Dünden beri Suruç ile Kobanê sınırında AKP Hükümetinin emrindeki polis ve askerlerin kanunsuz saldırılarına karşı büyük bir direniş sürüyor. Bu yazı yazılırken Zareta Serxete köyünde olan biteni ANF şöyle haberleştirdi:

“Saldırıya taş ve havai fişeklerle karşılık veren kitle çadırlarını savundu. Saatlerce süren çatışmalarda yoğun gaz kullanıldı. Kitle yaşlıca bir annenin tepeyi terk etmemesi ve ‘Çerxa Şoreşê’ marşını söyleyerek ‘Berxwedan bikin. Li rumeta Xwe xwedi derkevin’ çağrısı üzerine çadırların bulunduğu alana çatışarak girdi ve polisi alandan çıkardı.”  
Ve bir haber daha:
“Suruç’un Çengelli (Alizeran) köyünde 10 bin yurttaşın tel örgüleri aşmak için Kobanê tarafına yönelmesi üzerine polisin müdahalesi ile başlayan olaylar sırasında asker ve polislerin attıkları gaz bombalarından 5 çadır ile biri traktör ve su tankeri olmak üzere 4 otomobil alevler içerisinde yanarak kullanılamaz hale geldi.”  
Hükümet güçleri, kitleye hedef gözeterek gaz bombası atıyor. Haber şöyle:
“JİNHA muhabiri Şehriban Aslan’ın da bulunduğu çok sayıda kişi yaralandı. Aslan’ın başından yaralandığı ve durumunun ağır olduğu bildirildi.”
Ve bir haber daha:
“Kızıltepe’den Suruç’a yürüyüş için gelen Şirin Abak, polisin saldırısı sırasında gaz fişeği kapsülünün kafasının arkasına isabet etmesi sonucunda ağır yaralandı. Yaralı Abak önce Suruç Devlet Hastanesine kaldırıldı. Burada ilk müdahalesi yapılan Abak daha sonra Urfa’ya sevk edildi.”
Bu haberler neyi gösteriyor?
Kobanê’nin üç tarafını çeviren IŞİD ya da şimdiki adıyla İD’nin saldırısına AKP Hükümetinin artık “gizlenmeden”, “doğrudan” katıldığını gösteriyor.
İkincisi, Türk Hükümetinin Gazze’ye saldıran İsrail Hükümetinden hiç bir farkı olmadığını da... Hatta daha beter olduğunu da... Çünkü İsrail, sonuçta silahlı Hamas’la savaşırken “sivilleri” vuruyor. Erdoğan ise AKP Hükümetine karşı değil, İD çetelerine karşı sivil protesto eylemi yapan “silahsız” sivil Kürtlerin kanını döküyor.
Ve Başbakan meydanlarda, İsrail’in kanlı saldırılarına duyulan öfkeyi Köşk seçiminde “oya” dönüştürmek için gırtlağını yırtıyor. “Eyy, İsrail” diye bağırıyor. Arkasından Kobanê sınırında saldırıyor. Derken, HDP’nin “parlamentoda yeri yok” diyerek dikta yolunda “sinyal” veriyor.
“Eyyy Tayyip Erdoğan, senin Netanyahu’dan farkın yok, fazlan var...”  
AKP’de eğer hala sağduyulu bir kaç yönetici kaldıysa, bunların tezelden Rojava sınırındaki barbarlığa ve İD ile suç ortaklığına son vermek için harekete geçmeleri şarttır. Çünkü, eğer Kobanê AKP Hükümetinin desteği ile İD tarafından düşürülürse, bu “ateşkes sürecini” havaya uçurur; böyle bir durum “mütareke” şartlarını ihlal etmekten öte, doğrudan “savaş ilanı” anlamına gelir.
Ve eğer Erdoğan ve danışmanları bu kafayla hareket etmeye devam ederlerse, Maazallah, yaralılar hayatlarını kaybeder ve çatışmalar daha da yoğunlaşır ve kan dökülürse, hele bir de Kobanê de katliam gerçekleşirse, Kürt halkı hiç kimsenin gözünün yaşına bakmaz, Erdoğan’ın yerine, Türklerin başına Ekmeleddin mi, Kılıçdaroğlu mu, Bahçeli mi gelecek diye zerre kadar umursamaz, “her millet layık olduğu yönetimi başına geçirir” der, “boykot”u bile aşıp, oyunu “çöpe” atar gibi kullanır ve biliniz ki, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybeder.
Herkes şunu kulağına küpe yapsın: Kürdistan siyasi hareketi, biz “solcular” gibi kendini “tek alternatife” bağlamayacak kadar esnek ve kendi gücüne güvenen bir hareket. Bu hareket, “başkaları bana ne der” kompleksinden uzak. Devrimci sürecin çıkarı onun pusulası. Demirtaş ikinci tura kalamazsa, bana öyle geliyor ki, onun masasında bütün alternatifler durmakta... Boykottan, oyları Rojava için kullanmaya kadar... “Kırmızı çizgi” Rojava...
Ezcümle: Siyonist Netanyahu Filistin toprağı Gazze’ye kanlı saldırılarla el atıyor; sözde “İslamcı” Erdoğan da Kürdistan toprağı Kobanê’ye, IŞİD’le birlikte ve artık doğrudan saldırıyor.. Erdoğan’la Netanyahu siyamlı ikizlere benziyor...
Şimdi her şey seçim mücadelesini, Kobanê ve Gazze savunmasıyla birleştirmeye bağlı...