
Tuğçe Yılmaz
Türkiye’de gösterilmeyen 28 Hotel Rooms (2012) ile uzun metraj serüvenine başlayan, oyunculuk kariyerinden tanıdığımız Matt Ross yeni bir uzun metraj ile karşımızda.
Kaptan Fantastik, ismini duyunca “çocuk filmi” sanacağınız ve bu ön kabulden yola çıkarak izlemeye çok da yanaşmayacağınız bir film olabilir-di. Lakin iyi ki günceli takip etme hevesimiz ve zorunluluğumuz var. Filmin sinopsisine baktığınızda sizi bekleyenin ne olduğunu az-çok kestirebiliyorsunuz; ama bu sefer de iyi kotarıldı mı, hissine kapılıyorsunuz.
Filmin konusu, modern hayatın getirdiklerini tümüyle reddeden bir çiftin biriktirdikleri parayla ormanda bir arazi satın almasıyla başlayan ve doğan çocuklarıyla daha sağlam bir şekilde örgütlenen alternatif bir yaşam deneyimi. Çokça tanık olduğumuz ve çokça işlenen bir konu olmasına rağmen filmdeki kurgu ve oyunculuklar, şimdiden filmi diğerlerinden farklı bir yerde konumlandırıyor.
Noel yok Noam Chomsky günü var Alternatif yaşamı deneyimlemek amacıyla sistemden kopuş olarak nitelendirilebilecek bir hikâye filmde anlatılan. Leslie ve Ben çifti tüm birikimleriyle “doğaya dönmek” için ormanda bir arazi satın alıyor. Aldıkları arazinin hemen yakınlarında Victor Hugo’nun evi olduğuna dair bir rivayet var. Gereksiz bir entelektüel çaba gibi görünse de değil, çift gerçekten böyle yaşamış ve bu tür detaylar onlar için önemli. Çiftin 6 çocuğu var ve sadece ilk çocuk şehirde büyümüş, o da 3 yaşına kadar. Diğer 5 çocuğun okudukları kitaplar hariç dış dünyayla alakaları yok.
Ailenin, modernitenin asla uğramadığı bir mekanizması var. Barınma ihtiyaçları için onlara yetecek bir evleri var, beslenme ihtiyaçlarını ise avcılık ve toplayıcılıkla gideriyorlar. Onlar için olağan bu. Hayvan avlıyorlar, pişiriyorlar; hepsinin kendine ait avlanma araçları var ve hepsi bu araçları çok iyi kullanıyor. Kıyafetlerini avladıkları hayvanların derilerinden de yapabiliyorlar. Çocukların hepsi çok meraklı ve en küçüğü dahil hepsi yaşlarına göre fazla donanımlılar. Tüm eğitimleri anne ve babaları tarafından verilmiş, yaşamları boyunca sistemin var ettiği hiçbir kurumda hiçbir eğitim almamışlar.
Hepsi ileri düzeyde edebiyat, felsefe, fizik, matematik, müzik bilgisine sahip. Keza insan hakları, rejimler ve sistemler gibi politik konularda da donanımlılar. Platon’un “Devlet”inde bahsi geçen filozof-kraldan farkı yok çocukların. Aldıkları eğitime göre örgütlenmiş bir pratikleri de var. Örneğin modern insan için kıymetli olan doğum günü, Noel gibi günler yerine kendi düzenledikleri günleri kutluyorlar. Bu ritüellere uyup pasta kesip birbirlerine hediye verdikleri bir sahne var; ama bunu da Noam Chomsky Günü’nde yapıyorlar. “Uncle Noam” ismini verdikleri ve kendi besteledikleri bir şarkıyla…
Başka bir dünyaya açılan kapı
Filmdeki kırılma annenin kaybıyla başlıyor. Mental rahatsızlıkları olan anne, tedavi için eski hayatına dönmek ve hastaneye yatmak zorunda kalıyor. Tedaviye başlamasının üzerinden kısa bir zaman geçtikten sonra ise annenin intihar ettiği haberi geliyor. Burjuva bir aileden gelen annenin babası, çocukların da dedesi; cenazeye gelmemelerini çünkü kızının ölümüne neden olanın kocası olduğunu söylüyor. Hatta “cenazeye gelirsen seni tutuklatırım” benzeri bir tehditte de bulunuyor. Ben, cenazeye gitme fikrinden vazgeçse de çocuklar annelerini son kez görmek için diretiyor. Ben de bir müddet sonra direnmeyi bırakıp, içini seyyar bir eve dönüştürdükleri otobüse çocukları doldurarak annenin cenazesine doğru yola çıkıyor.
Yola çıktıklarında sanayileşmeyle, kapitalizmle ilk defa karşılaşan çocukların şaşkınlığı yüzlerinden okunuyor. Sürekli kitaplarda okudukları ve üzerine çok fazla konuşulan modern hayatla, kapitalizmle yüz yüze geliyorlar. Süpermarket algıları dahi olmayan çocuklar birden fabrika dumanlarıyla dolu şehre iniyorlar. Bu yolculukla beraber kendi içlerinde de kırılmalar yaşanıyor. Küçük erkek çocuğu babasının tehlikeli bir insan olduğunu ve onları böyle yetiştirmesinin kendi seçimleri olmadığını söylüyor örneğin. Bu hezeyandan etkilenen diğerleri ise annelerinin kaybında babalarının suçu olup olmadığını sorgulamaya başlıyor.
Ben için oldukça yorucu başlayan süreç bir de Leslie’nin babasının cenaze işlemleri için bütün sorumluluğu almasıyla daha da yorucu bir hâl alıyor. Leslie’nin bir budist olduğunu ve cesedinin yakılmasına dair vasiyeti olduğunu bilmeyen babası ona kilisede bir cenaze töreni düzenleyip gömülmesi yönünde girişimlerde bulunuyor. Çocuklar ve Ben, bu duruma karşı çıksa da yapabilecekleri sınırlı olduğu ve çoğu da cenaze töreninde alınmayacak tutumlar olduğu için daha fazla direnmeden dedenin istediğini yapmasına izin veriyorlar. Tabii nihayetinde, kendilerinin ve annenin istediğinin olacağından emin bir tavırla.
Örgütlemeye çalıştığı yaşamları bir türlü gerçekleştiremeyen; ama içine sıkışıp kaldığı sistemden kopmak isteyenlerin filmi gibi Kaptan Fantastik. İmrenerek izlenesi. Ama kurgu ama gerçek, bu farklı yaşamları örgütleyebilen insanlar var. Fast-food kültürü olmayan, bir şekilde kendi besinin kendi üreten; modern tüketim alışkanlıkları olmayan, telefon kullanmayan, internete ihtiyaç duymayan… Şu haliyle içine düşürüldüğümüz dünyadan çok uzak bir dünyaya açılan bir kapı Kaptan Fantastik. Açın, içeriye bakın, pişman olmayacaksınız.
Kaptan Fantastik Matt Ross 2016