
Geçtiğimiz günlerde sekiz kişilik bir heyetle Kuzey, Güney ve Batı Kürdistan’a ziyaretler gerçekleştiren Êzîdî Dernekleri Federasyonu (FKÊ) Eşbaşkanı Ali Atalan, Kuzey Kürdistan’da ve Rojava’da zor koşullara rağmen bir seferberlik havası yaşandığını, ancak Güney Kürdistan’daki mültecilerin ilgisizlikten şikayetçi olduğunu belirtti. Diasporada yaşayan Kürdistanlılara yardım çalışmalarını sürdürme çağrısı yapan Atalan, önümüzdeki günlerde Avrupa’da Êzîdîlerin sorunlarının değişik kesimlerce tartışılacağı bir konferans düzenleyecekleri bilgisini de verdi.
Kürdistan ziyaretinizin gerekçesi neydi? Neler yaptınız ziyaret sırasında?
8 kişilik bir heyetle gittik; zaman zaman da iki gruba ayrılıyorduk. Özellikle Şengal’de yaşananları ve halkımızın durumunu yerinde incelemek için gittik. Önce Kuzey Kürdistan’a, ardından Rojava ve Güney Kürdistan’a gittik.
Kuzey Kürdistan’da HDP ve DTK tarafından kurulan, belediye başkanlarının, milletvekillerinin de içinde yer aldığı yardım komisyonunu ziyaret ettik. Ayrıca Kuzey’de 30 bin civarında Şengalli bulunuyor; onlarla ilgili de gözlemlerde bulunduk.
Kuzey’deki incelemeler sonrasında Güney Kürdistan’a geçtik. Orada da Zaxo civarına yerleşmiş Şengallileri ziyaret ettik. Buradan Rojava’ya, Rojava’dan da Şengal’e geçtik. Gittiğimiz yerlerde halkla konuştuk. Şengal’den kaçan, yollara düşen insanlarla konuştuk. Nasıl başladığını bir kez daha onların ağzından dinledik.
Diyebilirim ki, Kuzey Kürdistan’da göçmenlere yardım konusunda büyük bir çaba var. Rojava’da da büyük bir çaba var. Hem halkın hem de oradaki örgütlü gücün olağanüstü bir çabası var. Ama tabii ki yetmiyor. Dışardan da desteğin gitmesi gerekiyor. Güney’de ise bir vurdumduymazlık, neme lazımcılık söz konusu. Halk bundan çok şikayetçi.
Güney Hükümeti ile görüştünüz mü?
Hayır, görüşmedik. Sadece bazı yöneticileriyle ayak üstü görüşmelerimiz oldu.
Peki Kuzey’de Türk devlet temsilcileriyle resmi bir görüşmeniz oldu mu?
Hayır, biz devletle görüşmedik. Ama orada yaşayan Êzîdîler, valiler ve kaymakamlarla görüşmüşler. Türk devletinin açık bir tavrı var. Cevapları, “Bu sorun bizim sorunumuz değil” olmuş. Yani, başlarının çaresine bakmalarını söylemişler. Aslında bir antipatileri de var ama uluslararası güçlerin ve kamuoyunun tepkisinden korktukları için fiili bir müdahalede bulunamıyorlar. Yani sessizlikleri de iyi niyetlerinden değil.
Şengal ziyaretinizde neler gözlemlediniz?
Şengal’de yirmi bin insan, dağlarda ve civar köylerde kalıyor. Bu insanlara yardım gitmesi gerekiyor. Güvenlik sorunu olduğu için yardımlar Musul üzerinden gidemiyor. Sadece açılan koridor sayesinde Rojava üzerinden gidiyor. Ama bu koridoru da güvenli tutmak çok zordur.
Şengal Savunma Birlikleri’nin (YBŞ) durumu nasıldı?
Her gün yüzlerce genç YBŞ’ye katılıyor. Sayıları gittikçe arıyor. Hem dağda hem de köylerde halkın güvenliğini sağlıyorlar. HPG ile ortak çalışıyorlar. Her şeyi ortak yapıyorlar. Eğitim, savunma gibi bütün konularda birlikte hareket ediyorlar.
Beni en çok etkileyen, hemen hemen herkesin ağzından çıkan bir söz oldu zaten: “Bizi Allah ve YPG kurtardı.” Kimileriyse, “Bizi Allah ve Apo’nun askerleri kurtardı” diyordu. Buradayken de duymuştuk bunu; ama orada herkes söyleyince daha çok etkilendik.
Ziyaret ettiğiniz bölgelerdeki kampların durumu nasıldı?
Rojava’da Newroz Kampı var. Zaten en büyük çadır kent burası. 10 bin Şengalli barınıyor. Bu kamp, gerçekten de bir düzen, sistem içinde kurulmuş. Halk da disiplinli, organizeli biçimde yardım ediyor. Bu bizi bayağı olumlu etkiledi ve sevindirdi. Kıt koşullara ve ambargoya rağmen halkın ve yönetimin Şengallilere sahip çıkması, sevindirici bir olaydı.
Zaxo’da da bir kamp kurulmuş. Duyduğumuza göre Türkiye de destek vermiş. Fakat çadırlar naylon. O sıcak havada çadırın içi 50 dereceyi geçiyor. Gittiğimizde insanlar isyan ediyordu, çok kötü bir durum vardı. Bu nedenle birçok insan dışarda kalmayı tercih ediyordu. Bir de yasak koymuşlar, kampın dışına çıkmak yasak! Yani bir cezaevi gibi...
Bir de Midyat’ta, daha önce Birleşmiş Milletler’in Suriyeli Araplar için kurduğu kamp vardı. Bu kampa da 2 bin civarında Êzîdî yerleştirilmiş. Standartlar iyi fakat Türk devletinin Şengallilere yaklaşımı çok kötüydü.
Bölgedeki yerel iktidarın, yani DBP’li belediyelerin çalışmaları var. Belediyelere ve kendilerine ait tesislere insanları yerleştirmişler. Büyük bir özveri ve seferberlik havasıyla çalışıyorlardı. Êzîdîler de bu durumdan çok memnun.
Sınırlarda birikmeler olduğu söyleniyor. Özellikle Türk devletinin engellemeleriyle karşılaşıldığı yönünde haberler var...
Evet, bir birikme var. Güney’den Kuzey’e geçmek isteyenlerin sayısı fazla. Türkiye bu geçişlere izin vermiyor. Halk ise illegal yollardan geçmeye çalışıyor. Özellikle Roboskî’den geçişler yoğun oldu son zamanlarda. Bu geçişler, oradaki DBP’li belediyeleri zor durumda bırakacak sayılara da ulaşabiliyor. Bazen tıkanmalar yaşanıyor. İnanıyorum ki, Güney’deki Şengallilerin hepsi Kuzey’e geçmek istiyor. Çünkü Kuzey’de, Güney’de olmayan yardımlaşma var, bir siyasi irade var. Çelişkili olan nokta şu: Güney’de bir Kürt hükümeti var ve milyarlarca dolarlık bir bütçeye sahip. Ama maalesef Êzîdîler orada dağlarda, köylerde kaderine terk edilmiş durumda.
Ziyaret ettiğiniz bölgelerde uluslararası yardım kuruluşlarının insani yardım çalışmalarıyla karşılaştınız mı? Mesela Birleşmiş Milletler temsilcileri bölgede miydi?
Birleşmiş Milletler’in Newroz Kampı’yla ortak bir çalışması var. Arkadaşlar bize orada yeni bir kamp kurulacağını söyledi. Çünkü kış geliyor; mevcut kamplar kış koşullarına uygun değil. Aslında her yerde bu yönlü bir çalışma olmalı. Kuzey için bir fizibilite çalışması var. Eskiden boşalan Êzîdî köylerine şimdi göç eden Êzîdîleri yerleştirme çabaları var.
Kuzey’de yerleşik Êzîdî halkımızla üç merkezde toplantılar yaptık. Batman, Mardin ve Viranşehir’de... Êzîdîler orada köylerini Şengalli Êzîdîlere tahsis etme kararı aldılar. Şimdi bu köylerin altyapılarının tamamlanmasına ilişkin bir çalışma var. Bu noktada da gerçekten BM ve diğer uluslararası örgütlerin destek sunması gerekiyor. Belediyeler kıt imkanlarıyla bunu gerçekleştiremez.
Kamplarda yaşayanların diasporada yaşayan Kürdistanlılardan özel bir talebi var mıydı?
Orada en temel, zaruri malzemelerin hepsi gereklidir. Özellikle kadın ve çocuklar için süt, kadınların özel ihtiyaç malzemeleri, çadır, battaniye, ilaç gibi malzemelere çok ihtiyaç var. Kuzey’e ve Rojava’ya gelen Şengalli göçmenlere yardımlar ulaşabiliyor fakat Güney’dekilerin durumu çok daha vahim olmasına rağmen bizim müdahil olma koşullarımız çok sınırlı. Çünkü orada bir yönetim var ama onlarla ortak çalışmak da pek mümkün değil. Engellemeler var. Oradaki insanlar bize, koşullar düzelir düzelmez Şengal’e geri dönmek istediklerini söylüyorlardı. Gençlerde de Şengal’i kurtarma ve savunma iradesi gördük.
Dönmeyeceğini söyleyenler de yok mu?
Şengal’in güvenliğinden endişe edenler var. Hem yönetimden hem Araplardan hem de evlerinde besledikleri bazı ‘müslüman Kürtler’den darbe almışlar. Bu da onlarda hayal kırıklığı yaratmış. Artık onları görmek istemediklerini söylüyorlar.
İzlenimleriniz sonrasında şimdi Avrupa’da nasıl çalışmalar yapacaksınız?
Federasyon olarak uluslararası güçlerle, hükümetlerle ve Avrupa Birliği yetkilileriyle görüşmeler yaparak acil yardım talebini ileteceğiz. İkincisiyse, sorunun kalıcı çözümü için Avrupa’da bir konferans yapmayı düşünüyoruz. “Êzîdîler ne istiyor”, “Şengal’in geleceği nasıl olmalı”, “Nasıl bir statü gerekiyor” gibi sorular, konferansta yanıtlanmaya çalışılacak. Bir de tabii bizim için Şengal’in kurtarılması, özgürleştirilmesi de çok önemlidir. Bu amaçla, Şengal Direniş Birlikleri’nin uluslararası güçler tarafından muhatap alınması yönünde çalışmalarımız olacak. Bu birlikler, gelecek için de Şengal’in güvenlik birimleri olarak tanınmalıdır. Şimdiki güçler, kentin güvenlik sisteminin altyapısını oluşturuyor.
En önemli konulardan biri de tüm Êzîdîlerin geleceğiyle ilgili olan statü konusudur. Êzîdîlerin yoğun yaşadığı bölgede Demokratik Özerk bir statünün tanınması gerekiyor. Êzîdîler Kürt’tür ve Kürdistan’da kalacaklar; ama artık statüsüz yaşayamazlar. Bu toplum artık Kürdistan içinde bir statü istiyor.
Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar yardım kampanyalarını da sürdürüyor. Bu yardımları yeterli buluyor musunuz?
Kesinlikle yeterli değil. Gelişen duyarlılık hepimizi sevindirdi; ama yüzbinlerce insanın ihtiyacı var, sıradan bir durum değil. Böyle hesaplandığında şimdiye kadar yapılan yardımlar çok cüzi kalıyor. Devam etmesi gerekiyor.
Bu soykırım girişimi, Kürdistani güçlerin birliği için de bir vesileye dönüştü. Şengal, bir nevi birlik çağrıcısı oldu. Kürdistani güçlerin yapması gerekenlerle ilgili sizin fikriniz nedir?
Çok ilginçtir, daha düne kadar birlikte hareket etmeyen devletleri de Şengal bir araya getirdi. Birlikte hareket edebileceği düşünülemeyen Kürt partilerini de bir araya getirdi. Ayrıca uykuda olan Êzîdî toplumunu ayağa kaldırdı. Şengal, Kürdistan’a birçok ilki yaşattı. Bu bir trajedi elbette; ama böyle önemli işlevleri de oldu.
Şimdi bence, Kürt örgütlerinin Şengal özgürleşmeden önce bir protokol imzalamaları gerekiyor. Şengal’in, Êzîdîlerin statüsüne ilişkin ortak bir beyanda bulunmaları gerekiyor. Böylece Êzîdîlere güven vererek onların topraklarına geri dönmesini de sağlayabilirler.
MURAT MANG/BIELEFELD