Ortadoğu’nun haydut devleti Türkiye, son dönemlerde Êzîdî yurdu Şengal’e saldırılarını sıklaştırmaya başladı. Artık her yönüyle hedef olarak seçilmiş ve günü birlik saldırılarını olağan hale getirmeye çalışıyor. Hemen her gün SİHA’ların dolaşması ve suikast saldırılarında bulunması DAİŞ’in yenilmesinden duyulan kuyruk acısından kaynaklanmaktadır. Türk devletinin Şengal’e saldırıları PKK gerekçesine dayandırarak yapılmış olması, işlediği cinayetleri örtbas etmeye yöneliktir.
Neden Şengal ve neden Êzîdîler hedef seçilmektedir? Bu saldırılarla ne yapılmak istenmektedir? Şengal’e ilişkin izlediği politikaların asıl amacı ve hedefleri nelerdir? Bölgeye ilişkin stratejisinde Şengal’e biçilen rol nedir? Bu saldırılar gerçekleşirken ve can kayıpları yaşanırken neden hiç bir resmi tepki geliştirilmiyor? sorularına yanıt aramak gerekiyor.
Türk devleti serseri mayın gibi dolanarak bölgede terör estirmektedir. Saldırganlık politikalarıyla kendisine alan açtığını Suriye işgalinden bilmekteyiz. Güney Kürdistan işgali, medya savunma alanlarına saldırıları, Irak içlerine kadar sarkarak, Musul yakınlarında bulunan Êzîdî yerleşim yeri olan Başika’ya kadar sokulması ve şimdi daha da ileri giderek Şengal’i hedef alması yeni Osmanlı yayılmacılığının bir tezahürüdür. Bütün bu saldırılar, işgaller, katliamlar sınır dışı olarak değerlendirilmesi bir yanılgıdır. Dahili bir operasyon olarak yapmaktadır. Yani Amed’den kalkan savaş uçaklarının Şırnak’ı vurması ile Şengal’i vurması arasında hiç bir fark yoktur. Sınırlar fiili olarak kalkmıştır. Bu saldırılarda sınırın herhangi bir fonksiyonu kalmamıştır. Yeni Osmancılığın yayılma alanları, dahili coğrafya olarak öngörülmektedir. Saldırıların bu denli fütursuzca yapılması bunun bir göstergesidir.
Faşist Türk devletinin Êzîdîleri hedeflemesinin en önemli boyutlardan biri ideolojik boyuttur. 14 Ağustos 2007 tarihinde Til Êzir ve Sîba Şêx Xidir yerleşkelerinde yapılan katliamların altında da Türk devleti çıkmıştı. Türk MİT’inin örgütlediği bu saldırılarda yüzlerce Êzîdî yaşamını yitirmişti. Türkiye’de Êzîdîleri ‘kafir’ gören bir zihniyetin iktidarda olduğu unutulmamalıdır. DAİŞ, hangi zihniyetle Êzîdî soykırımını gerçekleştirdiyse Türk devletinin Şengal saldırıları da benzer zihniyetin ürünüdür. DAİŞ’in hamiliğini yapan diktatör Erdoğan, yarım kalan Êzîdî soykırımını tamamlamak için esas aldığı referans, radikal İslami cihadist çizginin ta kendisidir.
Şengal; hem jeostratejik ve hem de jeopolitik olarak önemli alandır. Bu alana yerleşmek Türk devletinin Osmanlı rüyalarını süsleyen önemli bir merkezdir. Kerkük için Türkmenler üzerinden kurduğu planların bir benzerini Tilafer üzerinden Şengal’i hedef seçmektedir. Yani Suriye sınırından İran sınırına kadar uzanan, Musul’u da içine alan bir hat çekilmek istenmektedir. Misak-ı Milli’nin güncellenen hali olmaktadır. İştahı kabartan bu strateji için Irak devletinin dağılmış ve zayıflamış hali de önemli bir fırsat sunmaktadır.
Yapılan bu alçakça saldırılar ile Êzîdî soykırımını nihayete erdirmektir. Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî gibi Kürt bölgelerini işgal ederek halkı nasıl göçerttiyse, aynı taktik uygulamalarını şimdi de Şengal’de denemektedir. Yapılan bu hava saldırıları ile halkı korkutarak, sindirerek Şengal coğrafyasını boşaltmayı hedeflemektedir. Irak’ın yaşadığı iç karışıklıklar, ABD ve İran’ın çekişme alanına dönüşmesi, Şiilerin kendi içinde parçalı ve çatışmalı hale gelmeleri, Kürtler ve sünnilerin kendi çıkarlarını önceleyen yaklaşımları dikkate alındığında parçalanmaya doğru giden bir coğrafya görünümündedir. Irak can çekişirken Türk devleti leşe göz diken çakal gibi saldırı fırsatı kollamaktadır. Böylesi bir ortamda Şengal’e saldırılarını yoğunlaştırmaktadır.
Şengal saldırılarına ses çıkarmayan bölge devletleri ve küresel güçler, kendi çıkarlarını önceleyen yaklaşımlarından dolayı bu katliamlara sesiz kalmaktadırlar. Tıpkı Rojava işgaline nasıl yeşil ışık yakıldıysa Şengal saldırılarını da zımni onaylamaktadırlar. Dış güçler, Türk devletinin Êzîdî katliamına tarafsız kalmaları Türkiye’nin dengesiz ve manyakça politikalarından yararlanmak isteğinden ötürüdür. Türkiye her yönüyle kendisini kullandıran, pazarlayan, bir konumdadır. Bu nedenle Kürtlere yaptığı saldırılar karşısında herkes dut yemiş bülbül gibidir. Êzîdîlere yapılan saldırılar karşısında da benzer durumlarını muhafaza etmektedirler.
Sinsice yapılan saldırılarda Şengal direniş güçlerinin hedef alınması, yaşanan acizliğin bir sonucudur. Katliamlara uğramış, savunmasız bir inanç topluluğunu vuracak kadar aşağılık konuma düşmüşlerdir. Êzîdî kanına eli bulanmış Türk Devleti, hem tarih karşısında, hem de insanlığın vicdanında suçludurlar. Duyarlı herkesin Êzîdîlerle dayanışma içinde olması ve bu saldırıların durması için girişimde bulunmalıdır.