Êzîdîler’in yaşadıkları dram gizli bir Kürdistan defterinde duruyor.
Geçen gün tanıştığım bir ailenin dramı da bu sayfalardan birine kayıtlı.
Kürdistan tarihinin bu dilimi “zindî” geçiyor.
Êzîdîler’in sürgünü ve “mecburi iskan”ı ise sessizce.
Gelenlerin kaderleri, kopup geldikleri coğrafyaya işlenmiş değil.
Ama yaşadıkları, sığındıkları ülkelerdeki iltica mercilerinin dosyalarına yazılı.
Ürkek.
Korku dolu.
Herkesi “Müslüman” sayan bir korku silsilesinin devamında.
Şüpheyle yaşamaya mecbur.
Ama saf.
Kürtçe’yi “asli” konuşan adamlar.
Size inanmalarını diliyorsanız, birkaç saatlik bir imtihandan geçmeniz gerekli.
Sözkonusu olanlar Şengal’den kopup gelenler.
Bu kez Şengal’den kaçıp gelen adam, 30’unda bir Êzîdî.
İki yıl önce geldiklerinde üç nüfuslarmış.
Berlin’e yakın bir kasabada iki çocukları daha dünyaya gelmiş.
Birinin adı Şengal.
Diğeri Hêvî.
Kürdistan’da doğanların adları: Rêzan ve Zerdeşt.
Doktorlar, Hêvî’nin kalbinin “riskli” olduğunu söylüyorlar.
Annesi, halsiz ve kızını kurtaracaklara “köle” olacağını söylüyor.
Kürdistan’dakilere geleneksel isimler takılmış.
Almanya’da doğanlara, özlem yüklü sıfatlar konmuş.
Bu tarihi kaçışa neden olan olayları sıralıyor:
“Araplar’ın baskınlarına dayanamadık;
Kürt Müslümanlar bizi hiçe saydılar;
Korunamadık;
Arap Müslümanlar, Kürt Müslümanların icazetiyle bizi zorunlu sürgüne zorladılar;
Şengal’da yaşayanlar daha önceleri Suriye’ye sürgüne gidiyorlardı.
Son yıllarda daha çok Almanya’ya sığınıyorlar…
Êzîdîliğin Kürtler’in kaynak dini olması birşey ifade ediyor mu bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, Güney Kürdistan’daki Kürt partilerinin Êzîdîler’i siyasete “rehin” ettiğidir.
Mîr Tahsin’in yıllar önce verilen bilgiler göre, KDP’ye mecbur ettiler.
O’nun küçüğü Mîr Taha’yı ise YNK’ye.
Mîr Taha “Papa” edalı gibi bir şahsiyet.
Bilge bir öncü.
Ama “nesli”ni korumak için, “dünyevi oyunlar”a “evet” demek mecburiyetinde bırakılmış. Ama bedduaları günün birinde, kendisini olanlara mecbur edenleri cehenneme gark edecek kadar insaflı “kadim” güce sahip.
Yıllar önce Güney Kürdistan’da Mîr Taha ve Mîr Tahsin’i ziyarete gitmiştik.
Mîr Tahsin’in evinde onlarca kurşun izinin kimlere ait olduğunu merak ettim.
Oturma odası, yatak odası, banyo ve koridordaki pencere camlarından geçen kurşun geçitleri kartonlarla bantlanmıştı.
Suçlular kimlerdi?
Misafirler’i kabul ettiği mekanda, Êzîdî kökenli bir “Kaymakam”ı karşılarken, ayağa kalktığına şahit oldum.
Belki de nezakettendir dedim.
Ama 40’ındaki “Kaymakam” hiç oralı değildi.
Pervasız bir adam.
Kürt Hükümeti’ni temsil ediyordu.
Suçlular’ı merak ediyordum.
Mîr cevap vermekten çekinmişti.
Kurşun yağmuru “bittikten” hemen sonra, “kolluk kuvvetleri” Mîr’in yardımına koşmuşlardı.
Suçlular’ın kim olduğunun cevabını, Êzîdî ruhani liderinin, korunmasına gerek kalmadığında korunmasını sağlayan güçlerin, “bilinmez”inde arayıp durdum…