KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesi Sozdar Avesta, Şengal’le ilgili son gelişmeleri değerlendirdi.
Êzîdîlerin artık statü elde etme temelinde yüzünü ülkesine dönerek mücadele etmesi gerektiğini vurgulayan Avesta, “Êzîdî toplumumuz yurtlarını yeniden yeşertip, yeniden yaşam alanı haline getirebilmelidir. Hareket olarak biz de sonuna kadar bu kutsal direnişin içinde olacağız; hem askeri hem örgütsel hem maddi hem manevi anlamda halkımızla birlikte olacağız” dedi.
Avesta, KDP’nin Şengal’e yaptığı operasyonun “Şengal’i kurtarma’ değil de “Şengal’i tahliye etme operasyonu” olmasını da eleştirdi.

3 Ağustos’ta DAİŞ çeteleri Şengal’e saldırdı ve Êzîdî halkı büyük bir felaket ile karşı karşıya kaldı.  Bu felaketten yaklaşık beş ay sonra büyük Êzîdî bayramına denk gelen 20 Aralık tarihinde HPG, YJA STAR, YPJ ve YBŞ güçlerinin adına özgürlük operasyonu verdikleri bir hamle gerçekleşti. Siz bu hamleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle, Şengal ve Şengal halkı şahsında halkların, kadınların düşmanı olan DAİŞ’e karşı mücadele eden özgürlük savaşçılarının başlatmış olduğu Şengal’i kurtarma operasyonunu; bu operasyona katılan tüm özgürlük savaşçılarını, sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Büyük bir fedailikle, kahramanlıkla, bu mücadeleye öncülük eden,  Şengal’in kurtarılmasında operasyonun planlayıcı ve uygulayıcısı olan Nurhak yoldaş ve dört yoldaşın şehadetleri yaşandı. Bu yoldaşları saygıyla ve minnetle anıyor ve anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Şengal’i Özgürleştirme Operasyonu, elbetteki yeni başlatılmış bir operasyon değildir. Bunun geçmişi de var. DAİŞ güçlerinin soykırım saldırısının bizce, Telafer, Kerkük gibi bazı alanlarda yapmış oldukları operasyonlardan faklı bir yanı var. O alanlarda daha çok ekonomik kaynakları ele geçirerek halkı zorla göçertme ve uzaklaştırmaya dönük operasyonlar düzenliyorlar. Fakat Êzîdîlere dönük yapılan ise bunun çok daha ötesinde bir soykırımdır. Onlara göre hiçbir Êzîdî yaşamamalı. Bunun için Êzîdîlerin yok edilmesi ve ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyorlar.
Şengal sadece bugün için stratejik bir öneme sahip değil. Şengal Êzîdîliğin en eski yaşam alanlarından biridir. Tarihte çokça saldırı ve katliama karşı Êzîdî toplumu kendisini Şengal’in dağlarında korumuştur. Bu açıdan Êzîdî toplumunun belleğinde Şengal, var oluş mekanıdır. Şengal var oldukça Êzîdîler teslim olmaz anlayışı her zaman hakimdir.

2007 yılının 15 Ağustos günü Şengal’in en kutsal alanlarına, Şerfeddin, Til Hezir ve Siba Şex Xidir’a da bir saldırı düzenlenmişti. O zaman da 500’ün üzerinde Êzîdî’yi katlettiler, yüzlercesi yaralandı. Bu saldırının da tek bir amacı vardı: Êzîdîleri oradan çıkarmak. Şimdiki amaç da faksızdır. Êzîdîleri Şengal’in dışına itmek istiyorlar. Bütün bu yönelimlerin ortak amacı, Şengal’i Êzîdîsizleştirmektir. “Bu gerçekleşirse zaten dört bir tarafa dağılan Êzîdî toplumunun yok oluşu kendiliğinden gerçekleşir” hesapları yapılmaktadır. 3 Ağustos’ta başlatılan operasyon, bir kırım operasyonuydu. Êzîdîleri bitirme operasyonuydu. Êzîdîleri dağıtma operasyonuydu ve Şengal’i düşürme operasyonuydu. Bunun nasıl boşa çıkarıldığı da çokça yazıldı, çizildi. Şüphesiz gecikmiş de olsa YPG/YPJ güçlerinin, HPG/YJA STAR güçlerinin Şengal’e ulaşmasıyla büyük bir katliamın önüne geçildi. Hareket olarak bunun özeleştirisini de veriyoruz, kritiğini de yapıyoruz. Her ne kadar yaşanan katliam en aza indirilmeye çalışıldıysa da buna rağmen felaket az değildi. Hala binlerce insan DAİŞ’in elindedir. Binlerce kadın kayıptır. Genel olarak kaybolan insanların halen bilançosu çıkarılmamıştır. Şengal’de 21. yüzyılın en büyük kırımı yaşandı. Ama hesaplanan, amaçlanan, hedeflenen tümüyle bitirmekti. Bunu elde edemediler, başaramadılar. Hem DAİŞ’in hem de DAİŞ ile birlikte Şengal üzerine hesap yapan güçlerin hesabı boşa çıktı. Şengal zaten savaşılmadan DAİŞ’e teslim edilmişti.


Operasyonun gecikmesinin sebebi neydi?
Hareket olarak biz hep Şengal’de yapılacak bu tür bir operasyonu Güneyli güçlerle birlikte gerçekleştirmek istedik. Çünkü Kürt sorunu, herkesin sorunudur. Şengal’in sorunu da sadece bizim hareketimizin sorunu değildir. Çünkü Êzîdî Kürtlerin sorunu, sadece bir Kürt sorunu da değildir. Aynı zamanda genel, bölgenin de bir sorunudur. Êzîdîlerin sorunu aynı zamanda Şiaların, Kakailerin, Alevilerin, Türkmenlerin, Hristiyanların ve Ermenilerin de sorunudur. Irak’ta bir halklar mozaiği söz konusudur. Onun için Şengal’e gösterilmesi gereken duyarlılığın diğer bütün halklara da gösterilmesi gerekir. Biz böyle bir yaklaşımdan yana olduk. Onun için de asıl amacımız böyle bir operasyonu gerçekleştirmekti. Fakat Güney Kürdistan Hükümeti operasyona gelmedi. Bu konuda bizi hep oyalamaya çalıştığı için de hamle geç başladı.
KDP de en son Şengal’e doğru bir hareket başlatmıştı. Fakat bu operasyon, Şengal’i kurtarmak değil, “Şengal Dağı’na ulaşma operasyonu” olarak başlatıldı. Güney Kürdistan Hükümeti’nin açıklaması var, “Biz koridor açıp halkı dağdan çıkaracağız” dediler. Amaç, Şengal Dağı’na gidip halkı tahliye etmekti. Buna karşın hareketimiz Êzîdî bayramında hem koridoru açmayı hem de Şengal’i kurtarma operasyonunu başlatmayı planlamıştı. Zaten koridor için hazırlıklar yapılmış ve bayram günü Şengal Dağı’na ulaşmak planlanmıştı. Hava koşulları zorlasa da bayramın ikinci sabahı güçlerimiz Şengal Dağı’na koridoru açarak ulaştılar. YBŞ güçleri, HPG/YJA STAR güçleri ile YPG/YPJ güçleri birleşerek ortak bir operasyonla geniş bir koridor açtılar.

Koridorun açılmasında Pêşmerge’nin rolü neydi?

Şengal’e ulaşılıncaya kadar Pêşmerge’nin ciddi bir rolü de olmamıştır. Pêşmerge’nin bulunduğu alanda DAİŞ çeteleri fazla bulunmuyor zaten. DAİŞ çeteleri, YPG ve YPJ güçlerinin mevzilendiği Rabia ve Til Koçer hattında daha yoğun olarak bulunuyorlar. Bir de basına çok yansımamış ama elimizde çok farklı bilgiler de var. Yeri ve zamanı geldiğinde bunları da paylaşabiliriz. Çok erken bazı yargılara varmak istemiyoruz. Çünkü bu, Kürtlerin çıkarına değildir. Umut ederiz ki bu bilgiler doğru değildir. Örneğin DAİŞ ile savaşılmadığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Neden savaşılmadığı ve bununla amaçlananın ne olduğunu zamanı geldiğinde değerlendirebilir ve söyleyebiliriz. Fakat Şengal Dağı’ndaki halkı Şengal’den çıkarmak yanlıştı. Onun için açılan bir koridor var ve tabii Şengal halkı da buna karşı direndi. Şengal halkı çıkmaktansa direnmeyi seçti. Gerillalar 20 Aralık’ta Xanesor ve Dihola ile birlikte 8 köy özgürleştirildikten sonra yönlerini Şengal’e verdi. Şengal’e girdikten sonra gerillanın temizlediği hat üzerinden Pêşmergeler Şengal’e girmeyi başladılar. İki üç gün kendiliğinden gelişen ortak bir cephede bir direniş ortaya konuldu. Fakat hesaplar tutmayınca Pêşmergelerin çoğunluğu Şengal’den çekildi.

Peki, Şengal’in özgürleşmesi, nasıl bir anlam ifade ediyor?

Şengal sembolik bir anlama sahiptir. Şengal ve Kobanê direnişlerinin ortaklaştığını söyleyebiliriz. Her iki alan da çok stratejik alanlardır. Şengal Kürtlük açısından ve Kürdistan’ın farklı renklerini yansıtma açısından büyük bir öneme sahiptir. Eğer birileri Kürtleri bitirmek istiyorsa, öncelikle Kürtlerin renklerini bitirmesi lazım. Onun için de Şengal’i bitirmeden, yok etmeden de Kürtlük tümden bitirilemez. Çünkü Şengal’in tarihi bir birikimi ve önemi var. Diyebiliriz ki Şengal, Kürtlerin hafızası durumundadır. Nasıl ki onbinlerce yılık insanlık hafızası kendisini bugüne günümüzde yaşayan insanlar aracılığı ile getirmiş ise, Kürtler açısından en canlı hafıza örneğini de Şengal’de görmek mümkün. Şengal’in özgürlüğü, bölgede ve uluslararası alanda yeni gelişmelere de yol açacaktır. Her şeyden önce Ortadoğu’da yaşayan halklar, inançlar ve kültürler bundan büyük bir cesaret alır. Bununla birlikte de kendi kendilerini yönetmek için mücadele geliştireceklerdir.

Bu, Ortadoğu halkları için bir model de teşkil eder mi?

Hem bir model teşkil edecek hem de az nüfuslu toplumlara da kendilerini nasıl var edeceklerini gösterecek ve bunun bilincini oluşturacaktır. Şimdiden Şengal’in direnişi, birçok halka bu inancı vermiştir. Türkmenler, Kakailer, Şialar ve Şebekler ile Azeriler ve Ortadoğu’daki öteki halklar bile dikkat edilirse Şengal için ayağa kalktılar. Zira Şengal’in bitişi onlar için de bir bitiş olurdu. Şimdi de Şengal’in özgürleşmesi onların özgürleşmesi anlamını taşıyor.


Peki Şengal’de nasıl bir statü oluşmalı sizce?
Bize göre ve aynı zamanda bir Êzîdî olarak da diyebilirim ki -genel anlamda Êzîdî hareketiyle de belli bir paylaşım, belli bir diyaloğum da söz konusu- Şengal’i ele alışta dar yaklaşımlar olabiliyor. Hareketimize göre Şengal, sadece bir bölge veya sadece bir kasaba, bir şehir değildir. Şengal’de somutlaşan, Şengal’de sembolleşen ve bütünlük kazanan bir topluluğun geleceğidir, bir topluluğun var olmasıdır. Dar anlamda bir inancın, kültürün, bir toplumun ama geniş anlamda da Kürtler ve Ortadoğu halklarının sembolü olarak Şengal’i ele alırsak, bu anlamıyla Şengal, Êzîdîlik açısından büyük bir öneme sahiptir. Êzîdî inancındaki halkın, topluluğun kesinlikle Şengal Katliamı’ndan çıkaracağı önemli dersler ve sonuçlar vardır. Bugün Êzîdî halkımız bunu doğru değerlendirirse ne yapabilir? Şengal’in özgürlüğünü genel olarak Êzîdî halkının özgürlüğüne dönüştürebilir. Bunu yapmalıdır. Sadece Şengal’in kurtarılarak halkın yerleştirilmesi yetmiyor. Êzîdîler kendi geleceklerini, kendi kaderlerini kendileri tayin etmeliler. Bu aynı zamanda demokratik konfederal bakış açısından bir ilkesidir.

Avrupa’da da çok sayıda Êzîdî yaşıyor; onlara ne sorumluluk düşüyor?

Bir Êzîdî’nin hem Şengal’de hem de Avrupa’da yaşamı olamaz. Bir Êzîdî, ancak Kürdistan topraklarında ve kendi bulunduğu kutsallıkların olduğu yerde yaşam bulabilir. Êzîdîler kendileri için bundan sonra iki stratejik nokta üzerinde yoğunlaşmalıdır:
l  Ne olursa olsun, nerede olursa olsunlar, öz savunmalarını geliştirmelidirler. Bu Şengal Dağı için de olur, Şêxan için de olur, Kuzey’deki Mardin’de de, Beşiri’de veya başka yerlerde yaşayan Êzîdîler için de olur. Êzîdîler, öz savunmalarını geliştirmelidir. Her alanda bunu geliştirmek için de öncelikle yerleşim alanı olan Şengal’de oturtmaları lazım. Bunun için Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) varlığı, ilanı ve gelişmesi, tarihi öneme sahiptir.  Êzîdîler tarihlerinde ilk kez öz savunma güçlerine kavuşuyor. Eğer YBŞ, önceden var olsaydı, kesinlikle 3 Ağustos yaşanmazdı.
l İkincisi, Êzîdîler artık bir statüye sahip olmalıdır. En son bir toplantı da gerçekleştirildi ve bu toplantıda kapsamlı, uzun uzadıya tartışıldı. Uluslararası güçlerin Êzîdî politikası ve Êzîdîlerin geleceği nasıl olmalıdır? Uluslararası güçlerin şimdiye kadar Êzîdîleri dışlayıcı politikaları vardı. Fakat Şengal direnişiyle birlikte biraz farklı bir yaklaşım da söz konusudur. Bundan hareketle Êzîdî topluluğun Demokratik özerkliğini artık ilan etmesi lazım. Bunun için şimdiden tüm hazırlıkların yapılması gerekiyor. Şengal’i özgürleştirme hamlesi de bunun zeminini oluşturuyor. Êzîdîler bir yönetimle kendi kendilerini idare edebilmelidir. Kendi hakkında siyaset, diplomasi yapabilmeliler, komünal ekonomilerini ve kadın özgürlüğünü geliştirebilmeliler.
Kadınlar kendi öz savunmalarını kendileri yapmalılar. Artık kadın eskisi gibi kendi özgürlüklerini, bilmem eşine, oğluna, amcasına yani bir erkeğe bırakamazlar. Êzîdî gençleri kendilerini örgütlemeli, savunma güçlerini de güçlendirmelidirler.

Êzîdîler topraklarına dönmeli


Bir daha benzeri katliamların yaşanmaması için dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Êzîdîler ne yapmalı sizce?

Êzîdî halkı için 20 Aralık bir bayram günüdür. 20 Aralık Êzîdîlerin gerçek bayramı, tarihsel olarak binlerce yıldır kendini yaşatıp gelen bir bayramdır. Êzîdîleri yaşatacak olan asıl bayram, yüzlerce yıla damgasını vuracak olan bayram da, 20 Aralık’ta başlatmıştır. Şengal’i Kurtarma Operasyonu, aynı zamanda Êzîdîlerin tümünü kurtarma operasyonudur. Bundan dolayı Êzîdîler, artık şuna inanmalıdır: Şimdiye kadar yaşanan tarzda Êzîdîlik bitiyor. 3 Ağustos öncesi statü, yaklaşım, bakış açısı, mücadele tarzı bitmiştir, iflas etmiştir. Sonuç vermemiştir. 3 Ağustos’a kadar ve o dönemde Êzîdîlerin kendi aralarında birlik olamaması, kendi topraklarından göç etmesi, uluslararası alanda dağılmış olmaları ve sadece bireysel yaşamın peşinde koşan Êzîdîlik ve Kürtlük bitmiştir.
Êzîdilerin en başta da 3 Ağustos’ta gelişen DAİŞ saldırısını ve katliamı doğru değerlendirmeleri gerekir. Eğer Êzîdîler, gerçek anlamda bu inancı, bu kültürü, bu ahlakı, hafızayı ve bu insanlık onurunu korumak istiyorlarsa, kesinlikle yüzlerini kendi topraklarına dönmelidir. Özellikle de Avrupa’da yaşayanlar. Şengal’de yaşanan katliam kadar Avrupa’daki de ağırdır. Çünkü Avrupa’da da Êzîdîler bitiyor, eriyor, asimilasyon hızla sonuç veriyor. Nasıl ki suyun içine attığın kar kütlesi hızla eriyorsa, Êzîdîler de bugün Avrupa’da ve diğer metropollerde böyle eriyorlar. Bunun için Êzîdîlerin yaşanan bu büyük acıyı büyük bir güce dönüştürmeleri lazım. Kesinlikle birkaç eylemlilikle, birkaç protestoyla, maddi destekle, yardımlarla destek sunduğunu ve görevini yerine getirdiğini düşünmek yanlıştır. Görevleri yeni başlıyor. Başta gençlik olmak üzere bütün Êzîdiler kızları ve oğullarıyla bu mücadeleye öncülük etmelidir. Êzîdîlerin yurt dışında okuyan azımsanmayacak düzeyde aydınları var. Hepsi Şengal’e ve Êzîdî topraklarına dönmelidir. Herkes kendi üzerine düşen görevleri yerine getirebilmelidir. Özellikle de Şengal’e ve Laleş’e gelmelidirler. Mücadeleye katılmalıdırlar. Nasıl ki yurtdışındaki Yahudiler en kısa zamanda kendilerini örgütleyip yeni bir yurt edindilerse, dağılmış ve parçalanmış olan Êzîdîler de hızla kendilerini tekrar bu direniş etrafında örgütleyebilmelidir. Bu direniş, öyle bir toprak parçasını kurtarma direnişi olmamalıdır. Bu direnişe aynı zamanda tüm Êzîdîleri birleştiren, örgütlülüğü pekiştiren, birlikteliğini yaratan, iç barışı sağlayan ve yeniden Êzîdîliği binlerce yıl bu topraklarda yaşatacak olan bir mücadele felsefesiyle yaklaşmalıdırlar. Bunu yaparlarsa sonuç alabilirler.

Çağrımız demeyeceğim; görevimiz budur. Êzîdîler bu coğrafyanın öznesidir. Misafir veya nesne değildir ki sadece bir destek verelim. Bunun için hem çağrım hem de beklentim bütün Êzîdî toplumumuzun bu temelde buraya gelmeleri, direnişe katılmaları ve kendi yurtlarını yeniden yeşertip, yeniden yaşam alanı haline getirebilmeleridir. Hareket olarak bizlerin de sonuna kadar bu kutsal direnişin içinde olacağımızı, hem askeri hem örgütsel hem maddi hem manevi anlamda halkımızla birlikte olacağımızı söyleyebilirim. Kesinlikle herkes şunu bilsin ki, biz bunu yaparken birilerinin teşekkür etmesi, birilerinin kendisine mal etmesi için yapmıyoruz. Bu bizim insani görevimiz, temel felsefe ve zihniyetimizdir. Bu Önder Apo’nun halkların mücadelesine olan bağlığını ifade eden ve halkların geleceğini garanti eden yaklaşımıdır. Şengal halkı da bu anlamda Önder Apo’nun çizgisinde zafere ulaşabilir. Bu konuda YBŞ güçlerinin çok anlamlı bir sloganı var: “Şengal Şengalê me ye, Apo serokê me ye.” Aynı zamanda Şengal Direnişi hareket olarak Önder Apo’nun sadece bu son dönemde değil ilk çıkışımızdan günümüze kadar başta Êzîdî, Alevi ve diğer bütün halklara dönük perspektifini doğru pratikleştiremediğimiz için bir özeleştirimizdir de. Bu konuda Önder Apo’nun perspektifi ve çizgisi doğrultusunda halkların mücadelesini geliştirmek ve zafere ulaştırmak, temel hedefimiz olacaktır. Bu yolda da kararlı olduğumuzu belirtiyorum. Tüm gençlerimizi, kadınlarımızı ve halkımızı da bu kutsal mücadele ve direnişe davet ediyorum.


ANF/BEHDÎNAN