AKP gerçekte “kağıttan kaplan”dır. Bu partinin içinden “AB programını” çıkartın, onların etrafındaki “liberal aydın” desteğini yok sayın. Geriye biraz modernleşmiş Erbakancılıktan başka bir şey kalmadığını görürsünüz. Babacan AB’den vaz geçti, Fethullah Gülen’in sözcüsü “muhafazakar demokratlarla, liberal demokratları yol ayrımına geldi” demesinin üstünden birkaç hafta geçmemişti ki, Mehmet Altan’ın Star’daki yazıları azaltıldı bile… AB’siz, liberalsiz bir “milliyetçilik, muhafazakarlık ve Amerikancılık”ın Demirellerden, Çillerlerden bir farkı kalır mı? Bir de bu resme, hala Kürt halkının bileğinin bükülemediğini, Suriye tuzağının büyük bozgunlar vaat ettiğini, ekonominin tehlikeli sinyaller verdiğini ekleyin. Ve Allah gecinden versin, bir de “Erdoğan’dan sonrasını” düşünün: Ve seyredin cemaatle rakip tarikatların rant kavgasını…
AKP başına geleceği anlamıştır: Acelesi ondandır. Bu aptalca tutuklamalar, bu akılsızca bombardımanlar, bu vahşice kan dökmeler ve yeniden “kontra”lara muhtaç kalmalar, gerçekte güçsüzlüğün ve yenilginin ilanıdır. AKP deprem bölgesine kurulmuş bir “Everest building” gibidir.
Buyurun AKP’ye bir kere daha bakalım.
Ne görüyoruz? Gördüğümüz, adam henüz hayattayken, AKP’de “tereke paylaşımı” için hazırlıkların başladığıdır. Siyasette tereke ya da miras paylaşımı kadar yıkıcı hiçbir şey yoktur. Liderlik koltuğu bir tane olduğu, adaylar ise her zaman farklı çıkarları temsilen birden fazla olduğu için ve liderlik koltuğunun bir bacağını birine, öteki kolunu diğerine tarlayı böler gibi taksim etmek de mümkün olmadığı için, “tereke paylaşımı” siyasette partilerin başına çok kötü işler açar.
AKP bu nedenle “tereke paylaşımının başladığını” ilan eden Hüseyin Çelik’in demecinden sonra, dün itibariyle psikolojik olarak saldırıdan savunmaya geçmiştir.
Malum önce eski bir kamuoyu araştırması, Başbakan hastalandığı için “güncellendi”. Acul köşeci Emre Aköz bu araştırmayı, Cumhurbaşkanlığı bağlamında yorumlasa da, yorumlayan yazısının zamanlaması, yazıyı Başbakan’ın “hastalığı” ile kendiliğinden bağlamış oldu. Başbakan adaylarıyla ilgili değerlendirmeler hep bu bağı pekiştirdi. Bu arada Başbakan’ın yokluğunda, onun bilgisiyle hazırlanan Şike Yasasını Gül’ün veto etmesi “adaylık çıkışı” olarak yorumlanmayı hak etti. Onu ikinci “aday” Arınç’ın “Erdoğan’a biat etmemiş adamım” demesi izledi, böylece “adaylık” ilanı adeta kesinlik kazanır gibi oldu.
Biz bu konuyu gündeme getirdikten sonra, gelişmeler, dikkat çektiğimiz Zülfü Livaneli’nin yazısını doğruladı; Bakanlar Kurulu’nun Pazartesi günü yapılacak toplantısına “katılacak” dendiği halde Başbakan katılamadı. Medya Başbakan’ın Bütçe görüşmelerine de katılamayacağını, sözcülüğü Babacan’ın yapacağını yazdı. Bu durum “Erdoğan’dan sonrası” ile ilgili AKP içi “tereke paylaşımı” kızıştı.
AKP aygıtının başında bulunanlardan Genel Başkan Yardımcısı ve AKP sözcüsü Hüseyin Çelik dün şöyle deyiverdi:
“Bir insan hayatta iken tereke (miras) paylaşımına gidilmesi ahlaksızlıktır.”
Başbakan’ın “terekesini” biz paylaşmayacağımıza göre, bu “ahlaksızlığı yapanlar belli ki AKP’nin içindekiler. Bu itham, şimdiden “adaylıklarını” ihsas ettirenleri mi hedef alıyor? Eğer alıyorsa iyi ediyor.
Ama aynı Hüseyin Çelik “Başbakan’dan sonrası tereke paylaşımına” örgütü hazırlamak için şunu da söyledi:
“Başbakanımız ilelebet o makamda oturacak değil.”
Gördünüz mü? Böyle patavatsızlık olur mu? Başbakan hasta, hastalığının ne olduğu belirsiz olsa da, durumu ciddi, o daha yatağından kalkmadan, “Başbakanımız o makamda ilelebet oturacak değil” dendiği zaman siz bundan ne anlarsınız?
Ve Tayyip Erdoğan henüz hayattayken aygıt, ancak “lider” yaşama gözlerini yumduğu zaman, liderin taraftarlarını yatıştırmak için söylenebilecek olan şu edebi lafları da konuşmasına ekledi:
“Dünyanın en yüksek tepesi Everest’e bu unvanı kazandıran, onu kucaklayan Himalaya dağlarıdır. Sayın Başbakanımız karizması, liderliği, işin hakkını vermesiyle sadece Türkiye’de değil dünyada göz dolduran bir liderdir. Ancak, Himalayalar’ın varlığını da hiç kimse unutmasın.”
Adamın neredeyse “Sayın Everest sizlere ömür, ama Himalayalar dimdik ayakta” demediği kaldı.