Kayıp yakınlarının baş vurmadıkları merci kalmadı…Dosyalar mühürlü, kapılar kapalıydı.
***
“Geçmişi yok saymak, iktidarda olan bazılarının iddia ettikleri kadar kolay değildir. Bu dünyada hala onları hatırlamak ve diri tutmak isteyen tek bir insan bile varsa bunu yapmak mümkün değildir. Bu yeter; ahlaki çölde haykıran bir insan, önce biri, sonra biri daha, adalet kıvılcımının sönmesine engel olmak için bu yeter. Tarih bizi dinliyor olabilir, tarih bize cevap verebilir.” Der Ariel Dorfman.
İşte adalet kıvılcımının sönmemesi için, Cumartesi Anneleri 452.Hafta’da yine ‘kayıp’ları için Galatasaray Meydanı’nda toplanıp her hafta olduğu gibi bir “kayıp”ın akibetini sordular: Bu haftaki ‘kayıp’ Hayrettin Eren’di… Hayrettn Eren 31 yıldır yok. 26 yaşındaydı. Kaybedildi… Polis “yok” dedi. Savcı “Dava açamam” dedi. Herkes “Peşini bırakın” dedi ama ne annesi ne de kardeşi olayın peşini bırakmadı.
Sürüp giden zamanın içinden, düşleri hiç eksilmedi annelerin. Yüzlerindeki çizgiler, saçlarındaki aklar, dizlerindeki sızılar çoğalsa da bekleyişler,arayışları hiç eksilmedi.
Eren’in annesi şimdi 80 yaşında. Nasıl bir acıdır ki oğlunun sağ oluşundan ümidi kesmiş. Bu yüzden sadece “oğlumun mezarını bulun” diye feryat ediyor artık.
Evet. Bir de mezartaşsızlar var bu coğrafyada. Mezarına bir karanfil koyabilmek için çocuklarını arayan analar var.
***
Türkiye yakın tarihi; kayıplar, ölümler ve meçhul bırakılan cinayetler mezarlığı gibidir. Bu bir devlet politikasıydı. Devlet, tüm bunları bir korkutma, sindirme, geri adım attırma politikası olarak kullandı.
Konuyla ilgili; Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Demokratikleşme Programı olarak, Gülçin Avşar tarafından hazırlanan “Ergenekon’un Öteki Yüzü: Faili Meçhuller ve Kayıplar” başlıklı rapor dün kamuoyuna tanıtıldı.
Rapor özellikle “devlet sırrı”nın gerçeklerin aydınlatılmasında nasıl bir “örtü” olduğunu da vurgulayarak yeni süreçler için “önerilerde” bulunuyor. Kürt medyası da dahil medyada yeterince yer verilmeyen raporda; “Ergenekon Davası, ‘derin devlet’ bileşenleri suç ağının hedef aldığı tek sivil aktörün hükümet olmadığı, başta Kürtlerin siyasi hareketi olmak üzere toplumdaki muhalif hareketleri bastırmaya ve sivil siyaset alanını kontrol altında tutmaya çalıştığını da görmekteyiz…Ergenekon Davası’nın sonunda mahkeme heyetinin, sanıklardan bazılarının ilişkili olduğu Susurluk Çetesi, Yüksekova Çetesi, JİTEM ve Özel Kuvvetler Komutanlığı gibi yapıların ağır insan hakları ihlallerine zemin sağlayan eylem biçimlerini açığa çıkartacak bir yargılama tercihinde bulunmadıkları görülmüştür.” Deniliyor.
***
Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir aynı zamanda.
“Zulmedenleri affetmek suçsuzlara acımasızlıktır” der Sadi. Kendine devletim diyen bir yapının özrü kabul etmemek ve gereğini yapmamak kendi paradoksunu içinde taşımak anlamına gelir. Bazen affetmenin bizzat kendisi suç olur.
Fail belli, adalet aranıyor
Devletin patentli cellatlarıydılar… Deri montları, güneş gözlükleri, beyaz torosları ve renaultlarıyla geldiler… Kimisinin kardeşini, kimisinin eşini, kimisinin babasını ansızın sokaktan, evden, çalıştıkları yerden alıp gittiler… Götürülenlerin bir daha izine rastlanmadı. Kaybettirildiler.