Êzîdîlerde namus cinayetleri ve recm kültürünün olmadığını dile getiren KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, “Êzîdîlerde yaşam kadın eksenlidir” dedi. Son dönemde Êzîdî toplumunda yaşanan paşlık parası ve meydana gelen kan davalarına da değinen Avesta, “başlık parası dayatmalarına maruz kalan herkes dağlara gelsin” vurgusunu yaptı.

Êzîdîliğin kendi tarihsel direnişçi özüne şu an ters düşen ve değişmesi gereken birçok yönünün olduğunu belirtimiştiniz. Bunu kadınla nasıl bağlantılandırabiliriz?

Zaten kadından bağımsız ele almak doğru değil. Gerçekçi de olmaz. Örneğin Önder Apo, Zerdüşt felsefesini değerlendirirken kadına yaklaşımı temeline oturtuyor. Zerdüşti evlilikten bahseder. Zerdüşti evlilik nedir? Daha çok kadın iradesini de dikkate alan, kadın iradesini kırmayan, kendi egemenliğini üzerinde farz etmeyen, bir ek olarak kendine tabi kılmayan, eşitlikçi, hatta deyim yerindeyse yoldaşça bir yaklaşım var. Yani Êzîdîliğin özünde kadına böyle bir yaklaşım var. Yani Êzîdîliğin gerçek özü şimdiki durumla kıyaslanamayacak düzeyde. Anaerkil dönemden beri bu kültürün de taşıyıcısı olarak Êzîdîler‘de kadının rolü daha öndedir. Neolitik kültürün bir etkisi olarak tarımla, hayvanla, doğayla içiçe olan kadın merkezli bir yaşamdan bahsediyoruz. Êzîdîlerde de yaşam kadın eksenlidir. Çeşitli dönemlerde Êzîdîlere mirlik yapan kadınlar var. Aşiret reisliği yapan kadınlar vardır. Bizim köyde, çevremizdeki insanlara baktığımda kadını ötekileştiren yaklaşımlar sonradan gelişiyor. Ancak geçmişin izlerine halen rastlamak mümkündür. Kadının bulunduğu yerde kadının söylediğine, yaptıklarına daha fazla bir güven ve inanç vardı. Êzîdî geleneğinde kadına yaklaşım asıl olarak böyledir. Mesela Êzîdî kültüründe iki evlilik yoktur. Yine kadının katılmadığı bir karar, çok fazla uygulanan bir karar değildir. Yani mutlaka kadının da görüşü olması gerekiyor. Böyle bir geçmişi var. Ama günümüze Êzîdî gerçekliğinin ne kadar özüne ters düştüğünü kadın boyutunda görebiliyoruz.

Kültürel soykırımdan, asimilasyoncu politikalardan, başta kadın iradesini kırarak bu süreçlerin başlatıldığını ve günümüze kadar devam ettiğini söyleyebilir miyiz?

Elbetteki! Êzîdîlere çok ciddi soykırım politikaları dayatıldı. Esas olarak kadınlarına el konuldu, kadınlarına tecavüz edildi. kadınları kaçırıldı. Erkek buna karşı zaten bir direniş içerisine giriyor. Namus olgusu öyle gelişiyor. Kadını koruyayım derken, aslında kendi ülkesinden, toprağından her şeyinden kopuyor. Êzîdîler’de bu erkeğin iradesini kadın üzerinden kırılmasını getiriyor. Êzîdîlerin en büyük korkusu kadınlarının ellerinden gideceği korkusudur. Kadın bilinçlenirse, gözleri açılırsa, düşünebiliyorsa, karar verebiliyorsa farklı bir şey ortaya çıkabilir diye bir korku var. Bunları söylerken Êzîdîlerle diğer inançlardan Kürtleri ayırt edemiyorum. Bir hakikattir. Ama Sünnni Kürtler, Alevi Kürtler büyük oranda bunun farkında ve bunun mücadelesini veriyor. Êzîdî halkımızın işte bu konuyu görmemesi ve görüpte çeşitli kaygılardan dolayı mücadelesini istenilen düzeyde yürütmemesi büyük bir acı veriyor insana. Bu kadar katliamdan geçmesine rağmen kadınıyla erkeğiyle omuz omuza bir mücadelesi vardı. O direniş böyle gelişebiliyordu. Ama şu anda öyle değiller.

Şuandaki durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Ne kadar sıkıyorsa o kadar elinden kaçıyor, o kadar kayıyor, o kadar yok oluyor. Bir dönem muhafazakar tutum bu kültürün korunmasında bir rol oynarken şimdi bu külütürü bitirici bir rol oynuyor. Çünkü yeni kuşaklar daha farklı yaklaşımlar bekliyor.

Almanya’da Arzu Özmen olayı, Musul’da genç bir Êzîdî kızın recm edilerek katledilmesi, İsveç’te, Almanya’nın çeşitli kentlerinde Êzîdî kızlarımız namus adına katledildi. Êzîdîlik inancında böyle bir şey var mı ya da neden Êzîdîlik inancına dayandırılarak böyle bir şey meşrulaştırılmaya çalışılıyor?
Aslında özünde öyle bir şey yok. Çok ciddi bir çarpıtma ve Êzîdîliğe bir hakarettir. Recm olayı Kürtlerde bir kültür değildir. Daha çok iktidarlaşan müslümanlıktan gelen bir gelenektir. Êzîdîlikte böyle biri şeyin olduğunu Şengal’de yaşanan olayla birlikte duydum. Böyle bir şeyle ilk kez karşılaştım. Êzîdîlikte namus cinayeti de yoktur. Son yıllarda bu tür şeyler gelişti. Geçmişte bir kadın ve erkek anlaşamıyorlarsa boşanma çok rahatlıkla olabiliyordu. Ve bunun için devlet mahkemelerine de gerek yoktu. Nasıl ki kendi içerisinde görücü usulüyle ve ya toplumsal geleneklere dayalı olarak evlenmişse yine aynı şekilde aileler bir araya gelir ve boşanma olurdu. Aileler “benim kızımı bırakacaksın” der ve boşanmalar olurdu. Ben böyle birçok olayı anlatabilirim. Devletin ruhu bile duymazdı. Mahkemelerine bile gerek kalmazdı. Ve birileri boşandığı için vurulmuştur diye bir şey yoktur. Niye? Bir toplumsal ahlaktır aslında. Bugün uygulananlar Êzîdîlikle, toplumsal ahlakla, toplumsal gerçeklikle alakası yoktur. Daha çok aslında para, çıkar meselesidir. Namus dedikleri de aslında yine bu kirli işlerden kaynaklı yaşanan olaylardır. Ticarettir aslında. Yoksa bazı olaylar geçmişte, işte ismini verdiğiniz, Almanya’da, İsveç’te başka yerlerde vardır. Hatta mesela Şengal’deki o olay. Şengal’deki olayı bende biraz araştırdım. Şengal’deki çok da Êzîdîlerin namusu için gidip birilerinden kızı getirip böyle recm edecek bir olay değildir. Bazılarına para verilmiştir. Bahsettiğim bir oyundur aslında. Êzîdîleri karalama oyunudur. Bir propagandadır.
Êzîdîlerin alanlarını, ülkelerini terk etmeleri için bir korku yaratılmaya çalışılıyor. Yani öyle çok masumane bir olay değildir. Yani bir namus meselesinden dolayı bir genç kız gitti, ailesi getirdi, recm etti. Böyle bir şey yok. Provokasyondur. Ben araştırdım, farklı aşiretlerin, farklı kesimlerin dayatmalarıdır. Aşiret dediğimde bazı Arapların, o yobaz kesiminin dayatmaları sonucu gelişen bir olaydır. Yol-yöntemi onlar öneriyor. Hatta işin özüne baktığımızda öyle bir olay yoktur diyenler de var. Yani yayınlanan görüntülerde internetlerde Şengal’le alakası olmayan şeylerde var yani.
Bugün toprağından yoksun, toprağını terk etmiş, sözüm ona işte Avrupalara gitmiş, işte hukuk var, işte oralarda kadın hakları var dediği yerlerde “namusumdur” deyip peşine düşüpte ölümü dışarıdan dayattıkları için aslında çokta tutmuyor. Gerçek Êzîdîliği yaşayanları da biliyorum. Bu konuda kadına karşı ciddi bir saygı var. Kendi içinde demokratik bir kültür de vardır. Mesela benim yetiştiğim ortamları biliyorum. Dışarıya karşı koruyor ama kendi aile ortamında, kendi köyünde, kendi çevresinde demokratik bir toplumsal kültür var. Öz olarak bakıldığında bu durum biraz yaşatılıyordu.

Kadın kurumlarımızın verdiği bilgilere göre Êzîdî toplumumuzda özellikle genç kızların 18 yaşına basar basmaz evden kaçışlarının yoğun olarak arttığı söyleniyor. Genç kadınların bu refleksini nasıl yorumlamak lazım?
Şu anda Avrupa’da yaşayan Êzîdî halkımız açısından giderek bir erime sözkonusu. Ciddi anlamda Êzîdîlikten, Kürtlükten, kendi özünden bir kayış var. Bir başkalaşıma uğrama var. Ve en başta da tabi bunu biraz kadın üzerinden yapmak istiyorlar. Genç kızların intihar olayları var. Genç kızların kaçışı var. Genç kızların umutsuz yaşadıklarını biliyorum. Hala bir kesim aşiret geleneklerini dayatıp genç kızları kendi akraba çevreleriyle evlendirmeyi dayatıyor. Nedeni başlık parası vs. gösteriliyor. Esas nedenin bu olmadığına inanıyorum. Esas neden bilinçli bir siyasetin yürütüldüğüdür. Almanya, Fransa, İsveç ve Avrupa ülkeleri Kürdistan’ın herhangi bir dağ köyü değildir. O kızlar öyle dünyadan habersiz yaşamıyorlar. Ayda yılda bir tane dostun, akrabanın uğradığı bir köyde ancak bir yabancıyı görebiliyorduk. Şimdi öyle değildir elbet. Bunu görmek lazım. Bu kızlar kendilerini mevcut toplum içerisinde ifade edemiyorlar. Kendilerini bulamıyorlar. Neden? Çünkü bir kapitalist modernitenin sahte özgürlük yaklaşımları var bir de toplumsal baskılar var. Bunu doğru tahlil etmeyen, bunu görmeyen ailelerimiz, sırf kuru kuru kendi düşüncelerini dayatarak onları kaybediyorlar. Gençlerin kendine özgü yönlerini iyi göremezlerse salt feodal eksenli yaklaşırlarsa, baskı kurarlarsa onları kaybetmeleri kaçınılmazdır.
Mesela, bundan 35 yıl önce Avrupa’ya giden bir aile şimdi aynı noktada olamaz. Diyelim ki, o dönemdeki biri 20 yaşındaydı. Şimdi 55 yaşındadır. Çocukları 30-35 yaşındadır. Ama kendisi köyden çıktığı gibi sanki o ailede hiç bir değişiklik olmamış gibi davranıyor. Sanki o çocuklar orda okumuyor, orada yaşamıyor, orda kalmıyor gibi yaklaşabiliyor. Bu sebeple aile içi eğitim ve terbiyeyi güçlü yapamıyor. Aile içinde de demokratik bir ortamın olması, paylaşımın, bilinçlenmenin olması gerekir. Eğer bunu doğru yaparsa o zaman bu kadar terslikler ortaya çıkmaz. Hadi diyelim genç kızlar hem kapitalizmin hem de iç sebeplerden dolayı böyle tepki veriyorlar. Ancak ben bazı bilgiler alıyorum; 70 yaşındaki ana da kendisini asıyor. 70 yaşında! Bunalımlı süreçler yaşanıyor. Erkeklerde de intihar vakaları var. Bu durum aynı zamanda ciddi bir kimlik bunalımının yaşandığını gösteriyor. Arayışlarını somutlaştıramadıklarını, kendi doğal kültürlerini yaşamadıklarını gösterir.

Oldukça derin çelişkilerin ve arayışların sonucudur diyebilir miyiz?

Elbetteki. Ciddi sorunlar var. Êzîdîlerde bu çok daha derindir. Ve niçin bu kadar göze batıyor? Zaten bir avuçturlar. Giderek tükeniyor. Biraz da nesli tükenen bir toplum gibi giderek zayıflıyor.

Başta aileler olmak üzere toplum ne yapmalı peki?

Çocuklarla, gençlerle küçük yaşta aile ortamında demokratik ilişkileri oturtarak, ama Özgürlük Hareketiyle ilişkilerini de güçlü kurarak cevap olmamız lazım. Mesela 80’lerden biliyorum, 78’lerden sonra en çok bu harekete katılan Êzîdî kızlarıdır. Êzîdî aileleridir. Geleceğini orda görüyordu. Bir dönem bazıları ne yaptılar? Harekete gelmesinler diye farklı yönlere yönlendirdiler. Ama işte harekete giderlerse dağlarda şehit düşerler, böyle bir korku, böyle bir endişe yarattılar. Daha sonra baktılar ki hem hareketten kopardılar, hem de gittikleri kültür içerisinde kendilerini koruyamadılar. İki kültür arasında kaldılar. Ama bunu bilmeleri lazım. Halbuki harekete sempati duyan, biraz da bu harekete gerçekten samimi bir biçimde, dürüst bir biçimde ilişkili olan herkesin bu hareketin düşüncesinden, felsefesinden, onun gerçekliğinden demlenen, bu konuda nasibini alan çevrelerde o kadar ciddi sorunlar yaşanmadı. Sorunların ciddi, ayuka çıktığı nokta neresidir? Harekete çok mesafeli olan, harekete yanaşmayan, harekete daha çok böyle kendi çıkarları için yaklaşan çevrelerde ortaya çıkıyor. Bunu görmek lazım. Mesela genel anlamda da Êzîdî Federasyonunun da görmesi gereken budur ve bu noktadan yüklenmesi lazım. Daha çok bilinçlenmeye ağırlık vermesi lazım. Bu çağda bilmem 60, 70, 80 bin Euro’ya başlık parasıyla evlendiriliyor. İsterse bir euro olsun hiç farketmez. Zihniyet sorunudur çünkü. Başlık parası nedir? Utançtır gerçekten.

Bunun için Avrupa’da ‘başlık parasına hayır’ kampanyası başlatıldı. Toplumda ‘şîre dayîke’ gibi isimlerle de anılmaya başlandı.

Yani bu konuda açık söylüyorum: Êzîdî toplumunun bir insanı olarak, yıllardır bu hareketin içerisinde olmama rağmen böylesi bir şey duyduğumda gerçekten ben büyük üzüntü duyuyorum. Hatta bu konuda mesela kendime de yükleniyorum. Neler yapabilirdim? Neler yapabilirdik? Hareketimizin, Önderliğin bu kadar çabasına rağmen halen devam etmesi üzücü. Bu harekette ilk toplumsal reflekside başkaldırıyı da yapan ilk Êzîdî kızı Berivan’dır (Binevş Agal).

Özgürlük Hareketinin bütün Êzîdîler için bir varoluş hareketi olduğunu, Êzîdî toplumumuz kadınıyla, genciyle tüm toplum olarak PKK’yle bağını kurmadığı müddetçe şimdiki sorunlarını da tam olarak çözemeyecektir diyebilir miyiz?

Evet. En çok da kadın için bu geçerlidir. Yani bu konuda özellikle Kadın Özgürlük Hareketinin içinden gelen biri olarak bir özeleştiri borcumun olduğunu görüyorum. Şöyle bir algımız vardı. Nasıl olsa bu mücadeleyi genel anlamda yürütürsek Êzîdî halkımızda bundan nasibini alır diyorduk. Özgün olarak buna eğilmedik. Kadın hareketi olarak da bir bütünen Avrupa’yı da biraz biliyorum. Bu konuda daha özgün projelerle, politikalarla, daha özgün yaklaşımlarla, yöntemlerle, yaratıcılıklarla soruna eğilmesi gerekiyordu. Bu konuda yetersiz kaldığımız yön var. Bunu görmemiz lazım. Bunun bir özeleştirisinin olması gerekiyor. 40 yıllık bir mücadele var. Yine bin yıllarca kök hücre olarak adını koyduğumuz Êzîdîler var. Xaneler, Binevşler, Behiyeler de bu tarihsel geleneğin sembolleri oldular. Bu anlamda Êzîdî kızlarının yeri bu arkadaşlarımızın çizgisidir, yeridir, yanıdır. Şöyle bir çağrı yapabiliriz. Ailesinde zorluk gören, bunalımda olan, zorlanan herkes Kürdistann dağlarına gelebilir. Bize gelebilir.

Geleneklerin, egemen sistemin mağduru olan...
Ailesi, babası zorla başlık parası dayatmalarına maruz kalan herkes gelsin, kapımız açıktır. Gelsin, Kürdistan dağlarına gelsinler. Kurumlarımıza gelsinler. Biz onlara bu konuda her türlü desteği sunmaya hazırız. Kadın Özgürlük Hareketi onların yaşam garantisidir. Yani yaşamlarını garantiye alacak bir güce sahiptir. Bir örgütlülüğe de sahiptir. İşte sadece kaçıp gelmek anlamında çağrı yapmıyorum. Kendi örgütlenmesini yapmalıdırlar. Orada en azından işte Celle’de, Bilefeld’te, Gissen’de, Oldenburg’ta diğer Avrupa ülkelerinde genç kızlarımız birlik olmalıdırlar. Yani bu konuda Özgür Kadın Hareketi, Kürt Kadın Hareketi, hepsi desteğini verecektir de. Ben buna inanıyorum. Kurumlarımız onlara açıktır. Kendi örgütlenmesini yaratmalıdırlar. Mesela orada çok rahatlıkla komitelerini oluşturabilir. Önder Apo’nun şu sözü beni çok derinden etkilemiştir. Diyor ki; “Özgür kadın bir toplumdan daha değerlidir, bir ülkeden daha değerlidir.”
Bizim açımızdan bir Êzîdî kızının özgürleşmesi, kendini var etmesi herşeyden daha değerlidir. Bütün Avrupa’daki mal varlıklarından daha değerlidir. Ailelerimiz başlık parasını ne yapacak? Kızının, oğlunun ölümüne kadar giden bir para neye hizmet eder? Yani bu konumdan kendilerini kurtarmalıdırlar. Ve ben inanıyorum mücadeleyle bu sorunlar aşılacaktır. Mesela ben bu konuda federasyona çağrıda bulunuyorum. Federasyon bu işe el koymalıdır. Yani başlık parası alanın Êzîdî toplumu içinden dıştalanmalıdır. Artık televizyonları da var. Êzîdî toplumunun bir Çıra TV’si var. Orada bunu masaya yatırmalıdır, tartışmalıdır. Teşhir etmelidir. Deşifre etmelidir. Başlık parası, berdel, küçük yaşta evlendirme, baskı, şiddet, kadını dıştalayan toplumu küçük düşüren, daraltan, insanları kaçırtan yanları çeşitli plaformlarda ele almalıdır. Tartışmaladır. Eminim bunar yapıldığında Êzîdî halkımızda ciddi bir değişim olacaktır.

Ayrıca halen devam etmekte olan kan davalarının olduğu belirtiliyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Evet kan davaları meselesi var. Êzîdîlerde yoktur. Yani nerdeyse Avrupa’da hepsi para karşılığında kan davası oluyor. Para karşılığında kızı başkasına kaçırtıyor. Para karşılığında bildiğiniz gibi insan öldürüyor. Bunların hepsinin nedeni paradır yani. Bunu deşifre etmelidir. Bunu yapacak olan da kimdir? Êzîdî gençleridir. Değişimin dinamiği olan gençlerdir. Genç kadın ve erkeğiyle bu konuda topluma öncülük edecek onlardır. Bu onların öncülüğüyle, kendilerini öncülük felsefesiyle donatmalıdırlar, bilinciyle donatmalıdırlar. 40 yıllık mücadele tecrübesi, birikimi var. Bunu görmeli ve şunu demelidir; “eğer ben bu toplumun bir üyesi olmak istiyorsam, ben bu felsefeyi yaşatmalıyım.” Onun için üzerine bir vazife düşüyor. Kendini sorumlu hissetmelidir. Eğer böyle yaklaşmazsa kendi doğal kültürünü aşağılayıp Avrupa’nın sahte özgürlük havasına kapılırsa kendisi de kaybeder, toplumu da kaybeder. Ve buna yazık olur. Şimdi Reber APO’nun deyimiyle “Halkların zamanıdır”. Şimdi tam da Êzîdî halkımızın zamanıdır. Kültürüyle, diliyle, düşüncesiyle, yaşamıyla, inancıyla bu topraklarda geliştirmenin tam da zamanıdır. Bunun zemini vardır. Böyle bir zaman kaçırımamalıdır.

Berivan gurur kaynağımızdır

Binevş Agal Kürt kadınları açısından tarihsel bir semboldür...

Evet, Berivan arkadaş Cizre Botan’da, geri diyebileceğimiz bir alanda onun etrafında toplandılar, ayaklandılar. Yani Botan kitlesi, kadını dünyaya örnektir bu konuda. Kültürünü yaşatmasıyla, dilini konuşmasıyla, mücadeleye katkısıyla, siyasetteki konumuyla gerçekten hepimizin gurur kaynağıdır. Ve hepsiyle de konuştuğunuzda diyorlar ki, “üzerimizde Berivan’ın emeği var.” “Berivan bize bu bilinci verdi.” diyorlar. Yine orada Binevş arkadaş, Behiye Yaşıt arkadaş, Xane arkadaş bu harekete katılan ve şehit düşen, direnişin sembolleri olan, aslında Êzîdî kızlarının, kadınlarının da onları takip etmesi gereken değerlerimizdir. Bir Xane arkadaşın katılımını ben çok iyi biliyorum mesela. Ben alanda faaliyet yürüttüğümde katılmıştı arkadaş. Yaşı da küçüktü. Ve defalarca ben kendisini geri göndermeme rağmen, “git, okulunu okuduktan sonra yine gelirsin” dediğim halde bana hep şunu derdi; “ben okulu bitirirsem bir daha size gelmem.”
Çünkü diyordu; “ben her geçen gün kendime ters düştüğümü görüyorum.” Ben daha sonraki yıllarda anladım, gerçekten de Xane arkadaş ne kadar zekice yaklaşmıştır. Orada kendi özüne ters düştüğünü görüyro. Ama şu anda Êzîdîler okumasın anlamında demiyorum. Ancak bu mücadelenin gerçekliklerini görmeleri lazım. Neresi onları bitiriyor? Hangi düşünce onları bitiriyor? Hangi düşünce, hangi felsefe, hangi politika, hangisi onları geliştirebiliyor? Hangisi onu diri tutuyor? Bunu görmesi lazım.


ROJDA YILDIRIM