
Modern hayatın koşturmacası, metropollerde yaşayan insanları her gün tekrarlanan bir döngünün içine sokuyor. İş, ev ve yollarda geçen sürenin toplamına dönüşüyor hayatlarımız. Bir süre sonra yollarda geçen vaktin hayatın büyük bir parçasını alıp götürdüğünü fark edemiyoruz. Bu hay huyun içinde sığındığımız tek yer ev oluyor. Özel alan, mahremiyet ya da sınırlarımız. Böyle birçok tanımı alabilecek hatta bir zigon sehpayı da içine sığdırabilecek bir mekân ev… Ya da tüm bu tanımları alt üst edip bir üretim alanına dönüşebilecek bir yer, penceresi sokağa açıldığı sürece...
Kardeş Türküler ile Bajar projelerinden tanıdığımız Vedat Yıldırım ve Cansun Küçüktürk “Şarkılar yolda soğumasın… Çayın kahvenin yanında… Mutfağın yan tarafında… Kurduk odaya tezgâhı…” diyerek bir albüm kaydetmeye karar vermiş; o tüm tanımları ve zigon sehpayı sığdırdığımız üç oda bir salona. Başlarda her insan gibi evde şarkı söylemeyle başlamışlar. Öyle sadece banyoda da değil, evin her odasında. Sonrasında basmışlar record tuşuna… Böyle böyle başlamış Ev Kayıtları’nın hikâyesi. Nitekim Edip Cansever’in de dediği gibi “Oda da odaymış!”
Vedat Yıldırım ve Cansun Küçüktürk’le Ev Kayıtları albümünü konuştuk…
Evde kayıt alıp müzik yapma işi nasıl ortaya çıktı?
Cansun Küçüktürk: Evde zaten albüm haricinde de çalışmalar yapıyoruz. Ben gitar çalıyorum ve çoğu kez evde de çalışıyorum. Dönem dönem üretimler de oluyor bu çalışmalar sonucunda. Besteler ya da sözsüz melodiler gibi. Bunlar bir yere ithafen yapılmış şeyler değil tabi. Daha çok içimden gelen ya da aklımdan geçtiği gibi, küçük küçük not aldığım melodiler şeklinde oluyordu. Ev Kayıtları bunların birikmesiyle oluştu. Hem Vedat’la geçirdiğimiz zaman hem de bu çalışmaların üretime dönüşmesi, bu albümü ortaya çıkardı. Başlarda Vedat’ın aklındakiler ve benimkiler derken amaçsız kayıtlar yapmaya başladık. Sonrasında ‘Bu şarkı güzel oldu’, ‘Bunu da kaydedelim’ diye diye 1,5 yıl devam ettik kayıtlara. Aslında epey sonra ‘Acaba bu şarkıları değerlendirsek mi?’ demeye başladık. Çünkü ikimiz de belli projelerde yer alıyorduk, Bajar ve Kardeş Türküler gibi. Her yaptığımız ürün de oralara olmayabiliyordu. Bajar’ın belli bir politik çerçevesi var, Kardeş Türküler’in de öyle. Ama Ev Kayıtları daha gündelik yaşama dair, hani aklınıza eser birini özlersiniz ve şarkı yaparsınız ya bunun gibi…
Evde şarkı söylemek de biraz böyle değil mi zaten. Aklınıza ne gelirse, daha kendinize kalan şeyleri yapmak gibi…
Cansun K.: Evet, biraz öyle. Daha çok kişisel meseleler, fikirler ve gündelik yaşantı üzerine. Mesela Vedat’la ortak fikirler üzerinden çıkmış bestelerimiz var. Aklımıza gelen bir şey olunca ‘Hadi bunun şarkısı yapalım’ diyoruz. Ya da yolda giderken ‘Hadi yol şarkısı yapalım’ vs. gibi. Bir de grupla müzik yapmak ile evde oturup müzik yapmak çok ayrı. Çünkü üretim süreçleri farklı.
Vedat Yıldırım: Ev ortamı nispeten daha rahat oluyor. Oturuyorsunuz, prova saati gibi bir şey yok. Profesyonel stüdyoya gittiğinizde oranın bir hukuku ve çalışma tarzı var. Bizim yaptığımız şeyse kitap okuyup, müzik dinlerken biçimleniyor. Yaşadığın yerde kaydetmek daha farklı. Aklımıza bir şey geliyordu, onu hemen yapabiliyorduk. Bir bekleme, toparlanma süreci yok. Bir de Ev Kayıtları, enstrümansız bir albüm. Mesela enstrüman arıyoruz ama yok yakınımızda, o zaman ağzımızla çıkarıyoruz o sesi ya da evdeki herhangi bir şeyi çalıyoruz.
Rahatlığın verdiği bir dezavantaj var mı? Misal ne kadar sürdü Ev Kayıtları?
Vedat Y.: 3-4 yıl kadar sürdü. Bir ev kiraladık prova yapalım diye, ondan sonra şekillenir gibi oldu, devam etti…
Epey uzun sürmüş…
Vedat Y.: Zaten albüm falanca tarihte çıkacak ya da firması, masraf şu olacak diye bir derdimiz yoktu.
Cansun K.: Albüm fikrine dönüşmesi de çok yakın aslında. Amacımız hiçbir zaman albüm yapak olmadı. Zaten sürekli stüdyolara gidiyoruz, profesyonel müzisyenlerle çalışıyoruz. Ev Kayıtları’nı bundan biraz ayrı tutalım istedik. Çünkü evde yapılan bir kaydı sunarsak ne kaybederiz diye düşündük. İşin esprisi de bu. Albümü profesyonel, bizim dışımızdaki müzisyenlerle yapacak olsaydık; davul, keman, grup yaylılar falan derken bu artık ‘ev kaydı’ olmaktan çıkacaktı. Hem Ev Kayıtları sadece bestelerin olduğu bir albüm. O yüzden biz hem içeriği hem de materyali evde kalsın istedik. Teknik olarak mix ve mastering’i bile evde yaptık. Stüdyoya hiç girilmedi. Piyasa müdahaleleri hiç yapılmadı. Duyumumuzu bile ona göre geliştirdik. Müzikten anlayan birkaç arkadaşımız albüm için ‘Oda sound’u geliyor’ dedi.
Dinleyicinin anlayabileceği bir sound mu bu?
Cansun K.: Çok altta muhakkak var ama duyulabilecek düzeyde değil. Biraz dip ses gibi olabilir.
Vedat Y.: O ev rahatlığının hissedildiği yorumu çok geldi, ‘Ev haliniz albüme geçmiş’ dediler. Gerçekten stüdyoya girseydik sıcaklık farkı olabilirdi. Modern hayatın kuralı, insanlar evde doğuyor başka bir enerjisi var bunun. Bir süre sonra şu da oluştu; ev ve iş birbirine geçti. İşten çıkıp eve gelmeniz üç saniye sürüyor çünkü bir odadan diğerine geçiyorsunuz. Ayrıca kendimize de alan açtı bu durum. Bazen evde sosyalleşmek gerek diye düşünüyorum.
Sözlere baktığımızda sadece ev değil aslında yaşam alanınız da bu kayıtların içinde. Söğütlüçeşme mesela...
Vedat Y.: Cansun’un da dediği gibi Ev Kayıtları ‘Daha gündelik yaşama dair.’ Kadıköy gibi bir yerde yaşıyoruz, birbirimizin evine gidip geliyoruz. O arada, yoldaki hayat sesleri var. Bu yüzden Söğütlüçeşme Durağı’nda ya da parkta oturup çay içen ve düşünen insanlardan ve hatta ağaçtan söz ediyoruz. Kadıköy’ün biraz farklı bir havası var. Evet, karşıya gidiyoruz, zaten stüdyo orada; ama insan kendine zaman ayırdığında aslında akıp giden hızlı hayatın dışına çıkıp farklı bir ruh haline geçiyor. Çünkü İstanbul hayatı insanı savuruyor. Biz de sözlerde anlattığımız şeyi arıyoruz. Ama öte yandan insanlar sokaktan kopmamalı, sokağın anlamı çok büyük. Zaten Ev Kayıtları kapalı bir alanın değil, tam tersine penceresi sokağa bakan bir mekânın üretimi. Seslerin ve yaşamların iç içe geçtiği. Çünkü stüdyo daha izole ve ses geçirmez...
Devam edecek mi peki?
Cansun K.: Yaşamaya devam ediyorsak, üretmeye de devam edeceğiz. Artık hayat bize ne getirir bilemeyiz. Zaten bilmemek daha iyi. İnsanın kendini biraz hayatın akışına bırakması lazım...
Peki, evde kayıt yaparken sıkıntı oluyor muydu? Sonuçta apartman dairesinde yaptınız albümü.
Cansun K.: Ciddi bir sıkıntı olmadı. Ya sesimiz çok gitmiyordu ya da seviyorlardı ikisinden biri. Ama beğendiler demek ki hiç kızmadılar. Bizim başımıza gelmedi ama apartman dairelerinde müziğe karşı bir ciddi bir rahatsızlık var genelde. Birisi telefonla bağıra bağıra konuşurken kimse bir şey demiyor; ama müzik çalmaya başlayınca hemen uyarı gelir ‘tak tak tak müziğin sesini kısar mısınız!’ İnsanlarda hep ‘parti yapıyorlar’ algısı var. Dolayısıyla bu da tedirginlik yaratıyor. Ama bizim yaptığımız müzik, apartmanın genel sesinden çok düşüktü. Onların sesi bize daha çok geliyordu.
Kayıtlara gürültü patırtı girecek diye bir kaygınız oldu mu?
Vedat Y.: Dört yıl vaktimiz olduğu için sorun olmadı. Hafta içleri gündüz saatlerinde daha sakindi apartman, çünkü insanlar işte oluyordu. Ama cumartesi-pazar biraz daha hareketliydi. O zamanlarda da fazla çalışamıyorduk.
Albümün sözlerinin hepsi size mi ait?
Vedat Y.: Evet, yalnızca Zazaca bir şarkı hariç.
Peki, bu uzun süreçte attığınız ya da albüme koymadığınız şarkılarınız var mı?
Cansun K.: Hatırlamıyorum ama denemelerimiz mutlaka olmuştur. Bir ara çok kayıt yapıyordum ama beğenmeyip siliyordum. Sonra Vedat, silmeyip dinletmem gerektiğini söyledi. Çünkü şöyle bir şey var. Birine bir şey dinlettiğinizde ona da alan açıyorsunuz bu ve bambaşka bir yere götürüyor çalışmayı. Zaten ikili olmanın avantajı da biraz bu. İki kişi birbirini küçültebilir de büyültebilir de. Fikrinize başkasının müdahale edebilme rahatlığına ulaştığınızda ve egonuzu da düşürdüğünüzde; önemli olanın ürün olduğunu görüyorsunuz. Bu da ortaya çıkan şeylerin büyümesini sağlıyor. Parçalarımız da öyle. Sınırları belli değil. Her şeyi tek tek yazmadık çünkü sınırları çok belirsiz. Bazen küçük bir fikir atılıyor ortaya, her şeyi o yönlendiriyor. Misal ben enstrüman da çaldığım için kayıtlarla daha fazla işim oluyordu; ama Vedat öyle bir şey söylüyordu ki, bir anda her şeyin yönü değişiyordu. Ben mi çalıyorum Vedat mı çalıyor belli olmuyordu öyle vakitlerde.
Albümün ortak bir üretim süreci olduğunu söylediniz sıkça. özellikle gündelik yaşamı anlattığını. Ama illa etkilendiğiniz başka şeyler de olmuştur, var mı?
Cansun K.: Ev Kayıtları’nda Edip Cansever’in büyük payı var. Ben bir dönem ondan çok etkilendim. Bayağı okudum, okuyorum ve bende bir tortu bıraktı. İzlediğimiz ve okuduğumuz her şey bizde bir şeyler bırakıyor ama bazıları daha çok kalıyor.
Vedat Y.: Her şeyin ötesinde algı kapılarının açık olması önemli. Bir şiir okursun, o başka bir şeye yol açar. Mesela film izlerken bazen iz sürüyorum. Filmin müziğinden tarihe kadar geniş bir dünya çıkıyor önüme. Bazen her kapıyı açmak, her izin peşinden gitmek gerek. Çünkü hayat gerçekten çok çorak ve hiçbir şeye izin vermiyor bu memleket...
Suzan Demir