
Ne bir kitap ne bir film ne de her hangi bir şey bu kadar kötü başlayabilir. Bunun tek bir açıklaması olabilir o da şudur; devlet, yeni yıla eski zihniyetle girmiştir!
Sözünü ettiğim “başlangıç” Roboski! Bugüne kadar kimsenin yolundan, suyundan, elektriğinden haberdar olmadığı; dili başka, kültürü ve kimliği başka ama yüreklerinde aynı olmasa bile benzer dilekleri taşıyan insanlarımızdan söz ediyorum. Hepsi daha gencecik, birer fidan! Ya da yalancı bahara kanan 35 kardelen!
Bu cinayet sonrası devlet ve hükümet cephesinden yapılan resmi ve gayri resmi açıklamaları burada yazmak istemiyorum. Zaten hepsi de yoruma yer bırakmayacak kadar çirkin ve riyakârcaydı!
Yeni yıl vesilesiyle bana gelen e-mailler içerisinde ilgimi çekenlerden bir tanesi Seyfettin adında bir arkadaşıma ait. Kendisi Almanya’nın Hannover kentinde oturuyor. Gönderdiği e-mailde “umarım yeni yılla birlikte bizim de bir kanalımız olur” demişti. Kendisi bir Êzîdî. Dolayısıyla kurulacak televizyon da doğal olarak Êzîdîlere hitap edecek bir kanal olacaktır. Ancak şu ana kadar bu konuda her hangi bir gelişme kaydedilmiş değil. Ben de merak etiğim için arkadaşımı arayarak, bu meseleyi konuştum kendisiyle. Meğer engellemeye çalışan RTÜK, gerekçe ise henüz bildirilmemiştir. “Her şey hazır, uydu, lisans, eleman… Ama vize yok” diyordu Seyfettin.
Türkiye’nin dışında yaşadığıma üzüleyim mi sevineyim mi bilemiyorum ama fotoğraf bu! Oysa lafa gelince AKP hükümeti, daha doğrusu AKP devleti adına konuşan başbakan mangalda kül bırakmamaktadır. Bilmeyen, görmeyen veya yaşamayan onu gerçekten de özgürlük, eşitlik ve demokrasi havarisi sanacaktır!
Êzîdîlerin inançlarından ötürü bu ülkede neler yaşadıklarını bu yazıda anlatacak değilim. Ya da Süryanilerin, Ermenilerin… Haydi, anladık bunlar tarihsel meselleler! Deşmeyelim. Gün ışığına çıkarıp yüzleşmeyelim! Peki, bu çağda bile bir televizyon sahibi olamayacak kadar öteki görülmelerini hangi mantıkla ve nasıl izah edeceğiz? Gerçi malum başbakan birilerini küçümsemek veya öteki göstermek için “bunlar Êzîdî’dir” diyecek kadar anti-sosyolojik olabiliyor! Bunu, sivil cumaların başladığı süreçte söylemişti. Bizler de başbakanın bu ayrımcı ve çağdışı nitelendirme anlayışını, taşımış olduğu zihniyete bağışlamıştık.
Konunun anlaşılması açısından AKP hükümetine birkaç sorum olacak: Öncelikle parti veya hükümet olarak inançlara yaklaşımınız nedir?
İkincisi; Êzîdîler veya Süryaniler bu ülkede kendi dil ve kültürlerinde inançlarını yaşamak ve yaşatmak için gazete, dergi veya televizyon kanalı açma gibi yayın hakkına sahipler mi değiller mi? Bunun önündeki engeller nelerdir?
Üçüncüsü; AKP adına, devlet adına Kürtçe televizyon oluyor da neden bir halk veya inanç adına olunca sorun oluyor?
Dördüncüsü; RTÜK demek başka dilleri, kültür ve inançları engelleme kurumu mu demektir?
Soruları daha da sıralamak mümkün ancak sorunun açığa kavuşması açısından şimdilik yeterlidir diye düşünüyorum.
Şayet izin alamazsanız ne düşünüyorsunuz diye sorduğumda, Seyfettin, “bu işin peşini bırakmayacağız!” diyordu.
Êzîdî inancında olan Kürtler, sadece Türkiye’de değil, Suriye’de, Irak’ta, Rusya’da Avrupa’da yani dünyanın dört bir tarafına yayılmış durumdadırlar. Her platformda haklarını arayabilecek siyasal ve diplomatik etkinliğe sahiptirler.
Doğrusu bence de bu işin peşini bırakmamak lazım!