Şu sıralar sık sık insanlardan “Fabrika Ayarlarına Geri Dönmek” metaforunu işitiyoruz. Daha çok teknik bir terim olmasına rağmen, bu kavramla günlük kullanımda oldukça sık karşılaşmaya başladık. 7 Haziran seçimlerinde büyük bir hüsrana uğrayan Başbakan Ahmet Davutoğlu “verilen mesajı aldık, fabrika ayarlarımıza geri döneceğiz!” diye mesajlar vermişti…

Sağ olsun 7 Haziran’ın hemen sonrasında başlayan ve 1 Kasım’a kadar hız kesmeden devam eden süreç Davutoğlu’nun fabrika ayarlarının ne olduğu konusunda kimseyi merakta bırakmadı… 

Muazzam çatışmalı bir dönem başladı. Suruç’ta, Ankara’da bombalar patladı; yüzden fazla insan hunharca katledildi; bir o kadarı da yaralandı. HDP binalarına 400’e yakın saldırı yapıldı, binlerce HDP çalışanı gözaltına alındı. 

Türkiye’de faşizmin ayak seslerini duyuldu! Bir Osmanlı Devlet geleneğidir; bir padişah tahttan inince yerine gelen Padişah onun döneminin bütün elitlerini etkisizleştirmek için mallarını müsadere ederdi. Yani ilk olarak işe zenginliğin el değiştirmesi ile başlanırdı. Kimilerinin sorgusuz sualsiz başları vurulur; kimileri sürgüne gönderilirdi. Ancak her iki durumda da eski dönemin zenginleri tasfiye edilir; yeni padişah etrafında kendi döneminin zenginlerini yaratırdı…

Aynı geleneği İttihat ve Terakkiciler çok daha barbar metotlarla Ermenilere karşı uyguladılar; milyonlarca insan evlerinden barklarından edildi, soykırıma uğratıldı. Osmanlı gasp geleneği bir kez daha devre girmiş ve gayri Müslimlere karşı insafsızca hayata geçirilmişti. Bu uygulamalar daha sonra Cumhuriyet döneminde de; Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül olaylarıyla ile devam ettirildi...

Her iki olayda da gayri Müslimlere ait mallar zorla el değiştirdi ve türedi zenginler yaratıldı. Şimdinin; Sabancı’larının, Koç’larının servetinin başlangıcının söz konusu gaspa dayandığı konusunda kamuoyunda kuvvetli bir inanış vardır… (Umarım devleti yönetenlerin gözü dönmez, Kürtlere karşı da 6-7 Eylül benzeri metotlara başvurmaya kalkışmazlar!)

1 Kasım seçimlerinde iktidarın Kemalistler’den siyasal İslamcılara/AKP’ye geçtiği tescillenmiştir. Türkiye’de daha önce el altından yapılmaya çalışılan sermayeye el değiştirtme operasyonları artık açıktan yapılmaya çalışılacaktır. 

Koza İpek Holding’e yapılan küçük bir denemeydi ve başarılı oldu! Birkaç ufak tefek mukavemet dışında ciddi bir direnişle karşılaşılmadan kocaman bir sermaye grubu hükümet tarafından ele geçirildi ve muhtemelen bir süre sonra AKP’ye yakın başka bir sermaye grubuna devredilecektir. Bundan sonra da bu tür uygulamaların devam edeceğini düşünüyorum; muhtemelen hükümete yakın olmayan sermaye grupları tasfiye edilecek ve sermayeleri hükümete yakın çevrelere peş keş çekilecektir. İti ite kırdıran AKP; ordu ve Fethullahçılar arasında yaşanan it dalaşından muazzam karlı çıktı…

Buna bir de Rojava’da yaşanan gelişmeleri de eklerseniz; Türk ordusunun 1 Kasım seçimlerinde neden bu kadar net AKP’den yana tavır aldığını anlarsınız. Birçok gözlemci ordunun ilk kez bu kadar net AKP’den yana tavır aldığını düşünüyor. İnsanlar oy kullanmaya gitmesin diye yollar kapatıldı, sandıkların olduğu binalar kuşatıldı insanların oy vermesi engellenmeye çalışıldı. Fetullahçılar’la olan gerilim ve Kürt fobisi Türk ordusunu AKP’ye yakınlaştırmıştı…

Dolayısıyla Türk yönetici eliti; AKP’siyle, ordusuyla kendi fabrika ayarlarına geri dönmüştür; bundan sonra kolay bir Türkiye’de yaşamayacağız…

Biz de kendi fabrika ayarlarımıza dönmeliyiz! Sayın Öcalan, Kürt Hareketinin ve HDP’nin fabrika ayarlarının ne olduğu konusunda net yol gösterici, ön açıcı bir figür olarak önümüzde durmaktadır…

Sayın Öcalan’ın barış ve kardeşlik dili öne çıkarılmalı; Türk ve Kürt halkları AKP benzeri partilerinin kıskacından kurtarılmalıdır. Kürt Hareketinin birleştirici, özgürlük ve eşitlik arayan dili yeniden güncellenmelidir. 

20. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vurmuş sözde sol “reel sosyalizm” anlayışı insanlığın özgürlük ve eşitlik arayışından muazzam bir sapmadır; bu bilinçle hiçbir komplekse kapılmadan bu tür yaklaşımlardan hızla uzaklaşılmalıdır. Sosyalliğimizi kuvvetlendirmeli ama sosyalizmle ilgisi olmayan bu anlayışla aramızda var olan bütün bağları koparmalıyız!

Biz de hızla fabrika ayarlarımıza dönmeliyiz; her alanda insanlarımızın yanında olmalı, onları ekonomik ve demokratik mücadelelerinde yalnız bırakmamalıyız. Biz insanlara; daha özgür, daha onurlu ama aynı zamanda da kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecekleri bir hayat vadedebilmeliyiz…

İnsanlarımızı bir parça ekmeğe muhtaç eden; onları açlıkla terbiye etmeye çalışan AKP zihniyetiyle sadece hamasetle mücadele edemeyiz; buna karşı biz de kendi metotlarımızı geliştirmeliyiz. Biz artık sadece politik bir hareket değiliz. Halkla muazzam bütünleşmiş sosyal bir hareket olarak halkımızın bütün dertlerini kendimize dert edinmeliyiz…

Sayın Öcalan’ın ifadesiyle; “Kürtler hala batıya pamuk toplamaya gidiyorsa, Kürt sorununda hala yapılacak çok şeyimiz var!”