Almanya’nın önde gelen sivil toplum kurumu Armut und Gesundheit’ın kurucularından Prof. Dr. Gerhard Trabert Türk devletinin saldırı tehditinde bulunduğu Kobanê ziyaretinden sonra gazetemize bir Noel Mesajı kaleme aldı. Dr. Trabert’in Noel vesilesiyle gazetemiz için kaleme aldığı yazıyı, Noel tatili nedeniyle gecikmeli olarak yayınlıyoruz.
GERHARD TRABERT
Bu yazı, farklı etnik kimlik ve inançların, barışçıl ve özgürlükçü ortak bir yaşam içerisinde olduğu; kadınlar tarafından uygulanan kadın ve erkek eşitlikçiliğin bulunduğu; Kürt, Arap, Êzîdî ve Asûrî halklarının temel demokratik toplumsal düzeninin inşa edildiği ve hayata geçirildiği Rojava’da kaleme alınmıştır.
2018 yılının Noel’ini burada geçiriyorum. Bu yıl içerisinde 3. gelişim oldu. Bu kez tıbbi ekipman, ilaç ve Kobanê’de bir yetimhane için acil ihtiyaç olan eşyaları beraberimde getirdim. Yoksulluk Karşıtı ve Sağlık Hizmeti Örgütü adlı kurumumuz, (Armut und Gesundheit/ www.armut-gesundheit.de) yaklaşık 3 yıldır uluslararası ambargo altında olan bu bölgeyi destekliyor.
Aforizma: Modern savaştan korku
Bir kaç gün önce ”modern” savaştan korkmanın ne olduğunu hissettim. Modern savaş, basın ile saldırarak başlar. Dolayısıyla savaş senaryosunun ilk adımları arasında manipülasyon, araçsallaştırma, medya yönetimini ele geçirme ve nihayetinde sahip olma gücü vardır. Bağımsız medyaları yasaklama, özgür bir basının gazetecilerini tutuklama, zindanlara atma.
Despot, acımasız, otokrat Erdoğan, basının özgür olmadığı yerde, başına buyruk bir biçimde çocukları, hamile kadınları, anne ve babaları yok etmekle tehdit ediyor.
Elbette bunu doğrudan söylemiyor. Adım, adım, ırkçı strateji ile insanlıktan uzaklaşarak ilan ettiği düşmanlarını gerçekdışı bilgilerle ve genelleme yaparak kriminalize ediyor ve damgalıyor.
Biz bu acıyı tecrübe ettik
Rojava’da sadece Kürtlerin yaşadığı, Kürtlerin ‘terörist’ olduğu ve Türkiye’yi tehdit ettiği kesinlikle yanlıştır. Toplumsal gelişmeler birbirinden ayırt edici şekilde değerlendirilmiyor. İnsan olmaktan çıkarmak, insanları öldürmek için bir meşrutiyet yaratıyor. Almanlar bunu çok yakından tecrübe etti, tarihsel olarak nasyonalizm ile yahudi inancından olan insanları ya da kıymetsiz yaşamlar olarak tanımlanan engelli veya zihinsel özürlü insanların öldürülmesini meşrulaştırdılar.
Kaçış yolu olmayacaktır
Bir sonraki adımda askeri gücü, görsel medyada sergileniyor. Sürekli yüksek teknolojik ve ağır silahları, Alman panzerleri ve bombardımanların göründüğü fotoğraflar yayınlanıyor. Savaşın amacı, ilan ettiği düşmanın cesaretini kırmak.
Ben bir kaç gün boyunca bu teröre maruz kalan bir insandım. Her haber sunumunda tüm televizyon ve radyo kanallarında bu imha dilini duyuyordum. Sürekli askeri şiddet görüyordum ve şunu biliyordum; bir savaş mekanizması harekete geçer ise kaçış yolu olmayacaktır. Bu modern silah sistemlerinin sivil insan ile savaşçı arasında, çocuk ile yetişkin arasındaki farkı görebilecekleri bir hayaldir. Bu, savaşı sürdürenler tarafından alaycı bir şekilde ”tali hasar” olarak adlandırılıyor.
Yağmur yağdığında sevindim
Silahların imha gücü varken kaçmak, korunmak veya korunacak mekan aramak mümkün değil. Yağmur yağdığında, hava bulutlu olduğunda sevindim çünkü bu az da olsa bir güvenlik sağlıyordu. Çünkü Dronelerin iyi kullanılamayacağını biliyorduk. Uçaklar, roket ve bombalarıyla o hava koşullarında başarılı olamayacaktı. Korku içinde bir yaşam ne kadar hızlı değişiyor; kontrolü elden kaybettiren o korku, kelimelerle tarif edilemez. Korumasızsınız ve bu korku düşünce ve duygularınızı giderek daha çok zorluyor. Ve sonunda sadece panik ve çaresizlik getiriyor; veya ölümü kabul ediyorsunuz; veya vahşi şiddet karşısında durma çabasındasınız.
Bir insan, roket ve bombaların patlatıldığı anda nasıl bir korku hisseder?
Toplumsal çatışmalar, 21. yüzyılda böyle çözülmeye çalışılıyor.
Böylesi bir metinin altına ”Mutlu Noeller” yazmak yanlış mı alaycı mı olur?
Mutlu Noeller!
Almancasını da
”www.ozgurpolitika.com/trabert-die-etwas-andere-weihnachtsbotschaft”
linkinden okuyabilirsiniz.