Çünkü Demirtaş: Ezilenlerin, hor görülenlerin, yok sayılanların adayı olarak yeni bir yaşam teklifiyle geliyor. 90 yıldır tekçi anlayışla yönetilmeye çalışılan bir ülkeye yeni bir solukla geliyor. Teklik değil birlik diyor. Kelle gitse de ilkelerden ödün vermeyiz diyor.
Çünkü Demirtaş: "Kim ki bu topraklarda benim dışımda kimsenin yaşama hakkı yoktur diyorsa asıl bölücü odur" diyor. "Tek bir kişi ülkeyi tek başına yönetemez. Ben oraya gelirsem hükümeti de yönetirim, köprüyü de yaparım demek işte bu tekçi anlayışı ifade ediyor. Biz gelirsek halkla birlikte yöneteceğiz, cumhurbaşkanının, başbakanının yetkilerini azaltıp yetkiyi yerel yönetimlere, halka vereceğiz. Madem ortak vatanımızdır, devlet de, yönetim de ortak olacaktır. Türkler bu ülkeye hakim olsun diyen de yanlış yapar, Kürtler bu ülkeye hakim olsun diyen de yanlış yapar" diyor.
Demokrasi, çoğulculuk ve tüm kimliklere sahip çıkma vurgusu yapıyor. Bunu sağlayacak yeni bir anayasayla köklü bir değişim istiyor. Kadın sorunlarını, gençliğin gelecek kaygısını, ekoloji konusunu görünür kılıyor.
***
Demirtaş, her alanda demokrasiden ve demokratiklikten yana. O kadar ki aday belirlemede de olması gerekeni dillendiriyor; "Halkta aday gösterebilmeliydi" diyor. "100 bin imza toplayan, 200 bin imza toplayan halk inisiyatifleri de kendi adayını çıkarabilmeliydi. Ancak o zaman halkın toplumun karşısına çok sesli, çok kültürlü, çok sayıdan düşünceden aday çıkmış olacaktı. Halk seçim yaparken gönül rahatlığıyla kendine yakın olan adaya oy verecektir. 3 adayın toplamı Türkiye'nin yüzde yüzü etmiyor. 3 adayı da kendine yakın bulmayan toplumsal kesimler var."
Evet Demirtaş, çünkü O bağlama çalıyor ve çaldığını da söylüyor. Başkaları gibi çaldığını saklamıyor.
Seçimde üç aday var ama iki çizgi yarışıyor. Çünkü O; "Çankaya koltuğuna halk oturacak" diyor. Devletin değil halkın başkanı olmak istiyor. Her konuda şeffaflık istiyor. Siyasi etik sahibi, ilkeli bir duruş sergiliyor. Birleştirici ve barıştırıcı.
Ezilenin yanında yer almak bir vicdan borcudur... Haksızlığa karşı direnenlere ‘Ben niye burada değilim’ diye vicdan muhasebesi yapmak yerine ‘Sen niye buradasın’ diye sormaya kalkıyor birileri. Böyle bir davranış en hafif tabiriyle insaniyet ve haysiyet fukaralığıdır.
***
Yine hamaset, yine incir çekirdeğini doldurmayan tartışmalar ve nutuklar dinledik.
Mühür elimizde… Yeni bir mevsimin ılık rüzgarları üzerimize sinen ölü toprağı alıp götürmeli. Ya bu hayatın karaları olmaya razı olacak, ya da beynimizi ve yüreğimizi sulandırıp bulandıran hamasi söylemlere rest çekeceğiz.
Çünkü Demirtaş’ın seçim şarkısındaki gibi; "Artık yeni şeyler söylemek lazım."
Yeni yaşam; etnik, dinsel, cinsel ve sınıfsal ayrımcılığın karşısında sesi duyulmayanın, iktidar sahibi olmayanın, güçsüz kılınanın yanında yeşerecektir.
"Söylenmesi çok kolay iki sözcük vardır ki, aslında söylemeden önce çok düşünmek gerekir. Evet ve hayır" diyor Pythagore.
Şimdi yenilenmek zamanıdır. Paslı bir çiviyi duvardan söker gibi... Çürük bir dişi çeker gibi... İşte seçim pusulası, işte vicdanın mührü…
EVET…Demirtaş.
EVET Demirtaş… Çünkü…
Çünkü Demirtaş, alışagelmiş söylemlerin, nutukların ötesinde şeyler söylüyor. Türkiye’de, ilk olarak bir cumhurbaşkanı adayı ülkedeki tüm halkların eşit olacağı, birlik ve özgürlük adına çoklu bir Türkiye gerçeğini vurguluyor.