Elif SONZAMANCI   Asıl adı Hüseyin Maniş, fakat onu herkes Ozan Eylemi mahlası ile tanıyor. 1987’den bu yana Almanya’da yaşıyor. Fakat yaşadıklarından dolayı ne Almanya’ya entegre olmuş, ne de uzun süre ülkesine gidebilmiş. Ozan Eylemi, 1948 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Bahçe Köyü’nde dünyaya geliyor. Sinemilli Ocağı mensuplarından olan Ozan Eylemi’nin ailesinde pirlik görevini 1966 yılında Hakka yürüyen amcasının oğlu Mısti Şekir yerine getiriyor. Mısti Şekir’in Pazarcık’ın birçok köyüne gittiğini söylüyor Ozan Eylemi. Amcası Hüseni Haci’nin anlatımına göre, ailesi Yavuz döneminde Dersim’den sürgün edilen bir kol. Bir bölümü Malatya’da kalmış. O dönemde Pazarcık’ta Çerkez yerleşkesi olan bir vadiye yerleşiyorlar ve Mahmut Nedim isimli bir Çerkez’den toprakları satın alıyorlar. ”Dedelik kültürünün içinde büyüdüm. Opi Mıstık’ın bir-iki cemine şahit oldum. Ceme başka köylerden gelenler olurdu. Bir de Çolak dede vardı Keferdiz’den, Gozel dede, Aziz dede bunlar hep hakka yürüdü. Onların cemi demlerinde de bulundum” diyor Ozan Eylemi çocukluğunu anlatırken.   ‘Çocuklarımı okutacağım’ sözü Babası okuma yazma bilmediği için askerde çok zorluklar çekince, “Çocuklarım olunca okutacağım” diye söz vermiş. Ozan Eylemi’nin öğrenme adımı işte bu sözle başlıyor. İlkokulu Kizirli Köyü’nde, ortaokulu Pazarcık’ta, liseyi ise Maraş’ta bitirmiş. Daha sonra Ecevit döneminde çıkan bir yasa ile liseden sonra sınava girerek öğretmen olmuş ve ilk tayini 1971’de Antep’in Araban ilçesine çıkmış. Tayini çıkmadan birkaç ay önce nasıl evlendiğini ise şöyle anlatıyor Ozan Eylemi: ”Tayinim çıkmadan 3-4 ay önce düğünüm oldu. Sakarat Köyünde Murto babalardan, ‘Ocağe Murto’ derler, onların büyüğü Hasan Baba’nın kızı ile evlendim. Adı Sakine idi. 1976’ya kadar orada kaldım. O dönemde askerliği öğretmen olarak yaptım. O arada iki oğlum oldu.”   ‘Sakallı bir hoca lojmanın camına taş attırdı’ 1976 yılında ise Antep İslahiye’nin dışarıdan göç eden ailelerin oluşturduğu Çerkezler köyüne tayini çıkıyor ve 12 Eylül dönemine kadar orada kalıyor. ”Maraş olayları çıktığında ben o köydeydim” diyen Ozan Eylemi, kaldığı köyün Maraş’a yakın olduğunu belirtiyor ve çevredeki köylerin demografik yapısını anlatmaya başlıyor: ”Kılıçkan Köyü vardı Sünni Kürt, daha ilerisinde gecekondu, Türkçesi Minehöyük göçmen bir köy. Türkoğlu’na yakın.” Ozan Eylemi, köylerin demografik yapısını anlattıktan sonra Maraş katliamı döneminde yaşadıklarını aktarıyor: “Katliam haberini aldığımız zaman Maraş’a gitmeye karar verdik. Bir kısmı gidip ulaşmış. Ama bizim grup yollar kesildiği için giremedik. Köylerde tabii beni tanıyorlardı. Karahöyük Köyünde, çevrede kendi çapımızda mücadele etmeye çalışıyorduk. Solculuk vardı o zaman, devrimcilik. Hatta Gecekondu’ya gidip geliyordum. Maraş katliamı olduğu zaman, köyün imamları, ileri gelenleri homurdanmaya başladılar. İşte “Bu komünisttir, Alevidir, buradan sürelim” diye söylendiler. Beni sevenler de vardı. Onlar bana haber veriyordu. Hatta bir sakallı hoca vardı. Lojmanda oturuyordum. Onun yönlendirdiği kişiler lojmanın camına taş atarak bizi yıldırmaya çalışıyorlardı. O köyde de bir çalışma yürütemiyordun zaten. Adalet Partiliydi köy. Bir kısmı Ecevitçiydi.”   12 Eylül döneminde Eylem’den Ozan Eylemi’ye… Ozan Eylemi mahlasını da işte o dönemlerde almış. Zira köylerde çalışmalara gittiği için ona, “Eylem” diyormuş arkadaşları. Sonra da “mahlas bana kaldı” diyor ve ekliyor, “O dönemde bana yakıştığını düşündüm. Profesyonel değil de mahalli anlamda çalıp söylüyorduk. Ocakta dede kültürü ile büyüdüğüm için, insan ister istemez etkileniyor. Amcam saz çalardı. Amcamın çocukları çalardı. Müzik ortamında, cemlerde bulunuyorduk, etkilendim saz aldım. O günden bugüne saz çalıyorum.” 12 Eylül’den sonra gözaltına alınıyor Ozan Eylemi, ”Maraş ve Antep’te gözaltında kaldım. Filistin askıları, koldan asmalar, başını duvara vurmalar. Bu işkencelerin hepsini gördük. 14 Kasım 1980’de girdim, 1984’ün bahar ayında tahliye oldum” diyor.   Eşine böbreğini bağışlıyor Hapishaneden çıktıktan sonra da Ozan Eylemi’nin hayatında başka bir mücadele başlıyor. Eşi Sakine görüşlerde yanına geldiklerinde birkaç kez soğuk su sıkıyorlar. Bu durum Sakine’nin var olan rahatsızlığını da tetikliyor. Zira Sakine artık diyaliz hastasıdır. 1984 ve 1987 yılları arasında Sakine diyalize rahat gidip gelsin diye Ankara’ya yerleşiyorlar. Daha sonra Sakine’nin annesi kızına böbreğini bağışlıyor. Sağlık durumu iyiye gidiyor. Fakat bu kez yine hakkında arama durumu söz konusu olunca ailesini de alarak Almanya’ya yerleşiyor. Eşi Sakine’nin burada hastalığı tekrar nüksediyor ve tekrar diyalize bağlanıyor. 2 yılın ardından doktorlar organ naklinin şart olduğunu söylüyorlar. Sonra eşine bir böbreğini bağışlıyor Ozan Eylemi. Biz Almanya Cumhurbaşkanı Walter Steinmeier’nin eşine bağışladığı böbrek ile benzer bir hikayeye tanık olmuştuk. 1997’de verdiği böbreği ile 2005’e kadar yaşıyor Sakine. Daha sonra hastalıkları tekrar nüksediyor ve 2005 yılında Hakka yürüyor. Böylelikle 1987 yılında geldiği ülkesine, ilk kez 2005 yılında, eşini toprağa sarmak için dönüyor.   İkinci eşi de kansere yakalanıyor Hayata tutunmaya çalışan Ozan Eylemi 2006’da Terrolar Köyü’nden Fatma ile evleniyor. Eşi Fatma’ya ise Almanya’ya geldiği ilk hafta göğüs kanseri teşhisi konuyor ve Fatma 5 yılı aşkın bir zaman ağır kemoterapi tedavisi görüyor.  “Entegrasyondan bahsettin ya, hep kendimle ailemle oldu. Türkiye’de öyle, burada öyle” diyor hüzünle gülerek.   ‘Şiir yazmak bana teselli veriyor’ Ozan Eylemi’nin Muhabbet Bahçesi, Umuda Serdiğim Güller isimli iki şiir kitabı bulunuyor. Bir şiir kitabı ise yolda. Son kitabında Alevi inancı ve kültürünün izlerinin ağırlıklı olduğuna değiniyor. “Gönlümden, aklımdan ne geçerse duygularımı düşüncelerimi şiirle anlatıyorum. Şiirler bana çok teselli veriyor” diye belirtiyor. Sohbetimizin sonunda sazıyla bize bir eser seslendirmesini istiyoruz. “Artık söylemiyorum eskisi gibi” diyor ve hatırımız için vuruyor sazının tellerine: “Az gurbete xeribe me, Az birnakım wi welati. Pazarcıxe min şirine, ka bir nakım qa tu caran.” Nerede yaşarsan yaşa memleketim diye başlıyor her cümle. Öz’üne olan özlem dinmiyor. Ozan Eylemi de her şiirinde, okuduğu her eserde öz’üne özlemini dile getiriyor.