Türk halklarının ilginç bir özelliği vardır, yeni ve önemli bir yasa çıktığında, herkes şöyle bir üstünkörü bakar ve “Önemli değil, bu beni kapsamıyor” der ve geçer. Oysa bütün yasaların herkesi ilgilendirmesi gerekir. Çok sevdiğim bir fıkra var, benzine devamlı zam yapılıyormuş, önce mırıldanmaya başlamışlar, sonra hafif hafif sesler yükselmiş, tam patlama noktasına gelecekken, bakmışlar ki Temel kahvede gayet rahat oturuyor. “Ula Temel senun de araban var, nasıl pu kadar rahat olaysun” diye sorduklarında, Temel kendinden gayet emin ve rahat bir şekilde “Ula pen hep 20 liralık penzun alayrum, penu hiç etkilemiyo” diye yanıt verir.
Aynı bu fıkradaki gibidir bizim halklarımız, arabası yoksa benzin zammı onu ilgilendirmez. Döviz alacak durumda değilse doların ya da euronun yükselişi umurunda olmaz. Dış borcun nasıl yükseldiğini düşünmez. İşveren olmadığı için yeni vergi yasaları umurunda değil, sadece umurunda olmasa iyi, bir de “İyi oldu” diye ahkam keser, acısının kendisinden çıkartılacağını bilmez. İstanbul, İzmir ya da Ankara’daysa Şırnak veya Malkara’da hastane ya da okul olmaması onu ilgilendirmez. Binlerce örnek verebilirim bunun gibi… İstanbullu’ysa şive değişikliğini Kürtçe zanneder ve yıllarca Kürtlerden bihaber yaşayabilir. Evinde Lazca, Çerkezce ya da Bulgarca konuşur ama Kürtlerin dil sorunu onun sorunu olmaktan uzaktır, çünkü kendi dilini sorun etmez, çünkü çoğunun esasında ayrı ayrı devletleri de vardır.
Bu yazıyı 29 Ekim’de yazıyorum, televizyonlarda kutlamalar gırla, gırla da bunu kutlamayı hak ediyor muyuz, işte bundan emin değilim. Cumhuriyet kurulurken hedeflenenlerin neresindeyiz de bunu kutluyoruz diye soruyor muyuz kendimize! Türkiye cumhuriyeti kurulduğunda nasıl bir topluluk vardı, bunu çok iyi anlamak gerekiyor. Bir cumhuriyet kurulduğunda ona “Türkiye Cumhuriyeti” demeniz, onun sadece Türklerden oluştuğu anlamına gelmiyor. Türkiye kurulduğunda Osmanlı’dan kalan bütün etnisiteler dışlansaydı ve bu cumhuriyet sadece Türkler tarafından kurulsaydı, bu tartışma yapılmazdı.
O yüzden Mustafa Kemal’in gençliğe hitabesi yanlış başlar, o hitabenin “Ey Türkiyeli gençliği” diye başlaması gerekiyor. İşte “Ey Türk gençliği” diye başladığında, o ülkede yaşayan diğer bütün etnisiteler sorun yaşar. 6-7 Eylül olaylarının olma gerekçesi, işte bu başlıktan dolayıdır. Bugün halka yapılan anketlerde eğer yüzde 65’i “Kürt ya da Ermeni komşu istemiyorum” diyebiliyorsa bunun tek nedeni, ilkokuldan başlayarak “Ey Türk gençliği” hitabesinin bu gençliğe ezberletilmesidir.
Kürtler bu sorunun erken farkına vardılar, çünkü o hitabenin içinde yoklar, onlar Türk değil, onlar hem dışlanmışlar, hem de devlet olmamalarına karşın asimile edilmeye çalışılmışlar. Doğduğunda itibaren Kürtçe bildiği, dinlediği ve söylediği şarkıyı radyoyu açtığında Türkçe olarak dinlemiş. Bu yenir, yutulur bişey değil, göz göre göre kültürü çalınmış.
Sadece bu mu, Ermeni, Rum, Kürt, Laz, Çerkes ya da Arap mutfağını dünyaya Türk mutfağı diye tanıtmışız. Oysa Türkler yerleşik olmayan bir toplumdan geliyor, mutfağı olma olasılığı yok. Müzikte de aynısını yapmışız, temel olarak 16 makam var, onlara bağlı olarak da alt makam diyebileceğimiz 490 makam var ama biz bunlara da sahip çıkıp Türk sanat müziği demişiz. 16 makam arasında Kurdî makamı var ama Türk makamı yok. Bildiğim kadarıyla sonradan bir Türk makamı yapılmış (Yapılmış derken yanlış yazmış olabilirim, makam yazılmış mı denir bilemedim), yani 490 tane makamın içinde sadece 1 tane ama adı Türk sanat müziği.
Sonra da Yunanlılara kızıyoruz, cacıkı cacikis yaptılar diye. Hani bizde bir huy daha var ya, bu dincilere bilimsel ne söylesen “Haklısın ama o Kur’an’da var zaten” diye, bu da öyle bişey, “Ey Türk gençliği” dediğinde herkes sahiplenecek ve üstüne alınacak.
Geçen hafta bir arkadaşın evinde bir Alevi arkadaş, ben ve dini bir Kürt partisinin başkanıyla tartışıyorduk. Akademisyen bir arkadaşımız onlara dinlerinin ya da inanışlarının felsefesinin yapılıp yapılmadığını sordu. Güzel bir sohbetti, sıra bana geldi ve ateizmi sordu. Ben de insanın dinsiz ve dilsiz doğduğunu, bunların sonradan öğrenildiğini söyledim. Dini parti başkanı bana döndü ve “Haklısın, bu zaten Kur’an’da var” dedi. Onca değişik Kur’an okudum ama demek ki gözümden kaçmış, demek ki insanın ateist doğduğu Kur’an’da varmış.
Ne diyeyim “Ey Türkiyeli gençliği” demekten başka…