Kürtlerin statü kazanma, bir halk ve ulus olmaktan kaynaklanan haklarını elde etme mücadelesi asırlardır devam ediyor.
Stratejik bir geçiş hattı ve zengin yer altı/yer üstü kaynaklarına sahip olmasından kaynaklı neredeyse tarih başından itibaren savaş ve çatışmaların eksilmediği Kürdistan yurdu, Lozan anlaşmasıyla Türkiye, İran, Irak ve Suriye ulus devletleri arasında bölünmesi ardından daha sıkıntılı zamanlar yaşamaya başladı.
Ulus devletin üzerinde yükseldiği milliyetçiliğin yirminci yüzyılın yeni dini olması, bir “devlet” sahibi veya üyesi olmanın bu ‘kazandıran’ dine girmek için yeterli olması belki de Kürtlerin en büyük dezavantajlarından biri oldu. Kutsal sayılan sınırlar, ırk eksenli oluşturulan “millet”ler dört ayrı ülkeye (ve dünyanın dört bir yanına) dağılan Kürtlerin hak mücadelesinde büyük engeller yarattı.
Son yüz yıl içinde neredeyse her günü şiddet ve savaş cenderesinde geçiren Kürt halkı halen imhanın, yok olmanın, katliamların ismi konulamayan öznesi olma durumunu yaşıyor. Köylerden kentlere, kentlerden metropollere, metropollerden Avrupa’ya veya kendini fiziki anlamda güvende hissedebileceği herhangi bir uzak ülkeye göç ettiriliyor. Bırakalım normal ekonomik, sosyal, siyasal gelişme yolunu, fiziki olarak kendini yaşatma imkanı bile garanti altında bulunmayan bir halk gerçekliği.
Gelinen bu durumun bir sebebi eğer TC, İran, Irak ve Suriye devletlerinin sömürge sistemiyse, diğer sebebi bu devletlerle ilişki içinde bulunan, destekleyen, ittifak ve ortaklık kuran tüm uluslararası devlet, şirket ve kurumlardır.
Kürt sorunu karşısında herhangi bir sorumluluk alma gibi bir niyetleri bulunmayan bu aktörler, en son Almanya’nın Düsseldorf mitingine yönelik yaklaşımında da görüldüğü üzere TC’nin inkar/imha politikalarına açık bir destek sunuyorlar.
Bunun en önemli nedeni kendi koydukları kanunlara bile uymamaları ve Kürt sorununun bu denli derinleşmesindeki suç ortaklıkları. Bugün bu suç ortaklığı Kürt yurdunun, Kürdistan’ın yeniden işgaline yol açan ciddi, tehlikeli gelişmelere gebe.
Irak’ın Güney Kürdistan’a yönelik baskısı, Suriye’nin ve İran’ın Reqa’yı hedef alan tehditleri, yine İran’ın Rojhilat Kürdistan’ında yarattığı provokasyonlar, TC’nin Afrin hedefli İdlib operasyonu, kuzey Kürdistan’da yoğunlaştırdığı saldırılar ve en son Irak-İran sınırındaki Asos dağlarında PJAK/YRK’ye yönelik düzenlediği hava saldırıları olası gelişmelerin evrileceği yönü açıkça gösteriyor.
Tüm bu saldırılarla eşzamanlı olarak yürütülen, “Kürtler yalnız bırakılacak”, “ABD ihanet etti (ya da edecek)”, “Rojava’da bir yönetime izin vermeyeceğiz”, “Mevcut devlet anayasalarına riayet edilmeli” türü tehdit ve psikolojik savaş argümanlarının temel hedefi de şüphesiz saldırılara karşı Kürt halkının savunma görevini üstlenmiş örgütlerin kazandığı başarı ivmesini geriye çekmek ve mücadeleyi pasifize etmek.
Özcesi Kürt yurdu üzerinde yüzyıllardır süren işgal ve sömürge düzeni devam ediyor ve bu düzene yönelen eleştiri ve/veya en ufak bir başkaldırı halen hakim devletler hukukunda imha ve yok sayılmayla karşılık buluyor. Hak talepleri uluslararası hukuk nezdinde bireysel taleplerle sınırlandırılan Kürtlerin “Kürt Halkı” olduğu bile kabul görmüyor. Bu sisteme karşı mücadele yürütüp kendi öz gücüne dayanarak sorunu gündeme taşıyan Kürt örgütleri de “terörist” yaftasıyla pasifize edilip tecride alınmaya çalışılıyor. Uluslararası hukuk yine ezilenden yana değil, ezenler ittifakından yana işliyor.
40 yıldır aralıksız bir şekilde bu dört tespitin yarattığı risk ve tehditleri bertaraf etmeye çalışan PKK’nin son açıklamaları yeni dönem mücadelesindeki ısrar ve kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. Fakat PKK mücadele ediyor diyerek aradan çekilmek de gelinen aşama itibarıyla büyük vicdansızlık olur.
Kürtlerin statü kazanma mücadelesinde kritik bir aşamada olunduğu ve bunun yaratacağı farklı risk faktörlerini iyi tespit etmek oldukça önemli -ki zaten Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bunları çok açık bir şekilde sıraladı.
Kürdistan’da bir soykırım siyaseti yürütüldüğünde ikna olmaya ve buna karşı Kürt birliğini hedefleyen ulusal kongre etrafında ortak siyaset ve diplomasiye ulaşmak şartında buluşmak iyi bir başlangıç olabilir.