
2. BÖLÜM
EZLN’nin karizmatik lideri Marcos, kelimelerin gücünü her zaman doğru değerlendirdi. Şiirsel ve edebi diliyle neoliberalizme ve küreselleşmeye karşı yaptığı yazılı açıklamalarla hem uluslararası alanın dikkatini çekti hem de hareketin ilerlemesini sağladı. EZLN tarafından yapılan altı açıklama, aynı zamanda hareketin değişen ve derinleşen yanlarını da ortaya koymaktadır.
Zapatistalar, bu açıklamalara paralel eylem süreçlerine girerler. Merkezi taleplerinden biri, Meksika’nın 62 yerli halkının da otonomiye kavuşmasıdır. Yerli halklar, çok uzun bir zamandan beri fakir, mülksüzleştirilmiş ve horlanmaktadır. Bu hedeflerinin altını çizmek için Aralık 1994’te Chiapas’ın 110 belediyesinden 38’ini işgal eder ve otonom ilan ederler.
Zapatistalar, 50 farklı yerli halkı temsil eden kuruluşu müzakere sürecine çekmeyi ve her ne kadar hükümet adil olmayan biçimde daha fazla kişiyle katılsa da 1996’da imzalanan San Andres Anlaşması’na otonomiyi yerleştirmeyi başardılar. Bu anlaşmanın uygulanabilmesi için Meksika Kongresi’nin anlaşmayı kanuna çevirmesi gerekiyordu. Böylesi bir kanun ve diğer reformlar için doğan ümitler, 2000 Genel Seçimleri’nde PRI’nin (Kurumsal Devrimci Parti) cumhurbaşkanlığı üzerindeki 71 yıllık kontrolünü kırdı. Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Vicente Fox ise söz verdiği değişim üzerinden çok çeşitli kesimlerden destek topladı ve Chiapas’taki sorunu “15 dakikada çözeceğini” deklare etti.
Zapatista hareketi ve destekçileri, basıncı arttırmak için 2001 yılında Chiapas’tan Meksiko City’e giden bir ulusal konvoy organize etti. Fakat hızlı bir çözüm beklentisi, kısa bir süre içinde ortadan kayboldu: Hiçbir partinin çoğunluğa sahip olmadığı Meksika Kongresi, aralarında anlaşarak daha yumuşatılmış ve etkisiz bir otonomi kanunu geçirdi.
Yeni Cumhurbaşkanı, kısa bir süre içinde, bir öncekinin tüm kötü alışkanlıklarını devraldığını gösterir. Uzun bir sessizlik dönemi ardından Ağustos 2003’te EZLN, San Andres Anlaşması’nı tek taraflı olarak uygulayacaklarını deklare eder. Birkaç otonom belediyeyi yeni oluşturdukları “İyi Hükumet Konseyleri’nde” toplayarak uygulamaya başlayacaklarını ifade ederler.
‘Öteki Kampanyası’
Bu bağlamda Zapatistalar, Öteki Kampanyası’nı (Otra Campaña) başlatarak Cumhurbaşkanlığı kampanyasına kendi yaklaşımlarını ortaya koyarlar. Marcos, kendini Sıfırıncı Delege olarak yeniden icat eder ve Temmuz seçimleri öncesinde Meksika’daki tüm eyaletleri ziyaret etmeyi ve alttan “demokrasi, özgürlük ve adalet” inşa etmeyi isteyen herkesi dinlemeyi ve onlarla konuşmayı istediğini söyler. Zapatistalar bu kampanyayı ilk 1994 ayaklanmasının riskleri ile eşdeğer tutmaktadır. Fakat burada hedefledikleri, bir taraftan açılım ve Meksika çapında süregelen mücadeleleri birleştirmek ve aynı zamanda kendi otonomi projelerinin coğrafi izolasyonunu kırmaktır. Burada önemli diğer bir değişiklik de şudur: Kapitalizm eleştirisi, 1990ların sonlarına göre ideolojik olarak daha serttir.
EZLN, stratejik olarak anayasal bir değişim ile yerli halkların haklarını ve otonomoyi açığa çıkarmayı hedeflemekteydi. Fakat kimsenin onlara bir şey vermeyeceğini görmeleri ardından kendi otonomilerini kendileri ve tek taraflı, alttan inşa etmeye karar verdiler. Kendi deyimleri ile, “alttan ve soldan.”
Zapatistalar’da otonominin temel yapı taşları topluluk, belediye ve bölgesel organizmalardır. Bölgesel düzeyde, İyi Hükümet Konseyleri oluşturulmuştur. Bunlar karar verme mekanizmalarıdır. Caracoles (“Salyangoz” olarak çevrilebilir ve iletişimin sembolü olarak da kullanılmaktadır.) ise bölgesel hizmetlerin verildiği tesislerdir ve İyi Hükümet Konseyleri ile beraber var olmaktadır.
Chiapas dağlık bölgelerinde bulunan Oventik köyünde konumlanan Caracol, İyi Hükümet Konseyi’nin alanını oluşturmaktadır. Bu Konsey, yedi komşu belediyeye hizmet sunmaktadır. Caracol’da okul, büyük bir klinik ve üretken projeler görmek mümkündü; el işleri, kahve yetiştirme için kooperatiflerin yanı sıra uluslararası ziyaretçiler için de bir dil okulu gibi birçok hizmeti barındırmaktaydı. Bu Caracol’lar, Meksika ve dünyanın çeşitli yerlerinden olan dayanışmacılar için de bir kontak kurma noktası olmaktadır aynı zamanda.
Yozlaşmaya karşı yardım ve alkol yok
Toplumun yozlaştırılması ve başkalaştırılması da Zapatistaların temel mücadele başlıklarından biri... Zapatistalar, yozlaşmayı tetiklediği gerekçesiyle hükümet yardımlarını kabul etmiyor. Kadına yönelik şiddetin alkol kullanımıyla beraber artması ve başka bazı gerekçelerle ise alkol kullanmıyorlar. Yerli halklardan bazıları, bu nedenlerden dolayı topluluğa girmeyi kabul etmemekte, bu da onların gerek toplumsal, gerekse de düşünsel gelişimine direkt yansımaktadır. Zapatistalar ise kendilerine katılmayanlara da eğitim ve sağlık imkanlarından yararlanma olanağı açarak uçlaşmanın ve uzaklaşmanın önüne geçmenin yanı sıra hem halkın ihtiyacı olan hizmetleri herkese sağlamakta hem de gelişimlerine katkı sunmaktadır.
Topluluklar içinde meclis kararları, her aileden sunulan emek ya da katkılar üzerinden gerçekleştiriliyor. Kahve ve zanaat kooperatifleri ve bunun yanı sıra uluslararası dayanışma, ek gelir getirmektedir. Örneğin Magdalena’da varolan klinik “Medecins du Monde” tarafından yıllardır beslenmektedir. Fakat direnen toplulukların genel bütçesi, kesinlikle en alt düzeydedir.
Zapatistaların yapıları, kararlaşmalarını tartışma ve müzakere üzerinden yürütmektedir. Belediyeler meclislerde liderlerini seçmekte; Caracol’larda ve İyi Hükümet Konseyleri’nde ise hareketi yönetme tecrübesini herkes kazansın diye rotasyon uygulanmaktadır.
Otonom konseyler, kendilerini uzun bir geçmişi olan Maya gelenekleri üzerinden inşa etmeye çalışmaktadır. Ortaya konulan kolektif çalışma tarzı, Maya kültürüne de uymaktadır. Bununla beraber tüm yerli halkların gelenekleri gibi Maya halkı da akçakgönüllülük ve sadeliğe değer vermekte pahalı mal varlıklarına ve aşırı birikime şüpheyle bakmaktadır.
Devrimci Kadın Hukuku
Tabii bu her geleneğin iyi bir gelenek olduğu anlamına gelmiyor. Zapatista yerel yetkilileri, bazı eski geleneklerden kopmaya çalıştıklarını da belirtiyorlar. Maya topluluğu da geldiği aşama itibariyle ataerkil olduğundan, kadına karşı çok fazla baskıcı bir cinsiyetçilik de uygulamaktaydı. Görücü usulü evlilik, ister köyde isterse de evde erkek otoritesinin güçlülüğü ve kadına karşı yaygın şiddet, kadını sosyal ve fiziksel olarak tabii hale getiriyordu. EZLN’nin 1983-93 yeraltı çalışmaları esnasında Maya kadınları, kendilerini bu örgütlülüğe kattılar ve denilir ki, isyankar ordunun üçte biri kadındır. Bunun bir sonucu olarak ise 1994 ayaklanmasında Devrimci Kadın Hukuku’nu ilan ettiler. Fakat bu hukuk aslen 1993’te kabul edildiğinden Marcos, aslında ilk ayaklanmanın 1994 değil 1993’te gerçekleştiğini söyler. Bu hukukla kadınlar, kiminle ve ne zaman evleneceklerine, ne zaman ve ne kadar çocuk sahibi olacaklarına kendilerinin karar vereceğini deklare eder.
Bugün kadınlar, hükümetin her düzeyinde katılım sağlamakta ve kendi kooperatifleri ve ekonomik yapıları üzerinden ekonomik bağımsızlıklarını garanti altına almaya çalışmaktadır. 1994’te San Cristobal de las Casas gibi önemli bir şehrin ele geçirilmesinde kadınların rolü de oldukça önemliydi. Orada bulunan yaklaşık üç bin Zapatista gücünün liderliğinde Comandanta Ramona da vardı. Ramona, daha sonra Meksiko City’ye hareketi temsilen de yollanmıştı.
Zapatistalar, tüm bunların cinsler arası eşitliğin ortaya çıkarıldığı anlamına gelmediğini söylüyor. Fakat kendi topluluklarının bunu kabul etmesi bile şüphesiz önemli bir aşamadır. Zapatismo, bu anlamda otonomiyi toplumun tümünün kendini yönetmesi olarak anlamaktadır. Yani devletin ve neoliberal kapitalizmin yerine “özgürlük, demokrasi ve adaleti” öngörmektedir. Kısacası otonomi, şayet tamamıyla uygulanırsa, onlar için devrim anlamına gelmektedir.
Eleştirel düşünce, kapitalist Hidra’ya karşı
İlkini 2012 yılında Alternatif Arayış İçin Ağ’ın gerçekleştirdiği konferansların ikincisi, bu yıl 3-5 Nisan tarihleri arasında Hamburg’da gerçekleşti. Bu konferansta 39 konuşmacının yanı sıra 30’un üstünde çevirmen 6 dile çeviri yapmak üzere yer aldı. 1200 civarında öğrenci, akademisyen, aktivist, genç kadın ve erkekler katıldı. Bu konferans ardından konferansın konuşmacılarından olan John Holloway’in daveti üzerine öğretim görevlisi olduğu üniversite başta olmak üzere birkaç üniversitede Rêber Apo’nun düşüncelerini tanıtmak üzere bulunduk. Orada bulunmamız ardından Zapatistaların gerçekleştirdiği seminerde de Rêber Apo’nun görüşlerini dile getirmemiz istendi. Aynı zamanda Türkiye’de yayınlanan Demokratik Modernite dergisinde Sayın Öcalan’ın demokratik konfederalizm düşüncesini açımlayan bir yazısı da orada okundu.
Seminerden bir gün önce, 2 Mayıs’ta, Oventik/Chiapas’ta Zapatista öğretmeni olan Galeano ve Don Luis Villoro için düzenlenen anma törenine beş binden fazla insan katıldı. Altı günlük seminer, 3-9 Mayıs 2015 tarihleri arasında düzenlendi ve ilk günü Oventik ‘caracol’unda başladı, devletten bağımsız bir üniversite olan San Cristobal de las Casas’ta bulunan CIDECI’de devam etti. Altıncı Komite’nin çağrısı ile kıta olarak Amerika’nın genelinden ve özellikle de Meksika’nın dört bir yanından öğrenci, aktivist ve yerli halkların temsilcileri katılımcı olarak gelmişti. Bu seminerlere altı gün boyunca binin üzerinde insan katıldı.
Çok kısa bir süre önce Marcos, kendisinin öldüğünü ve dünyaya Galeano olarak geldiğini duyurdu. Galeano, 2014 yılında paramiliter güçler tarafından katledilen bir Zapatista öğretmeniydi. Galeano’nun ölümsüz olduğunu ve her birinde yaşamaya devam ettiğini göstermek için bunu yaptığını duyurdu. Bundan sonra o SubGaleano’ydu. SubGaleano ve şu an EZLN’nin lideri olan Subcommandante Moises, diğer birçok arkadaşı ile beraber seminerlerde yer aldı. Seminerlerin yürütücülüğünü, biri olmazsa diğeri gerçekleşti. YXK de (Kürdistan Öğrenciler Birliği) bu çerçevede kendi bayraklarını yollayarak bayraklarının Şehid Galeano’nun üzerine örtülmesinden büyük gurur duyacaklarını belirttiler. Oldukça duygulu bir atmosfer ortaya çıktı ve bayrağı ailesi konuşmamızın gerçekleşeceği oturumda kısa bir karşılıklı konuşma ile aldı.
Altıncı Komite, bu 6 günlük seminere çağırdığı entelektüellere sunumlarını sadece kapitalizmi eleştirme ve geleceği hakkında tartışmayla sınırlamamalarını, aynı zamanda bunun karşısında nasıl bir alternatifin inşa edilebileceğine ilişkin de öneriler sunmalarını istemişler. Bu çerçevede günde bir sabah biri de öğleden sonra olmak üzere iki ayrı oturum yapıldı ve her defasında oturumların sonunda ya SubGaleano ya da Subcommandante Moises, Zapatistalar adına değerlendirme yaptı. Bu konuşmalarında kendi pratiklerinde özellikle ortaya çıkan durumlar hakkında ve yaşamlarını nasıl organize ettiklerine dair bilgi verdiler. Bu konular, ekonomiden yönetime, oradan cinsiyetçiliğe, eğitime kadar birçok konuyu kapsadı.
Subcomandante: Öcalan’ın önerileri ciddiye alınmalı
Konuşmacı olduğumuz oturumda üç kuşak Zapatistalı kadınlar, EZLN öncesinde 500 yıllık sömürgeciliğin bedenleri ve ruhları üzerinde bıraktığı izlerin yanı sıra kendi toplulukları içerisindeki cinsiyetçilikten de bahsettiler. Ardından EZLN sonrası durum ve en son olarak genç kadınların şu an yaşadığı farklı sorunlar dile getirildi. Bu oturumda biz de Rêber Apo’nun ortaya koyduğu kadın eksenli paradigmayı ve kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum olarak somutlaşan alternatif yaşam inşasını dile getirmeye çalıştık. Rêber Apo’nun gerek bu noktadaki ataerkil ve kapitalist moderniteye ilişkin tespitleri gerekse de alternatifin inşasına yönelik tespit ve önerileri, oldukça ilgi topladı. Ertesi gün SubGaleano geldiğinde Abdullah Öcalan’ın cezaevinde olduğunu, ona saygı duyduklarını dile getirdi. Bunun yanı sıra kaç gündür tartışmaların yürütüldüğünü ve sadece Öcalan’ın öneriler yaptığını dile getirdikten sonra, “Bu öneriler ciddiye alınmalıdır” dedi. İlk günden itibaren de Kürt halkının verdiği mücadeleye vurgular yapılarak iki halkın alternatifi inşa etmeye çalıştığı sürekli olarak dile getirildi.
Teorik belirlemeler farklı düzeylerde olsa da birkaç noktada önemli benzerlikler olduğunu düşünmekteyim. Birincisi, her şey bütünlüklü bir yaklaşım içinde ele alınmaya çalışılıyor: Ataerkillik, doğanın tahribatı ve kapitalizm. Bunun yanı sıra Kürt hareketi gibi Zapatistalar da “halk için devrim” değil “halkın devrimi” olması için gerek otonomilerini neyin üzerinden inşa edeceklerini, gerekse de cinsiyetçi yaklaşımların aşılması ve bunun ekonomi, doğa ve şiddet ile bağlantısını çözme üzerinden bir yaklaşım göstermekteler. Özellikle karar mekanizmalarını şeffaflaştırmaya çalışma ve her ne kadar daha uzun bir süreyi alsa da kararları kolektif verme, bunu da otonom bölgelerde farklı düzeylerde geliştirme çabaları, anlatımlardan çıkan diğer bir sonuçtu.
Kürtler ve Zapatistalar
Sonuçta gerek Kürtlerle gerekse de Zapatistalarda beliren en önemli nokta, yılların deneme, sorgulama, yeniden kurgulama süreciyle büyük başarılar elde etmeleri. İkisi de, zaman içinde genişledi, dogmatikleşmeden bugüne geldi. İki hareket de, sorunların yerel boyutlarını hesaba katarak farklı düşünceler açığa çıkardı. İki hareketin de temel yaklaşımı ve gücü, kapitalist modernite dışında bir alternatif yaratma, kendi alternatifini hiçbir gücün desteği veya onayını beklemeden halkla beraber inşa etme gücü ve iradesi.
En önemli noktalardan bir diğeri de, Sayın Öcalan, örgütlenmeyi öz savunmanın en temel formu olarak ele alır. Örgütlenmeyen hiçbir toplumsal kesimin kalmaması gerektiğini vurgular; çünkü örgütlenmeyen, kapitalist modernite tarafından çürütülür ve devletli topluma dahil edilir. Zapatistaların da seminer boyunca herkese çağrısı “Mutlaka, nerede olursa olsun örgütlenin” olmuştur.
Kürt Halk Önderi Öcalan gibi Subcommandante Marcos’un da kullandığı dil, halka yakın, halkın anlayacağı ve kendisini bulduğu bir dildir. Zapatistaların yerel, şiirsel ve öyküsel dili, yaşamla direkt alakalıdır, onun üstünde ya da anlaşılmaz değildir. Bu dil, yaşama dairdir. Yaşam büyük bir anlatı değil de nedir? Nasıl ki bu üslup, Öcalan ve arkadaşlarının Kürt halkını kazanmasına yol açtıysa, Marcos ve arkadaşlarının da yerli halkı kazanmasına neden olmuştur.
Dünyanın iki ucunda birbirini birebir tanımayan halkların anlatıları bu kadar kesişiyor. Zapatistalar ve Kürtler, insanlığın özgürlük öyküsünü farklı noktalardan eş zamanlı yazıyorlar. Aralarında binlerce kilometre mesafe olsa da benzer bir tarzda herkesi, bu özgürlük yürüyüşüne ve inşasına katılmaya çağırıyorlar. BİTTİ
HAVİN GÜNEŞER / Gazeteci ve “Abdullah Öcalan’a Özgürlük - Kürdistan’da Barış Uluslararası İnisiyatifi” sözcülerinden.