İnsanı insan yapan, onun anlam ve yorum kabiliyetidir. Kendi kültürü ve diliyle vardır. Kendi diline, kültürüne, tarihine sahip çıkmak ahlaki bir görev olmalı. Kürt kültürünün diğer halklarınki gibi dünya kültürleri içinde yer almasını savunmalıyız. Faysal Yacan’ın Ar Yayınevi’nden çıkan “Hêviya Biharamin” adlı romanında, Kürt halk gerçekliğinin yaşam öyküsünü, yaşanan zorlukları Faraşîn zozanlarında Mêrxas û Hêvî kahramanları şahsında ele almış.
Romanın halk diliyle yazılması, ona ayrı bir güzellik katmış. Yacan, romanına kimi zaman Faraşîn zozanlarında yaşama sevdalanmış berîvanları, kimi zaman dengbêjlerin dillendirdiği kilamları serpiştirmiş, kimi zaman Gulbihar ile Dilovan şahsında ülkesine sevdalanmış aşklarını, gelenek göreneklerine bağlı olarak beraberinde kadın trajedisini gözler önüne sermiş.
Koçerlerin dansı
Hêviya Biharamin, Kürdistan coğrafyasını, Faraşîn zozanları şahsında coğrafyanın güzelliklerini tanımlarken, Faraşîn zozanlarında henüz gün batmadan esen rüzgarın bağrında küçük firarileri beslediği, baharın gelişiyle birlikte yeşeren doğanın güzelliklerine tanıklık etmiş. Koçerlerin dolunayda yükselen sesleriyle dansa tutuşmuş yıldız kümelerini izleyen çobanların kavalından çıkan ezgilerin seyrine dalmış bu kitap, okuyucuya Kürt hareketinin gerçekleştirdiği en önemli devrimin, kültür devrimi olduğunu hatırlatıyor.
Nasıl konuşuyorsa öyle yazmış
Faysal Yacan, Hêviya Biharamin romanında bazen güldürüyor, bazen ağlatıyor. Lakin güldüren konuların kendisi de trajik olaylar. Konulara mizah diliyle ustaca yer veren yazar, zaman zaman okuyucunun gözlerini yaşartıyor. Mêrxas ve Hêvi, Gulbihar ile Dîlovan’ın sevgi dolu anlarına ve onların şahsında toplumsal bir aşkın hakikatine atıfta bulunmuş. Yazarın dili sansürsüz. Halk nasıl konuşuyorsa, öyle yazmış. İnsan okudukça kendi yaşam gerçekliğiyle yüzleşiyor. Hêviya Biharamin, okurlarını bekliyor.
* Şakran 2 nolu T Tipi Cezaevi