Almanya’da Nazi faşizmi sonrası yapılan sosyo-psikolojik çalışmalardan biri de Adorno ve beraberindeki bir grubun (Else Frenkel-Brunswik, Daniel Levinson, Nevitt Sanford vs.) yaptığı araştırmadır. Bu çalışmayı Amerika’da yaptılar. Bir test geliştirdiler ve çalışma sonucu 1950’lerde kitap olarak basıldı. Kitabın adı “Otoritaryen Kişilik Üzerine”dir. Dört bölümden oluşan kitabın derdi oluşturulan sorular-anketler ile antisemitizme ilişkin özgül sorgulamalardan yararlanmaktı. (Esas olarak üzerinde çalıştıkları şey “Önyargı” idi. Önyargı Üstüne Çalışmalar başlıklı beş ciltlik eserin üçüncü cildi bu kitaptır.)

“Faşizme eğilimli birey kimdir, nasıl düşünür, bu eğilimine eşlik eden özellikleri nelerdir? Faşizan propagandanın kimi insanlarda çok daha kolay karşılık bulmasının nedeni yalnızca sosyolojik koşullarla açıklanabilir mi? Kişiliğin ideolojik şekillenmelere etkisi nedir? Potansiyel faşist birey mevcutsa, o kesin olarak nasıl biridir? Antidemokratik düşünceyi oluşturan şey nedir? Böyle birinin içindeki düzenleyici güçler nelerdir? Bu birey mevcutsa, gelişme tarzı ve bu gelişmeyi belirleyen etkenler nelerdir?” gibi soruların cevabı aranır.  

Eserin çıkış noktası Nazi rejimi olduğu için bu rejimin muhafazakâr, ırkçı, şoven, dogmatik yapısının bir bireyin ideolojik dünyası ile nasıl hemhal olduğu ve bunun özümsendiği, ne tür dinamikler sonucu bu noktaya, bu faşizme kulaç atıldığı sorularına cevap arıyor Adorno. 

Otoritaryen kişilik üzerine yapılan çalışmalar ve varılan sonuçlar genel olarak Freudyen bir noktaya çıkar. Freud, psikanaliz için başvuran hastalarını gözlediğinde nörotik davranışlarının temelinde çocukluk yaşantılarının çok önemli olduğunu kavrar. Adorno’nun vardığı yer burasıdır.[Tartışmaya açık] Yani çocukluklarında anormal bir dünya yaşamışlar, kişinin belleği ikiye yarılarak bir taraftan ideal diğer taraftan tahrip olmuş bir dünyanın çatışmaları ile dolu zamanlar geçirmiştir.

Araştırma sonuçları “F ölçeği” denen bir noktaya taşındı ve bu ölçek üzerinden otoritaryen kişiliği saptamaya yarayan 9 temel özellik ortaya çıktı. 

1)- Gelenekçilik: geleneksel değerlere ve otoriteye sıkı bağlılık.

2)- Boyun Eğme: Ait olunan gurubun idealize edilmiş ideolojik yönlerine karşı boyun eğici tutum.

3)- Saldırganlık: Geleneksel değerlere karşı gelenleri cezalandırma eğilimi.

4)- Öznelci Bakış Karşıtlığı: Yaratıcı düşünmeye karşı olma.

5)- Boş inançlı kalıp yargılı olma: Kaderci düşünme eğilimi.

6)- Güç/sertlik iddiası: Güçlü kişilerle özdeşleşme, dayanıklılık ve sertlik konusunda abartılı bir iddia sahibi olma.

7)- Yıkıcılık ve Sinisizm: İnsanlara karşı genelleşmiş bir düşmanlık, insanları yerme ya da onlara iftira atma.

8)- Yansıtma: Dünyada olup bitenin vahşi ve tehlikeli olduğuna inanma.

9)- Cinsellik: Cinsel objelere karşı abartılı ilgi.

***

Ölçekte geçen “F” faşizm demektir. Faşizmi temsil etmektedir. Umberto Eco’nun bundan tam 22 yıl önce “faşizm” üzerine hazırladığı bir makale de benzer şeyleri söylemekte ve temel bazı maddeler ortaya atmaktadır. (Gelenek fetişizmi, aklı kötülemek, entelektüelizm ve kültür düşmanlığı, liderden farklı düşünmeyi ihanet olarak görme, farklı olandan korkma, hayatı sürekli bir savaş olarak gösterme, halkçı seçkincilik vb.) Eco, bu makalede faşizmin ne olduğu”, nasıl anlaşılacağına dair “evrensel” ölçüleri belirler. Zaman ve mekan farketmeksizin her koşulda nasıl aynı emarelerle belirdiğini anlatmaya çalışıp, totaliteryanizm ile faşizm arasında seyreden ince çizgiye açıklık getirir.

Adorno ve arkadaşlarının belirlediği F ölçeği ve dokuz temel özellik, bugün Türkiye açısından düşünüldüğünde eksik kalıyor. Onlarca madde daha eklense, sosyo-psikolojik gözlem eklense yine eksik kalıyor. F ölçeği “Fetö” olarak okunsa ortaya ultra faşizmin bir başka kulvarı çıkar.

Bireyin olabildiğince pasifleştiği, iradenin tek elde toplandığı, parlamenter ve kolektif yapılanmaların nefretle anıldığı bir ortam. Bir tarafta “yüzde 50, benim vatandaşım” kategorisine giren pir û pak kesim. Diğer tarafta vatan haini, üst akıla teslim olmuş işbirlikçi, kokteyl örgüt mensubu ve bilmem ne! Onu destekliyorsan insansın, dinen de doğru yoldasın. Olur, da desteklemiyorsan hak getire! Hele eleştirsen zaten bittin. Ver elini sürgün, ver elini zindan. Bu ülkede kültürel, sanatsal, mezhepsel, düşünsel, dilsel hasılı nerden ele alırsak alalım, insana değer katan, onu yücelten tüm farklılıklar lanetleniyor. Ya AKP’lisin ya da ihanet içindesin. Tüm yollar Roma’dan önce AKP’ye çıkar. İhanetle yetinilse iyi, dinsel bir sapkınlık hatta günah olarak görenler bile var. Öte yandan kendi yarattığı kofti aydının dışındaki aydın ancak “beşinci kol faaliyeti yürüten bir ajan” veya “mankurt” olabilir. Ayrıca aydın değil, teröristtir! Osmanlıcılık saçmalıklarından bahsetmiyorum bile. 

Yukarıda özetlenen faşizm özellikleri baz alındığında; tasfiye edilmiş, düş kırıklığına uğratılmış toplum gerçekliği ortaya çıkıyor. Ortada koca bir varoluşsal kriz durmaktadır. Faşizmin yarattığı kriz ve çatlama anca mücadele ile aşılıyor. Tıp dünyası şimdiye kadar daha etkili bir panzehir bulmadı. Bilen varsa söylesin…