
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, dün yazılı bir açıklama yaparak, Türk devletinin Öcalan’a yönelik tecrit politikasına sert tepki gösterdi. Açıklamada, “Türk devletinin tecrit politikası, AKP’nin Kürt halkına karşı geliştirdiği topyekun savaş stratejisinin boyutlarını ortaya koymaktadır. AKP devleti, ‘yeni’ olarak adlandırdığı bu stratejisiyle Önder Apo şahsında Kürt halkına boyun eğdirerek, halkımızı susturmak, bastırmak ve geri adım attırmak istemektedir. Bunu da tamamen evrensel hukuk kurallarını bir tarafa koyarak, şiddet, şantaj ve katliamla yapmayı esas almaktadır” denildi.
Tecrit ağırlaştırıldı
Öcalan’ın tam 4 haftadır avukatlarıyla görüştürülmediğine dikkat çekilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi: “Geçen bu 4 hafta içerisinde avukatlar İmralı’ya gidiş için tam 8 kez başvurmuş, her defasında hava muhalefeti veya koster bozuk gerekçesi öne sürülerek geri çevrilmişlerdir. Ancak herkes bilmektedir ki devletin öne sürdüğü bu gerekçeler, gerçek dışı ve yalandır. Esas olarak, Başbakan ve hükümetinin bir kararı sonucu avukatlar Ada’ya gönderilmemekte ve Kürt Halk Önderi üzerindeki tecrit ağırlaştırılmış bulunmaktadır.“
Hukuk tanımıyorlar
Devletin açıkça kamuoyuna yalan söylediği, kendi hukukunu bile çiğnemekten tereddüt etmediği belirtilen açıklamada, son günlerde Başbakan ve hükümet yetkililerinin Kürdistan’da yürütülen savaşın ‘hukuk kurallarına uygun olacağı’ sözlerine dikkat çekildi. Ancak geliştirilen savaş yöntemlerinin bunun tam tersi olduğu anımsatılan açıklamada, şunlar kaydedildi: „T.C hukukuna göre Önderliğimizin haftada 1 kez avukatlarıyla, 15 günde bir ailesiyle görüşmesi bir haktır. Bunun gerçekle alakası olmayan yalan ve sudan bahanelerle engellenmiş olması, AKP devletinin bizzat kendi hukukunu çiğnediğinin açık bir örneğidir. Zaten öteden beri kendi yasalarında bir hak olarak var olan telefon görüşmesi, televizyon, tercih edeceği ve aileden olmayan 3 ayrı kişiyle görüşme hakkı, vb. hakların gereği hiçbir zaman yerine getirilmemiştir. Önderliğimize baştan beri hukuk dışı özel bir muamele yapılmıştır.“
Yalan ve hukuksuzluk
„Açık ki ortada bir yalan ve hukuksuzluk vardır“ denilen açıklamada, zaten Türk sömürgeciliğinin de Kürdistan’da bu iki temel olgu üzerinde inşa edilmiş bir sömürgecilik olduğu gerçeği hatırlatıldı. Açıklamada, bugün de AKP hükümetinin adalet, hukuk, özgürlük, kardeşlik, insanlık söylemleri adı altında çok pişkin bir tarzla bu politikayı sürdürdüğü ifade edildi.
Kesin bilanço
Açıklamada, 17 Ağustos’tan bu yana başta Kandil olmak üzere tüm Medya Savunma Alanları’na yönelik kapsamlı hava saldırılarının başlatıldığı hatırlatılarak, şunlar vurgulandı: „Bu hava saldırılarına bazı bölgelerde de yoğun top atışlarıyla destek verilerek Medya Savunma Alanları’nda tam bir savaş ortamı yaratılmıştır. Güney Kürdistan’ın yoksul halkının büyük zayiat görmesine yol açan bu saldırılarda birçok ev yerle bir edilmiş, köprüler yıkılmış, yollar tahrip edilmiş, bağ ve bahçeler ile ormanlar yanmış, hayvanlar telef olmuş ve gerilla şehitlikleri hasar görmüştür. Bütün bu saldırı sürecinde, daha önce de açıklandığı gibi 3 gerillamız şehit düşmüştür. 21 Ağustos günü öğle saatlerinde ise 7 insanımız şehit edilmiştir. Türk devletinin bugüne kadar havadan ve karadan bombardımanının bilançosu kesin ve net olarak budur. Gerillanın başka hiçbir kaybı yaşanmamıştır.“ Genelkurmayın yalanları Bu açık gerçeğe rağmen, Türk Genelkurmay Başkanlığı, 90 ila 100 gerillanın öldürüldüğü, 80 gerillanın yaralandığı, bunların civarlardaki hastanelere ve köylere dağıtıldığı, civar köylere dağılan gerilla güçlerinin köylüleri canlı kalkan olmaya zorladıklarını duyurmuştu. Bunun yanında sivillerin zarar görmemesi için büyük bir hassasiyet gösterildiğini ve sivillerin hiçbir zarar görmediğini açıklamıştı. KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, Türk Genelkurmayı’nın açıklamalarını şöyle değerlendirdi: „Baştan sona yalan olup gerçekleri çarpıtan, doğruları izah etmeyen, toplumu yanlış bilgilendiren bir açıklamadır. Böylesi açıklamalar, Türk sömürgeciliğinin Kürdistan’a yansıyan evrensel insan hakları ve uluslararası hukuk dışı saldırılarını örtbas etme gayretinden başka bir şey değildir. Psikolojik savaş amaçlı, gerçek dışı bu açıklamalar özü itibariyle kamuoyuna ve topluma karşı büyük bir saygısızlık ve hakarettir. Çünkü çok bariz bir şekilde kamuoyuna yalan söylemektedir.“
Psikolojik savaş da tutmaz
Kürt sorununun çözümünde gerçekçi bir noktaya gelinememenin önemli bir nedeni de geliştirilen özel savaş dili olduğu kaydedilen KCK açıklamasında, „Devletin yan kuruluşları olan kendilerine düşünce kuruluşları diyen özünde ise özel savaş politikalarını üretim ve yalanları teorize etme merkezleri de bu yalanları işleyerek savaş ve çözümsüzlüğün derinleşmesine hizmet etmektedir. Aynı şekilde Hareketimizin yönetimine ilişkin de devletin ve Türk basınının Hareketimizi içe dönük oyalama, toplumu ise yalan-yanlış bilgilerle yönlendirme taktiği halen devam etmektedir. Türk devletinin bu tarz psikolojik savaş uygulamalarıyla hiçbir yere varamayacağı ve sonuç alamayacağı ortadadır“ denildi.
Canlı Kalkan eylemleri Topyekun bir savaşın dayatıldığı bu süreçte, savaş çığırtkanlığını yapanlara ve katliam sürecine karşı Kuzey Kürdistan’da Barış Anneleri’nin, Güney Kürdistan’da ise gençliğin öncülüğünde gelişen canlı kalkan eylemlerini takdirle karşıladıklarını belirten KCK, açıklamasını şöyle sürdürdü: „Bu kararlı tutum, halkımız üzerinde hesap yapanlara verilen kararlı cevap olmaktadır. AKP’nin ve Türk basınının bütün çarpıtmalarına karşın herkes biliyor ki, Kürt Halk Önderliği, Kürt halkı ve Kürdistan Özgürlük Hareketi, Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek istemekte ve barışçıl çabalara büyük önem biçmektedir. Değerli anaların ve gençliğin geliştirdiği canlı kalkan eylemi anlamlı bir çıkıştır. Ancak Kürt sorununda kendisini dayatan çözüm sürecine karşı, AKP’nin tekçi-ırkçı zihniyeti, Kürt halkının iradesini tanıyan bir çözümü kabul etmeyip, şiddet politikasında ısrarı beraberinde getirmiştir. Bu nedenle savaş kararı almıştır.“ Sadece direnme değil Tarihin bu önemli aşamasında Hareket ve halk olarak, devreye konulan bu topyekun saldırıya karşı, sadece direnme değil, başarıya yürümenin azmi ve kararlılığının önemine dikkat çekilen açıklamada, şu çağrılar yapıldı: „Dört parçadaki Kürt halkının var olan kazanımlarını korumak ve Kürdistan halkının özgürlüğünü gerçekleştirmek için içinden geçtiğimiz bu kritik süreçte tüm Kürdistani parti, örgüt, kurum ve kuruluşların ulusal birlik ve dayanışma ruhuyla gelişmelere cevap olmaya ve Kürdistan’ın düşmanı olan tüm güçlere karşı etkili mücadele etmeye çağırıyoruz. Tüm Yurtsever Kürdistan halkını, yiğit Kürdistan gençliğini, özgürlükçü Kürt kadını ile tüm yurtsever-demokratik kurum ve kuruluşları, AKP devletinin bu katliamcı-sömürgeci saldırılarına karşı sessiz kalmamaya, her yerde toplumsal tepkilerini ortaya koyarak Önderlik üzerindeki tecride son verdirtmeye, Güney Kürdistanlı yoksul köylülere dönük geliştirilen saldırılara karşı protestolarını yükseltmeye ve serhildan hareketini güçlendirerek özgürlüklerini gerçekleştirmeye çağırıyoruz.”
ANF/BEHDİNAN