konusunda söyledikleriyle başlamak istiyorum bu yazıya.

Şöyle diyordu Yaşar Kemal: "Cumhuriyetten sonra Türk kültüründen başka bütün kültürler ve diller yasaklandı. Onlarla birlikte Türk kimliği de gelişemedi. Bir ülkede bütün kültürleri yasaklamak genel anlamıyla kültürü yasaklamaktır. Benim bu konuda konuşmam ve yazmam bir çağrıdır. Dünya kültür merkezlerinden biri olan Anadolu kültürlerinin yolunu kesmememiz içindir. Türkiye bugüne kadar gerçek bir demokrasiye ulaşamadı. Oysa halkımız, bir kısım aydınlarımız demokrasiye can atıyor. Demokrasiye ulaşmama sebebini herkes biliyor ama kimseye söyleyemiyoruz. Korkumuz demokrasiden daha güçlü."

Evet, korku yaygın bir durum çünkü durmadan paranoyalar üretti ve bu yüzden de hep sindirme, dayatma ve yok etme çabasında oldu bu devlet. Başkalarının kendisinden farklılıklarını kabul etmemek, buna saygı duymamak ve bunu reddetmek üzerine kurdu paradigmalarını. Buna karşı duranları da düşman belledi.

***

Ayrıca kin ve nefret kültürüyle eğitilip yetiştirildi bu ülkede insanlar. Siyaset erbabının kışkırtıcı, ayırımcı ve önyargılı dili de eklenince, Türkiye’de zaten öteden beri var olan düşmanca algı ve tutumlar giderek büyüyen bir soruna dönüştü.

Hükümetin kamu düzeni adı altında bölgede akıl almaz biçimde estirdiği terör ve katliamlar gelinen süreçte kaçınılmaz olarak karşıt şiddeti doğuruyor. Dahası, onarılması güç büyük kırılmalara neden oluyor.

Evet. Hükümet bu devasa sorunu "güvenlik ve asayiş" noktasına indirgemiş durumda. Oysa bugün Türkiye'de bir asayiş sorunu değil, demokratikleşme sorunu vardır. Eşit, adaletli bir yapı kurulmadan sorunlar bitmez, hiçbir inzibati, polisiye önlem sorunların üstesinden gelemez. Böyle bakılmadan demokrasi anlayışı kazanılamaz.

Kamu düzeni adı altında militarist asayiş politikası, kanı durdurmuyor, tam aksine yangına benzin olayına dönşüyor.

Ortak bir gelecekten söz edilecekse, eşit, özgür ve güven içinde yaşamak isteyen herkesin; şiddeti yaratan nedenler üzerinde düşünmesi gerekiyor.

İnsan hayatını temel almayan, yaşamı siyasetin merkezine koymayan hiçbir sistem olayların üstesinden gelemez.

***

Yaşadığımız acılar, kayıplar, acılar defalarca göstermiştir ki, her türden şiddet ve baskı çözüm getirmiyor.

Çığlıkları, feryatları duyuyor musunuz? Artık kan damlıyor ağıtlardan, herşey canevinden vurulmuş, zulme kurulmuş bütün saatler sanki.

Bakın bölgeden bir babanın sitem dolu seslenişi bize bu konuda bir özet veriyor gibi. Evet. Geçen hafta ölüm bodrumdan çıkan gazeteci Mazlum Dolan’ın babası konuşuyor: "1000 yıldır bize Türk-Kürt kardeştir deniyor, biz kardeş değiliz. Böyle kardeşlik olmasın. Binlerce yıllık tarihimiz, kültürümüzü, hayallerimizi yıktılar. Ve Batıda kimse sormuyor devlete, ‘sen ne yapıyorsun’ diye. Kardeşlik diyen gelip burayı görsün"

Bölge bir cehenneme dönüştürüldü, alevler içinde yanıyor.

Yazının son cümlesi de "Et tırnaktan ayrılmaz" diyenlere gitsin: Bu yangına birer damla da olsa suyunuz yoksa et tırnaktan ayrılıyor. Haberiniz olsun.