
Madımak yangınının nasıl olduğunu vs. yazmanında anlamı yoktur artık. İdeolojik-siyasal-askeri-örgütsel ve psikolojik olarak bu savaşın öncülüğünü bugün AKP yapmaktadır. AKP’ye diğer partilerden ayıran özelliklerini unutmadan yaklaşmak gerekir. Bu gözü dönmüş parti, kana doymamaktadır. Gizli ve açık faşizm koşulları AKP ile iç içe geçmiştir. Topyekün savaşı en ince yöntemlerle uygulayan, açıktan vuran, çalan, saldıran ve öldüren, bir yanı sivil diğer yanı askeri, önü özel tim, arkası korucu ve özel kuvvetlerle donanmış bir saldırı gücüdür. Sivil yanı çok daha tehlikelidir. Böyle bir azgın partiden demoratikleşmenin beklenemeyeceği kanıtlanmıştır. Yani, adalet ve barış sokaklarda kazanılanacaktır.
Nesnel durum bunu dayatıyor. Öyle ise buna uygun çok yönlü bir devrimci mücadele de kaçınılmaz olmaktadır. Kızılbaşların bu nedenle çok ciddi örgütlenmesi gerekmektedir. Çünkü IŞİD yanıbaşımızda katliam yapıyor ve Türkiye’den de uzak değil. Olaya sadece hükümetten hak istemekle sınırlı bir mücadele perspektifinin gafil avlanılmayı içerdiği kanıtlanmıştır. Bu hengamede CHP’nin tek telaşı, BOP’a (Büyük Ortadoğu Projesi) aday olma, yani emekçileri ve ülkenin kaynaklarını peşkeş çekerek emperyalizme en sadık kul olma ısrarı ile devleti kendi hizmetine alarak BOP hedefiyle uyumlu hale getirme hevesidir. Cumhurbaşkanı adayının Alevi düşmanlığını ve MHP’nin karakterini bilerek onlarla ortaklaşması da içe dönük ihanetini göstermektedir. Sorunun Cumhuriyet dönemindeki yaratıcısı olarak, Alevi ve Kürt sorunu onun umrunda değildir. Çözülecekse de kendi sistemini güçlendiriyorsa çözülmelidir. Bunlar onların ideolojik ve ruhsal yapılanmalarında bir karaktere dönüşmüştür. Bunu görmeden onunla kavgaya tutuşmak veya pazarlık yapmak, kendini kandırmak ve içinden çıkılmaz bir tuzağa düşmektir. Öyleyse adalet nasıl yerini bulacak? Bütün bu olup bitenlerin hesabı nasıl sorulacak? Bu saatten sonra Kızılbaşlar-Aleviler başta olmak üzere ulusal, sınıfsal, inançsal, cinsel, ekolojik vd. tüm adalet-eşitlik-özgürlük ve mutluluk isteyenlerin ben merkezciliği aşılarak, birleşik devrimci mücadelesini yükseltmek nasıl başarılacak?
Devleti işgal etmiş olan AKP faşizmi kendi planından başka hiç bir şeyi dikkate almıyor, önemsemiyor, çocuklar da dahil acımadan vuruyor ve zindanları dolduruyor. Ulusal kimliğiyle Kürtlere ve inançsal kimliğiyle de Kızılbaşlara-Alevilere yönelik olarak, kendi stratejisine uygun taktikler belirliyor ve uyguluyor. Yani yüzyıllardır uygulanagelen inkar ve imha politikalarında özde bir değişiklik yoktur.
Bütün bu olup bitenler bir devlet projesi ve stratejisi olduğundan, köklü devlet partisi olan CHP’yi elbetteki hiç rahatsız etmiyor.
Madımak Katliamının yıldönümü direnişçi Alevilere en fazla da kendi haline bakmayı hatırlatmalıdır. Ödenen bedellerin boşa gitmemesi için kendilerine çeki düzen vermek, birliğin önünü açacak girişimlerde bulunmak oldukça önemlidir. Bunun önündeki engeller nelerdir diye sıralanırsa aslında zorlanılır. Ama birleşmenin gereklerini fazlasıyla sıralamak mümkündür. Dillerden düşmeyen, “bizi bölüp parçalayarak zayıf düşürüp kolay yönetmek istiyorlar” sözüne karşı, Kızılbaşlar-Aleviler acaba neden tek çatı altında toplanamyor? Eğer bu başarılamaz ise bilinmelidir ki, Madımak hep yanacak ve biz hep kül olmaya devam edeceğiz. Ve bir gün o ateş ya sönecek ya da etrafa saçılmış ufacık közler olarak Kızılbaşlar-Aleviler yavaş yavaş sönüp gidecektir. Buna asla hakkımız olmamalıdır. Unutmayalım ki, gelecek nesillere bir kül yığını bırakmak, onlar tarafından büyük bir ihanet olarak görülecektir. Buna karşı denilebilir ki, “yolumuz bir ama süreğimiz binbirdir; bir çatı altında toplanmak zorunda değiliz.” Elbette ki, herkes bu yolu aynı yorumlayıp uygulamıyor, ama bu farklılıkları inkar etmeden mücadele de birlik çatısı altında toplanılamaz mı? Nasıl ki, ulusal birlik önemliyse, alevilerin inançsal birliğide o derece önemlidir.
Bu mesele stratejik bir meseledir. Aleviliğe de bu nedenle stratejik yaklaşmak gerekir. Stratejik yaklaşım eğer lafta kalırsa, bizzat bunun kurbanı olunur. Yani devletin bir şey yapmasına gerek kalmadan kendi kendini bitirmiş olunur. Bu nedenle, stratejik yaklaşmak yani bu alana ilişkin uzun ve kısa vadeli taktiklere ve programa sahip olmak, her açıdan güçlenmeyi esas almak, maliyeye ilişkin sorun yaşamamak son derece önemlidir. Genel olarak mali sorununu çözememiş / bu bağlamda kadrolaşamamış bir Alevi çalışması-hareketi kendisini içten içe mutlaka bitirir.
Bütün bunlardan çıkartılması gereken en büyük ders, ciddi olmaktır. Şehitlerin üzerinden kazanılan güce layık olmaktır. Aksi durumda çok geç kalınmış olunacaktır. Bütün bunları bilipte, “ne yapalım siyaset bizi yine de Aleviliği kullananlarla birlikte hareket etmeye zorluyor” anlayışına sahip olmak ise, büyük bir hesaplaşmadan kaçan derin bir ilkesizliğin sonucudur. Çünkü vakti gelmiş bir hesaplaşmadan kaçmak, kendi sonunu hazırlamanın en tehlikeli yoludur. Kaygılar ve politik hesaplar değil, ilkesel yaklaşım ve vicdan esas alınırsa, gelmekte olan tehlike atlatılabilir. Yoksa zamana yaymak kesinlikle içten içe tüketir. Ve bir de bakılmış ki, örgütlenmiş kişi, grup ve kurumlar tek tek düşüyor. İşte o zaman şaşırmanın da hiç bir faydası olmayacaktır. Kuşkusuz “esnemeyen kırılır.” Ama fazla esneklikte esneyeni kırar; esnemenin dozunu iyi ayarlamak gerekir. Bilge insanın da demiş olduğu gibi “ölümü göze alın ama ilkelerden asla taviz vermeyin” yaklaşımıyla hareket etmek daha kazandırıcıdır. Aksi durum ilkesizliğin hakimiyetine yol açar. İlkelerin kanıtı ise program ve tüzüktür. Kanıtı olmayan sözlerin ve soranlara “biz buyuz” diyememenin inandırıcılığı da etki gücü de olamaz. Belirsizlik içinde mücadele etmek, yani kendini resmi bir belgeyle tanımlamamak, karanlıkta kılıç sallamaya benzer.
İşte Madımak yangını’nın Kızılbaşlara-Alevilere hatırlattığı en acil görev, bunları görmek ve tedbirlerini hızla almaktır. Yani stratejik yaklaşımın gereğini yapmaktır. Yoksa gerisi teferruattır! Yani, ya teferruat içinde boşa kürek sallanacak, ya da stratejik yaklaşımın gereği yapılacak. Başarıya giden yol buna karar vermekten geçiyor.