Türkiye artık yasal dayanaklarına da kavuşan kurumsal bir faşizme geçiyor. Türkiye zaten faşist 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyordu. Onun oluşan kurumlarını AKP ele geçirerek devlete oturdu. Dolayısıyla zaten bir faşist yapılanma vardı, denilebilir. Doğru. Ancak toplum bu anayasa ve Kürtlere karşı yürütülen savaşın ağır yükü altında boğuluyordu. Ayrıca mevcut siyasi partiler de yürütülen savaşın sonuçsuzluğundan yıpranmış ve etkisizleşmişlerdi.
Toplum nefes almak ve demokratik bir yapılanmaya özlemler olmuştu. Ancak demokratik bir programla ortaya çıkan bir parti olmadı. CHP kendisini aşamadı. İki arada bir derede kaldı. Böyle olunca da yeniymiş gibi görünen AKP’ye yol açıldı. AKP açılan bu yoldan 15 yıldır Türkiye’yi yönetiyor. Ancak AKP demokratik bir parti değildi. Ne bileşimi ne de geçmişi özgürlükçü bir yapıda değildi. Kara faşizmin üstüne biraz daha din ve mezhep sosu dökerek yeşil bir yapılanma olarak palazlandı.
AKP çıkısında zayıftı. Çünkü sokaktan, direnişlerden ve demokratik gelenekten gelmiyordu. Gözü hep devletin etkin kurumaları üzerindeydi. En çok da ordudan korkuyordu. Bunun için liberallerin, AB’nin desteğine ihtiyacı vardı. İttifaklarını ona göre ayarladı. En temel ittifak gücü de Fethullah Gülen hareketiydi. Bir ipte iki cambaz oynamaz misali Fethullah’la kapıştılar. Çünkü ayni zeminde etkin olmak, iktidarı daha fazla kapmak istiyorlardı. Aralarındaki kapışma darbe ve karşı darbeye kadar vardı.
AKP önder Apo’ya ve Kürt sorununa da araçsal olarak yaklaştı. Bu konuda önder Apo gerekli uyarılarda bulundu. Kürt sorununu demokratik bir zeminde çözmek ve Kürt-Türk ilişkilerinde silahı aradan çıkararak kalıcı bir barış tesis etmek istedi. AKP ise zaman kazanmak ve sorunun üstünü örtmeye ve çürümeye terk etmek istedi. AKP iktidarı döneminde hiç bir kalıcı ve ciddi adım atılmadı. Algı operasyonlarıyla da sanki bir reform süreci başlatmış, İmralı’yla görüşmelere gidip büyük adımlar atılmış gibi göstermeye çalışıldı. Alevi çalıştayları yapıldı, geniş toplumsal kesimlerin sorunlarına çözüm getirilmeye çalışılıyor algısı ve beklentisi yaratılmaya devam edildi.
Gelinen noktada AKP tüm sorunları ve toplumsal kesimleri bir kenara attı. Gerçek ve çıplak yüzüyle ırkçı ve faşist MHP ile ittifaka dahil oldu. Bu ittifaka Ergenekon ve Perinçekler de katıldılar. Türk siyaset tarihinin en ırkçı, savaşçı ve faşist bloku oluştu. Türkeş 12 Eylül sıkıyönetim mahkemelerinde “biz hapisteyiz ama düşüncelerimiz iktidarda” demişti. Kenan Evren MHP ila açık bir ittifakı göze alamadı. Onları da devredişi bırakarak, yargılayarak tarafsız görüntüsü vermeye çalıştı. Simdi görüldüğü gibi MHP hem düşünce hem de fiili olarak iktidarda bulunmaktadır. Kenan Evren’in yapmadığını Erdoğan yapmış ve MHP ile açık bir ittifak yapmaktan sakınmamıştır.
Bu ittifakla Türkiye OHAL koşullarında tüm geleceğini etkileyecek bir rejim değişikliğine gitmektedir. Darbeler ve olağanüstü koşullarda anayasa yapmak anlaşılan Türkiye’nin kaderi olmuş. Toplumsal uzlaşma metinleri olan anayasalar Türkiye’de toplumu ezme ve biat ettirme tüzük nameleri işlevi görüyor. Darbeler ve sıkıyönetimler ortamında tam bir fırsatçılıkla halklara ve iradelerine kelepçe vurmak dışında anayasalara rol yüklenmiyor.
Yüzbinlerce insan işlerinden uzaklaştırılmış, on binlercesi hapishanelere yollanmış ve tüm muhalif basın ve yayın kurumlarının kapatıldığı bir zamanda anayasa değişikliğine gidiliyor. Halkın oylarıyla seçilmiş yüze aşkın belediyeye el konulmuş, onun üzerinde milletvekili hapiste... Bu liste uzayıp gidiyor. Türkiye içeride ve dışarıda bir savaşın içine sokulmuş. Freni patlamış bir araba gibi nereye çarpacağı, nereye gideceği bilinmeyen bir ortamda anayasa değişikline gidiliyor.
Bu anayasa değişikliğinin halkın ihtiyacı ve iradesiyle bir ilişkisi yok. Var denilecekse o da halkın iradesini kırmak, bastırmak amaçlı olmasıdır. Yani halka ve demokrasiye karşı bir hamle yapılıyor. Türkiye’de faşizm daha kalıcı ve kurumlaşmış hale getiriliyor. Açık ve net olan budur. Bunun dışında olan bitene kılıf uydurmak savaş ve faşizme hizmet etmektir.
Parlamentonun ne kadar silik ve etkisiz hale getirildiği oylamalar esnasında daha iyi görüldü. Kabul edilen anayasa değişikliyle bu günler de aranır hale gelecektir.
Şimdi de AKP ve MHP referandum kampanyasıyla bu faşist yapılanmayı halka kabul ettirmeye çalışacaklardır. Buna karşı yaşamın her alanda Kürt halkı ve demokrasi güçleri etkin bir aydınlatma ve örgütlenme kampanyası örgütlemelidirler. Hükümet ve Saray’ın saldırı halinde olduğu, serbest bir kampanya ortamına izin vermeyecekleri söylenebilir. Doğru. AKP hiç bir zaman açık, demokratik bir kampanya ortamı yaratmaz. Tüm basın ve devlet olanakları elinde olmasına rağmen. İşte asıl demokratik muhalefet de bu şartlarda yürütülmek zorundadır. Zorlukları göğüsleyerek, yaratıcı bir örgütlenmeyle faşizmin karanlıkları aşılmalıdır. Faşist rejimler demokratik çalışma ortamı yaratmazlar. Tersine onu ortadan kaldırırlar. Ama faşizmi yenilgiye uğratacak olan da direnme ve halkı aydınlatma eylemleridir. AKP ve ittifakları o kadar güçlü değillerdir. İç ve dış dayanakları 12 Eylül kadar güçlü değildir. AKP güçlü olsaydı MHP ve Ergenekonla ittifak kurmazdı.
Türkiye’nin ve Kürt halkının demokratik direnme potansiyeli güçlüdür. AKP bunu bildiği ve ondan korktuğu için MHP ev Ergenekonun eteklerine yapışmıştır. Bu faşist ve ırkçı blokun geleceği yoktur. Yeter ki, etkin bir demokratik kampanya örgütlensin.