Zozan Rojava: “Avrupa’da çok büyük Kürt kitlesi var. Rojava Devrimi’nin ilk gününden beri ayakta. Bunu takdir ediyoruz. Ancak şu anda ciddi soykırımla karşı karşıyayız.  Sadece Kürtleri eylemlere katmakla yetinmemeli. Dostlarımızı, komşularımızı eylemlere katmalıyız.”

ERKAN GÜLBAHÇE

Rojava işgal girişimi bir ayı geride bırakırken,  Türk devletinin kullanımı yasaklı beyaz fosfor kullanmasına karşı uluslararası güçler sessizlik içinde. Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) kimyasal silah kullanımını araştırmayı gerekli görmemesi,  bu savaş suçunun da üstünün örtüleceği endişelerini artırıyor.

PYD Avrupa yöneticisi Zozan Rojava “Elimizde doktor raporları var. Avrupa’da incelemelerde bulunmak için giden doktorlar var. Onlardan gelecek raporları da ekleyerek gerekli yerlere sunacağız” dedi. Zozan Rojava, BM, OPCW ve AB başta olmak üzere uluslararası kurumlara harekete geçme çağrılarını yineledi. Avrupa’da halkların yaptığı eylemlerin büyütülerek devam etmesinin oldukça büyük önemi olduğu Rojava,  “Avrupa kamuoyunu eylem ve etkinliklerimizle adeta titretmeli ve hükümetler üzerine bir etki yaratmalıyız” dedi.

PYD’nin Avrupa Yöneticisinin sorularımıza yanıtları şöyle:

Türk devleti kullandığı beyaz fosforun kendisini dünya kamuoyu nezdinde zor durumda bırakacağını bilmesine rağmen neden bu silaha başvurdu?

Her türlü silahı kullanmasına rağmen işgal saldırısında ilerleyemedi. Bir anlamda QSD’nin direnişi karşısında kimyasal silah kullanmaya mecbur kaldı. QSD tarafında çok ciddi bir direniş ile karşılaşınca çaresizlikten ve karşısındaki savaşçıları ve Kürt halkını korkutup etkisizleştirmek için başvurduğu bir yöntem olarak gördü. Bununla Kürt halkını korkutup Rojava’da göç ettirmek için bu yola başvurdu.

Türkiye’nin kullandığı beyaz fosfor kesenlikle sivillere ve savaşçılara karşı kullanılamaz. Ancak Türkiye bu silahı sivillerin yaşadığı Gire Spî yani sivillerin yaşadığı yerlerde kullandı. Türkiye kimyasal silah kullandığını kabul etmiyor, suçunu örtmeye çalışıyor. Ancak ortadaki tüm deliller Türkiye’nin bu silahları sivillere karşı kullandığı yönünde. Gerek Güney Kürdistan’daki doktorların raporları ve gerekse kimyasal silahtan etkilenen bir çocuğun Fransa’ya getirilip yapılan incelemeler kimyasal silahın kullandığını doğruluyor.

Türkiye’nin sivil insanlara karşı kullandığı kimyasallar asla kabul edilemez, insana çok büyük bir acı veriyor. Ancak bundan daha büyük acı veren durum ise dünyanın Türkiye’nin kullandığı kimyasal silahlara karşı suskunluğudur. Herkes görmesine, bunca delil ortada olmasına rağmen hiç kimse sesini yükseltmiyor. Bunca insanın vücudu yanmasına rağmen sadece bakmakla yetiniyorlar.

Bu sessizliği nasıl yorumluyorsunuz?

İnsan hakları ekonomik çıkarlara kurban ediliyor. En son örneği de Türkiye’nin Rojava’da kullandığı kimyasal silahlara karşı dünyanın sessizliğini bu bağlamda görebiliriz. Türkiye ekonomik gücünü kullanarak bazı devletleri ve bazı kurumları susturabiliyor. Nitekim Türkiye’nin yakın zamanda Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) ye yaptığı yardımlar konuşulmaya başlandı. Birleşmiş Milletler içinde cılız bir tartışma olsa da Türkiye’ye karşı bir suskunluk içinde. Oysa kendi konumunu ve ciddiyetinin sarsılmaması adına Türkiye’nin kimyasal silah kullanmasına karşı bir duruş sergilemesi gerekiyordu. Yine Türkiye bir NATO üyesi. NATO’nun da kendi imajının sarsılmaması için Türkiye’nin kimyasal silah kullanmasına karşı sesini yükseltmesi gerekiyordu.

Ne yazık ki sesini yükseltmesi gereken çevreler Türkiye ile var olan ekonomik çıkarlarından dolayı sessizlik içinde kaldı. Avrupa’nın sessizliğinin bir diğer nedeni ise Erdoğan’ının tehditleri. Erdoğan, mülteciler ve DAİŞ elemanları ile Avrupa’yı ve dünyayı tehdit ediyor. Başta Avrupa olmak üzere dünya Erdoğan’ın tehditlerine boyun eğdi. Tüm bu tahditleri ile Avrupa’nın Kürtler ve Rojava konusunda bir açıklama veya bir planın içine girmesine engel olmaya çalışıyor.

Avrupa şunu bilmesi gerekir ki; Türkiye’nin Serêkaniyê’deki kimyasal silah saldırısına karşı suskunlukları yeni katliamların önünü açıyor. Bugün Serêkaniyê’de yarın Qamişlo, Kobanê, veya başka bir şehirde deneyecek. Bu vesileyle biz de Avrupa’ya ve dünyaya seslenmek istiyoruz:   Altına imza attığınız anlaşmaların, kurduğunuz kurumların bir anlam ifade etmesi için Türkiye’nin sivillere karşı kullandığı kimyasal sessizliğe karşı harekete geçin. İnsan haklarının ekonomik ve siyasi çıkarların önüne geçmesine izin vermeyin. Unutmayın ki insan hakları konusunda vereceğiniz tavizler gün gelir sizi de zor durumda bırakır. Kurduğunuz kurumları işlevsiz bıraktığınızda gün geldiğinde sizi de kurtarmayacaktır.

Avrupalı yetkilileri Türkiye’nin saldırılarına karşı zaman zaman seslerini yükseltse de harekete geçemiyorlar. Türkiye’nin saldırılarını durdurmak için üzerine düşeni yerine getirmiyorlar. Rojava saldırılarına karşı bir ateşkes imzalandı. Türkiye bu ateşkese uymuyor. Ateşkes sürecinde 200 üzerinde savaşçı ve sivil şehit düştü. Oysa QSD ateşkes süreci boyunca meşru savunma hakkını kullanmanın dışında hiçbir saldırı gerçekleştirmedi. Bu ateşkes anlaşmasında Amerika ve Avrupa’nın yükümlülükleri var.

Sessizliğin kırılması için ne tür çalışmalarınız olacak?

PYD Avrupa olarak Türkiye’nin kimyasal saldırısını gündemde tutmak ve gerekli girişimlerin yapılması için gerek diplomatik, gerek siyasi ve gerekse Kürdistanlıları harekete geçirerek eylemlerimizle devam edeceğiz. Türkiye’nin saldırılarını her yerde teşhir etmeye devam edeceğiz. Topladığımız bütün belgeleri ve tanıkların ifadelerini gerekli yerlere sunacağız. Elimizde doktor raporları var. Avrupa’da incelemelerde bulunmak için giden doktorlar var. Onlardan gelecek raporları da ekleyerek gideceğimiz yerlere sunacağız. Gidip yerinde incelemelerde bulunmak isteyen kurum ve şahıslara her türlü kolaylığı sağlayacağız. Her türlü yardımda bulunacağız.   

Bu vesile ile tekrardan Birleşmiş Milletler,  Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW), Avrupa Birliği’ne seslenmek istiyorum; Türkiye’nin kimyasal saldırısına dur deyin. Bu saldırıya dur demezseniz. Gelecekte kötü örnek olacak. Kimyasal silah kullanımı yaygınlaşacak.  Avrupa’da çok büyük bir Kürt kitlesi var. Rojava devriminin ilk gününden beri ayakta. Bunu takdir ediyoruz. Ancak şu anda ciddi bir soykırım ile karşı karşıyayız. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada eylem ve etkinlik içerisinde olmalıyız. Sadece Kürtleri eylemlere katmakla yetinmemeli. Dostlarımızı, komşularımızı eylemlere katmalıyız. Avrupa kamuoyunu eylem ve etkinliklerimizle adeta titretmeli ve hükümetler üzerine bir etki yaratmalıyız.