Her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda bir mezarı bile olmayan yüzlerce kaybın fotoğrafı, bakışlarını üzerimizden ayırmadan bize bakıyor. Bu insanları yalnız bırakmayalım. 700’üncü haftada mücadelelerine destek verelim, yanlarında olalım...
ZABEL MİRKAN
24 yaşındaki İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi Tolga Baykal Ceylan, İstanbul’da annesi ile birlikte yaşıyordu. 7 Ağustos 2004’te tatil amacıyla Kırklareli’nin İğneada ilçesine gitti. Aynı gün telefonla annesini arayarak İğneada’ya ulaştığını söyledi. 10 Ağustos 2004’ten sonra annesiyle haberleşmesi kesildi. Tolga’dan bir daha haber alınamadı. Tolga Baykal Ceylan dosyası üzerindeki soru işaretleri 14 yıldır açığa kavuşturulmadı, Tolga’nın akıbeti karanlıkta bırakıldı.
Kayıp yakınlarından Sabriye Maltu şöyle diyor: “Sadece kayıplarımız hakkında haber istiyoruz. Ölmüşlerse kemiklerini istiyoruz. Hepsi bu.” 1984 yılında ilk olarak 8 ilde (Çewlîg, Amed, Xarpêt, Colemêrg, Mêrdîn, Sêrt, Dersim ve Wan) ilân edilen Olağanüstü Hâl, 1994’e gelindiğinde 14 kentte uygulanmaya başlandı. OHAL, 2002 yılına dek devam etti. Bölge valilikleri sınırsız yetkiyle donatıldı. 1985 yılından itibaren uygulanmaya başlanan koruculuk sistemiyle de bu savaş konsepti beslendi.
1990’lı yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’nin tabanda gördüğü karşılık ve harekete beslenen sempati, devleti daha çok korkuttu. Artık sadece gerillalar değil gerilla güçlerini politik olarak destekleyen, maddi desteğini de esirgemeyen insanlar devletin açık hedefindeydi. Halkının evlatlarına sahip çıkmaya çalışan insanlar “örgüte lojistik yardım” suçlarıyla gözaltına alındı, tutuklandı ve infaz edildi. Zorla kaybetmeler ve zorunlu göç, 90’larda Kürt halkının yaşamının bir parçası hâline geldi.
1993-96 yıllarında zirve yaptı
Zorla kaybedilenlerin sayıca en yoğun olduğu dönem 1993-1996 yıllarıydı. 1992 yılında 22 olan zorla kaybedilen insan sayısı, 1993 yılında 103’e, 1994 yılında 518’e yükseldi. 1995’te 232, 1996 yılında 170, 1997 yılında ise 94 kişi zorla kaybedildi. Kayıpların yüzde 97’si ise erkek. Türkiye’nin batısında ise durum, sol-sosyalistler için de farklı değildi. Örgüt üyeliği gerekçesiyle gözaltına alınan insanlar işkenceye maruz kaldı. Gözaltına alınan insanların, çoğu zaman nerede olduğu bile bilinmedi. 12 Eylül Darbesi’yle ayyuka çıkan şiddet ve baskı, devlet eliyle sistematik hale getirildi. Artık insanlar, yakınlarının ne zaman, nerede gözaltına alındığını ve ne zaman serbest bırakılacaklarını bilmiyordu. Yalnızca tutuklananların akıbeti belliydi, o da hangi hapishanede oldukları konusunda.
Acıları ortak olan anneler
Gözaltından dönmeyenlerin aileleri için ise farklı bir süreç başladı. Çocuğu döner de evini tanıyamaz korkusuyla evlerinin duvarlarını yeniden boyamaya çekinen anneler, babalar bir müddet sonra bir araya gelmeye başladı. Acıları ortaktı: Kaybedilen çocuklarının akıbetini öğrenmek, eğer gözaltında katledilmişlerse onlar için bir mezar istiyorlardı. Bayramlarda gidecekleri, acılarını biraz olsun dindirmelerini sağlayacakları bir mezar. Ve bu mezarda çocuklarının sadece kemikleri olacağını bilerek istiyorlardı bunları. Dönem dönem işlediği suçları itiraf edenler çıksa da çoğu zaman görmezden gelindi gözaltında kaybedilen insanlar. Bir devlet pratiğine dönüşünce de her şeyden kolay oldu üstünü örtmek. Halbuki söz konusu olan bir insandı ve kayıptı...
27 Mayıs 1995’ten bugüne
Bu politik atmosferde zorla kaybetmelere yönelik, yakınları ve çocukları kaybedilenlerin oluşturduğu bir topluluk meydana geldi: Cumartesi Anneleri/İnsanları. Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri düzenleyerek, gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluk.
Buluşmalar ve oturma eylemleri, Emine Ocak’ın oğlu Hasan Ocak’ın 21 Mart 1995’te gözaltına alınması ve 58 gün sonra işkenceyle öldürülmüş bedeninin Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunmasıyla başladı. Arjantin’de cunta yönetiminin zorla yok ettiği çocuklarını bulmak için Plaza De Mayo’da toplanan annelerden esinlenen gruba katılanların sayısı zaman geçtikçe binleri buldu.
Galatasaray oturmalarının 170. haftasında, 15 Ağustos 1998’de güvenlik güçleri kayıp yakınlarına ve annelere saldırdı. Bu saldırılar yedi ay boyunca sürdü. Her cumartesi, yani tam 31 kez gözaltı oldu. Cumartesi Anneleri/İnsanları 13 Mart 1999’da güvenlik güçlerinin saldırıları nedeniyle belirsiz bir süre Galatasaray oturmalarına ara verdiklerini açıkladılar. Polisin müdahaleleri nedeniyle oturma eylemlerine ara veren grup, 10 yıllık aradan sonra 31 Ocak 2009’da yeniden buluşmaya başladı.
Anneler yalnız değil
31 Ağustos 2018 itibarıyla 700. buluşmalarını gerçekleştirecek ailelerin başlıca talepleri kayıpların devlet arşivlerinde kayıtlı akıbetlerinin açıklanması, faillerin yargılanması, Türk Ceza Kanunu’nda zorla kaybetme suçunun insanlığa karşı suç kapsamında zaman aşımına uğramayacak şekilde düzenlenmesi ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Gözaltında Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalaması.
2013’te Uluslararası Hrant Dink Ödülü, Cumartesi Anneleri’ne verildi. Aynı yıl Sosyal Demokrasi Vakfı İnsan Hakları Demokrasi Barış ve Dayanışma Ödülü yine Cumartesi Anneleri’ne verildi. Uluslararası arenada da hayli gündemde olan ve ilgi çeken Cumartesi Anneleri’ni bugüne dek pek çok siyasetçi ve uluslararası figür ziyaret etti. Örneğin Eski Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica ve eşi, Ekim 2015’te 553. kez bir araya gelen Cumartesi Anneleri’ne destek olmak için Galatasaray Lisesi’nin önüne geldi.
Ömürleri yetmeyen 16 anne
Galatasaray Meydanı’nda 27 Mayıs 1995’ten bu yana tam 23 yıldır çocuklarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nden 16’sı çocuklarına kavuşmadan, faillerinin yargılandığını göremeden yaşamını yitirdi. “Benim evladım gelir diye kapıyı bacayı açık bıraktım. Ay geçti, gün geçti, sene geçti benim çocuğum gelmedi. Benim çocuğum ölmüşse cenazesini bana versinler” sözleriyle belleklere kazınan 12 Eylül 1980 darbesi sonrası gözaltına alınıp bir daha kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır, Cumartesi Anneleri’nin sembol isimlerinden oldu. “Cemilim’in kemiklerini bulmadan beni gömmeyin” diyen Berfo Kırbayır’ın vasiyeti üzerine mezarının yanına oğlu Cemil için bir mezar kazıldı ve o mezar açık bir şekilde Cemil’in kemiklerini bekliyor.
Oğluna kavuşamadan hayata gözlerini kapatan annelerden biri de 12 Eylül 1994’te gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin’in annesi Fincan Bilgin’di. “Kenan’a bir şey olmamıştır, bir gün çıkıp gelir” umudunu hiç yitirmeyen Fincan Bilgin, son nefesine kadar oğlunun geleceği umuduyla yaşadı ama diğer anneler gibi ömrü oğlunu bulmaya yetmedi.
Benim annem cumartesi
Uluslararası desteğin yanı sıra pek çok alanda yankı buldu Cumartesi Anneleri’nin eylemi. 700’üncü hafta eylemine çağrı için Ceylan Ertem ve kayıp yakınları tarafından Ahmet Kaya’nın “Beni Bul Anne” şarkısı seslendirildi ve şarkının videosu onbinlerce insan tarafından paylaşıldı. 700. hafta için tüm duyarlı kesimleri Galatasaray Meydanı’na çağıran Cumartesi Anneleri/İnsanları şöyle diyor: “700 hafta geçti, kaybolmadı inancım”, “700 hafta geçti, solmadı karanfilim”, “700 hafta geçti, azalmadı direncim.”
Her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda bir mezarı bile olmayan yüzlerce kaybın fotoğrafı, bakışlarını üzerimizden ayırmadan bize bakıyor. Yakınlar, sadece kayıplarının kemiklerini almak ve onları bir mezara koymak, onların mezarlarını ziyaret etmek istiyor. Talepleri en asgari düzeyde olan bu insanları yalnız bırakmayalım. 700’üncü haftada mücadelelerine destek verelim, yanlarında olalım...
Cumartesi Anneleri’nden 700. haftaya çağrı
Devlet tarafından kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri herkesi eylemlerinin 700. haftasında kendilerine destek olmaya çağırdı.
Türkiye tarihinin en uzun soluklu eylemini gerçekleştiren Cumartesi Anneleri tam 700 haftadır gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini ve onların faillerini arıyor. 700.hafta için herkesi Galatasaray Meydanı’na bekleyen Cumartesi Anneleri bu hafta için sosyal medyada da #BeniBulAnne hashtagiyle çağrı yaptı. Cumartesi Anneleri’nin çağrısına binlerce sosyal medya kullanıcısı destek verdi.
700.hafta için geçtiğimiz günlerde sanatçı Ceylan Ertem kayıp yakınlarıyla birlikte Ahmet Kaya’nın yıllar önce Cumartesi Anneleri için yazdığı ‘Beni Bul Anne’ şarkısını seslendirmişti.
HABER MERKEZİ