HDP 12 Eylül barajını aşıp meclise girmeli. HDP’yi destekleyen herkesin farklı bir nedeni veya birden çok nedenleri var. 9 Mayıs tarihine kadar benim de bir önemli nedenim vardı HDP’nin meclise girmesi için. Ancak şimdi iki önemli nedenim var.
Birinci neden; HDP’nin mecliste güçlü varlığı Kürt ve Kürdistan sorunun çözümünde kansız bir sürecin de başlangıcı olabilir düşüncesi ve inancıydı. Madem ki TC’nin meclisinden çıkan yasaklar ve kurallar ile yönetiliyoruz, o halde o yasakları delecek, o kuralları değiştirecek ve yönetimde söz sahibi olacak bizden birileri de mecliste olmalı. Onlara rağmen olmalı. Biliyorum bu düşünceme karşı çıkan birçok dost var. HDP’nin mecliste olmasını Kürtler’in sisteme entegrasyonu olarak görenler var. Oysa entegrasyonun objektif koşulları yoktur. Kürtler Ortadoğu’da farklı yerlerde örgütlü olarak yaşadıkları sürece bu objektif koşullar da hiçbir zaman olmayacak. Kürtler bu dönemi arkada bıraktı. Bu bir köşe yazısına sığdırılmayacak kadar derin bir konu.
Şimdi en aktuel nedenim ya da nedenimiz, 9 Mayıs’ta 12 Eylül diktatörü Kenan Evren’in ölümü. “Ölenin arkasından konuşulmaz” denip, bir dönemin yargılanması engellendi. Minimalize edilmesine rağmen devlet töreni ile gömülmesi bırakın bir dönemin yargılanmasını, o dönemin devlet tarafından sahiplenilmesi demektir. Kenan Evren yaptıkları ile ödüllendirildi. AKP iktidarı, yönetmek ile yükümlü olduğu, yönet(eme)diği “vatandaşına” b.k yedirmekle ünlü paşasını devlet mezarlığına gömdü. AKP’ye bu yakışırdı zaten! Tıpkı Ermeni jenosidini 100 yıdır gömdükleri topraktan çıkarmadıkları gibi...
Evren’in naaşı ile birlikte, karanlık bir dönemi de sessizce toprağa gömdüler…
9 Mayıs gecesi, Evren’in ölümü internete düştüğü an, birçoğumuz için yaşadığımız travmaların tekrar canlanmasıydı.
Benim için ise tam bir ironi...
Mutluluk ve hüznün, nefret ve sevginin, öfke ve sevincin doruk noktada ve aynı anda yaşandığı bir moment. Bu duygulanım durumu tarif edilmez, ancak yaşanır. İkisinden birini yaşamayı becerebilirseniz sorun yok. Ancak ikisi aynı derinlikte ve aynı yoğunlukta ise duygularınız donar (dissociatif bir durum). Hiç birini yaşayamazsınız.
İşte Evren’in ölümü beni böyle bir anda yakaladı. 9 Mayıs gecesi İsviçre’nin Montreux kentinde, Eylül çocuğu olan biricik kızım, yine Eylül çocuğu olan Maraşlı bir ailenin oğlu ile düğünlerini yapıyorlardı. Onlar ne kadar mutlu ise ben de o kadar mutluydum. Bir ara İbrahim Kaypakkaya’nın yoldaşı, Fatma Hoca beni dışarda yakaladı ve Evren’in ölüm haberini verdi. Yukarıda bahsettiğim donma durumunu yaşadım.
Bir ara acaba Evren’in ölümünü ilan mı etsek diye düşünürken, sahnedeki yaklaşık ikiyüz kişiye bir baktım. Hollanda’dan gelen kızımın arkadaşları, hepsi Eylül çocuğuydu… Hrant’ın kuzeni… Kürdistanlı mülteci yazar dostlar... Maraşlılar hepsi Maraş katliamından kaçıp soluğu Avrupa’da almaya çalışanlardı… Karşı taraftaki tarihi otel binası, Osmanlı sadrazamlarını konuk etmiş bir mekan… Yarım saatlik mesafede Lozan şehri ve daha birçok çağrışımlar…
Ve hepimizin orda olmasının dayanılmaz ağırlığı…
İşte Evren rejimini yargılamak, onun koyduğu barajı yıkmakla mümkündür. HDP bu barajı yıkarsa ancak o zaman çoğumuzun Avrupa’daki varlık nedeni sorgulanır…
Ve yargılanır…