Resmini asacak bir duvarım olmadı

Gülüşün kalbimin en narin yerinde

Resmin kanlı gömleğimin cebinde

Özlersen bir çiçeğe adımı ver

Duvarları hiç sevmedim anne

Mezarım bir bahçede

Gülüşünü duyacak kadar derinde olsun…


Bir duadır gerilla! Bir çocuğun hasta annesinin iyileşmesi için masum gözlerini gökyüzüne dikerek gözyaşları içinde hıçkıra hıçkıra okuduğu duasıdır gerilla…

Yaşamında hiç iyilik yapmamış olanların haricinde herkesin anlayabileceği dağlı bir duadır gerilla. Hem duadır hem duanın kabulüdür.

Bir zulümden kurtulma duasına sunulmuş armağandır gerilla.

Tüm çocukların bayram hediyesidir.

Acıları ustaca bal eyleyendir gerilla…

Acı ne, sevinç ne? Yaşam ne, ölüm ne? Yaşarken ölmek, ölümde yaşam yaratmak ne? Nedir sebebi yaşanmayacak olanı yaşamanın, yaşanması gerekenden kaçmanın? 

Mekanik saatlere ve yıllara göre değil “Anlam zamanında yaşamak!” nedir?

Cesaret edip yaşamını değiştirecek bir soru sormakla başladı her şey…

Bir kelebek kozasından çıktı. Bir şarkı notasını terk etti. Bir yağmur sabaha kadar yeşil yağdı. Bir yıldız suya indi. Bir dağın yamacında buluştular. Çiçeklerin her rengiyle karışıp Gundikê Remo’lu Evîndar’ı oluşturdular…

Kürdistan’da hiç ihanet etmemiş, hep direnmiş bir yerdir Gundikê Remo…

Yurtseverliğin ve fedakarlığın sembolüdür Gundikê Remo.

Temmuz’un son gününde şehitler kervanına bir evladını daha yolladı Gundikê.

Kendisi Evîndar, kod adı Evîndar, gerçek adı da Evîndar!

Kendi vatanında mülteci olan bir ailenin gerilla olmuş iki oğlundan büyük olanıdır Evîndar. Kürtlerde Evîndar ismi kadın ismi olarak yaygındır. Ama onlar Evîndar ismini vermiş oğullarına.

Ne güzel bir isim: “Sevgili”

Kürt gençlerinin kanıyla beslenen AKP-Erdoğan faşizmine karşı direnmek, insan olmanın ve ahlaklı yaşamın tartışılmaz ilkesi olmuşken “yaşayan kimdir, ölen kim” diye bir kez daha sormak gerekir. Zaman bu kadar kuşatılmışken “yaşam ya özgürce olacak ya da hiç olmayacaktı!” Evîndar bu ilkenin en iyi anlayanı ve en yılmaz takipçisi oldu. 

Evîndar, direniş kültürü güçlü olan bir bölge ve ailenin evladıydı. Sürgünlerine yol açan Türk egemenliğine karşı ne kadar tavrı varsa mültecileşmeye ve özellikle de KDP’nin egemenlik sahasına da kesin tavırlıydı; bunu her fırsatta gösterdiği gibi en ileri derecede de kanıtlamıştır: Soykırım rejimine karşı meşru savunma ve özgürlük gücü olan fedailer örgütü HPG’ye katılarak!

Evîndar basın çalışmalarına emek verdiği gibi Erdoğan’ın başlattığı savaşta en ön cephede yer alma konusunda ısrarlı olmuştur. Yöre ve akrabalarında çok fazla şehitler olduğu için ön cepheye gitme önerileri kabul edilmediği halde çok ısrar etmiş ve neticede fedailerin en ön safında yer almıştır.

O’nu hiç tanımayanlar bile adını öğrenince sempatiyle yaklaşıyordu. Hep gülümseyen gözleri de bu sempatiyi pekiştiriyordu, çok hızlı ve sıcak bir yakınlık duygusu oluşturuyordu.

Adı “Şehit Rüstem Kampı” olarak değiştirilen, soykırımın zorunlu göçmenlerinin, her biri bir kahramanlık destanı olan ailelerin toplanıp, ölümcül bir çöl halindeyken özgürlük bahçesine çevirdikleri Maxmur’da evlerine gitmiştim. Yüz hatları acıyla derinleşse de gülümsemesi eksik olmayan emekçi bir baba, yurtseverlik ve Önder Apo’ya bağlılığıyla sembol olmuş bir ana; en küçüğünden en büyüğüne her ferdiyle toplumsallığın tüm güzelliklerini taşıyan ve yaşatan bir aile…

İlk kez gördüğümde “Adın niye Evîndar?” diye sormuştum. “Çünkü tüm güzellikleri anlatan, çok güzel bir isim” dercesine içten ve biraz da utangaç bir gülümsemeyle karşılık vermişti.

Tüm çiçeklerin renkleri, kelebek, yağmur, yıldız ve Kürdili kaçak notalardan oluşmuştu Evîndar. Yürek sızılarıyla yıkanmış bir şarkıydı gözleri, gülerken de hüzünlü…

Narin ama inançlı, narin ama iddialı, narin ama sonuna dek devrimciydi.

Evîndar ölümün üstüne gülümseyerek giderken öfkesi çok keskindi, çünkü Önder Apo’dan haber alınamıyordu!

Türkiye’de matruşka darbeler dönemi yaşanırken Önder Apo’dan haber almamanın kaygısı yürekleri alevlendiriyor. Nasıl yanmasın yürekler ve nasıl yakmasın sömürgeciliği? O ki bir ömürde bir kez, ölmek üzere olana ruh veren, cana can katan Süveyda’dır; nasıl sahip çıkılmasın, uğruna nasıl ölünmesin?

“Dünyayı başınıza yıkarız!” diyen Kürt gençliğinin sembolüdür Evîndar. Cizre’de, Sur’da direnenlerin intikam çığlığıdır. 

Artık kulaktan kulağa sessizce ve gizlice okunan bir dua değil, gümbür gümbür çağlayan bir nehirdir Evîndar! 

O ülkesine ve halkına âşıktı. Evîndar hem sevgili hem âşık demektir. Kelebeklerle, yıldızlarla, Kürdili kaçak notalarla, yağmur çağıran çiçeklerle Evîndar bir Siyabend, bir Ferhat, bir Derviş…

O artık kadın-erkek direnen herkesin adıdır…

En son gittiği Şemzinan direniş hattında, tüm aşk ve kahramanlık efsanelerinin aradığı sorunun yanıtını yiğitçe verdi: “Âşık maşukuna böyle kavuşur!”