MEB onaylı ilköğretim kitabından "Ezansız Semtler" başlıklı bir okuma parçasını aynen aktarıyorum. Tirim tirim titreyerek okuyun bakalım;

"Şişli, Kadıköy, Moda gibi cami sayısının az olduğu semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocukları, acaba inanç ve değerlerinden nasiplerini tam alabiliyorlar mı? O semtlerde maalesef minareler fazla görünmez, ezanlar işitilmez. Ramazan ve kandil günleri hissedilmez.
Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını yeterince görmezler. İşte bu rüya çocukluk dediğimiz Müslümanlık rüyasıdır ki bizi bir arada tutuyor."
Topa çok sert girmiş ama konuyu "çocukluk-masumiyet-rüya" üzerinden kendince bağlamış. Ee hedef odaklı eğitim olunca yaşa göre nabza şerbet vermiş. Lakin adamlara helal olsun! Artık lamı cimi yok. Alenen ve aşağılama boyutunu da aşarak yapıyorlar. Osmanlı üstü bir ideal ile harıl harıl çalışıyorlar. Tek bir çocuğun aklına nifak sokulsa dahi kardır. Yani Moda’da oturmayan bir çocuğun orayı dinsiz imansız bellemesi yeter de artar! Nasılsa düşünce zamanla yeşerir, uygun kıvama gelir.
**
"Ortalama bir savcı bir suçlunun ceza almasını sağlayabilir ama suçsuz birini kodese tıkmak için gerçekten yetenekli olmak gerekir."
Zizek’in bir röportajından aldım cümleyi. "İnce mavi çizgi" adlı meşhur belgeselden bir replik.
Gerçekten şu hayatta en yetenekli savcıları tanımışız demek. Hem de bir halk olarak. On binlerce insan sıfır ispat ve kanıt gösterilemeden içeride.
Tam bu konuda geçenlerde açıklanan bir araştırmaya değinmemde fayda olacak. Bahçeşehir Üniversitesi (BAÜ) Hukuk Fakültesi tarafından İstanbul’daki Kartal, Bakırköy ve Çağlayan’daki İstanbul adliyelerinde 800 dosya üzerinde yapılan "Türkiye’de Tutuklama Uygulamaları ve Tutuklamada Savunmanın Rolü" araştırmasının sonuçlarına göre, savcıların yüzde 97’sinin herhangi bir gerekçe göstermeden tutuklama isteminde bulunduğu ortaya çıktı.
Batı yakasının araştırması yüzde 97, bizim tarafa geldiğinde ise yüzde 100. Hatta hızımızı alamayıp yüzde 200 diyelim. Maksat bilime de tam savaş açmış olalım. Suçsuz insanları hiçbir gerekçe göstermeden önce içeri tıkan sonra delil üretme peşine düşen bu savcıları ne kadar tebrik etsek azdır. Umarım şu iktidar-cemaat kavgasından bir gün onlara da gerekli ateş topu uğrar. Aynısına maruz kalırlar. Ki hiçbir saçmalığın ahı kalmıyor. Her hata, her kasti insan canı yakma işinin kaçarı yok! Gidip gelip seni buluyor. Bulmalı da…
**
Müjdeyi halen almayanlar var ise şimdiden vereyim. Başbakan’ın "devlet sırrı" dediği bilgi-belgeler 50 yıl boyunca açıklanamayacak... Açıklayanlar hapsi boylayacakmış. Bu yöntem en son Japonya’da mı vardı? Ya da Kuzey Kore olabilir tam hatırlayamadım. Lakin Erdoğan’ın örnek dış siyaseti hangi kulvarlarda çalışıyor belli ediyor kendini. Faşizme rahmet okutan bu uygulamalar ha bire önümüze getiriliyor, ama gel gör ki "kimsenin hayatına karışmadık, demokrasiyi biz getirdik, bilmem ne noldu, bilmem ne bitti" argümanları ile hala ikna ediyor kitlesini. Hoş o kitle değil, afyon versen bu kadar şakşakçı olmaz ya. Elbet onların da saltanatı bitecek bir gün.
**
Batman’da Petrol Ortaokulu öğretmeni Mehmet Emin Gülmüş, gürültü yaptığı için uyardığı öğrencisinin 3 yakınının sınıfta satırlı saldırısına uğradı. Sağ eline 10 dikiş atılan Gülmüş, saldırganlardan şikayetçi oldu.
Hocaya satırla saldırmışlar. Aslında ortaya ilginç bir paradoksta çıkmış. Çocuğu için bu kadar hassas ve anı anına örgütlenip okula gelebilen bir aile; diğer taraftan da tekme tokadı iş bellemiş yine kendileri. Bu duygu yüklü davranışlarını çocuklarının güzel, iyi eğitimi için de harcasalar ya… Satırlar aşkına ma bu ne iştir şimdi!