Kontrgerilla, korucu, JİTEM ve Hizbul-kontra tarafından 1990'lı yıllarda Farqîn'de işlenen cinayetleri konu alan “Şehitler Şehri Silvan” adlı kitap çıktı. 1990-2000 yılları arasında Farqîn'de yaşanan faili meçhul cinayetleri araştıran ve 18 Ağustos 2004 yılında Selahaddin Eyyubi Camisi'nin avlusunda uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Yaşar Parlak'ın hazırladığı kitap, oğlu Ferhat Parlak tarafından yeniden yayına hazırladı.

Babasının mirasına sahip çıktı

Tanıkların dilinden anlatılan hikâyeler, hem insanın kanını donduracak ve hem de uykusunu kaçıracak gerçek bir sosyal tarih. Babasını faili meçhul bir cinayete kurban veren Ferhat Parlak, babasının mirasına sahip çıktığını ve mücadelesini sürdürdüğünü ifade ederek, "Rahmetli babam, 1990-2000 yılları arasında Silvan'da yaşanan faili meçhul cinayetleri içeren 'Şehitler Şehri Silvan' kitabını çıkardıktan yaklaşık 3 ay sonra 18 Ağustos 2004 yılında Selahaddin Eyyubi Camisi'nin avlusunda uğradığı silahlı saldırı sonucu infaz edildi. Babam, kitapta JİTEM ve Hizbul-kontra’yı bir nevi deşifre ederek derin güçlerin dikkatini üzerine çekmişti. O dönemin Kaymakamı tarafından kitap yasaklanıp toplatılmıştı. O günden sonra babamın geride bıraktığı mirasına ve projesine sahip çıktım. Katledilişinden 10 yıl sonra kitabın devamını getirdim. Babamın cinayeti diğer cinayetler gibi faili meçhul olarak kayıtlara geçti" diye belirtti.
Farqîn'de yaşamın kaygan bir zeminde olduğunu ve tutunmanın zor olduğunu belirten Parlak, şunları söyledi: "Kız çocukları başları açık olduğu için çivili topuzlarla öldürülüyor, camiye Kuran-ı Kerim dersi almaya gelmeyen çocukların aileleri ise ölümle tehdit ediliyordu. Korkudan, camiye gönderilen çocuklara bu sefer Kuran-ı Kerim yerine dövüş teknikleri öğretiliyordu. Her cinayetten sonra çok şükür denilerek kaleşnikoflarla sokaklarda zafer naraları atılıyordu."

250 kişi öldürüldü

Parlak, Farqîn'de 1991 yılında işyerlerinin kundaklanmasıyla başlayan olaylar sonrasında yaptığı araştırmalar sonucunda 1991-1999 yılları arasında 250 öldürme, 45 yaralama, 111 işkence, 13 kayıp ve 316 zorunlu göç vakası yaşandığı ve bu yönüyle kitabın yüzde 80-90 arasında tamamlandığını belirtti. Parlak, tarafından araştırılıp tamamlanan kitabın içeriğine dair birkaç kesit ise insanın kanını donduran nitelikte.

Kitaptan bölümler

"Biz bu cinayetleri işlemedik" diyenlere bir kanıt olarak sunulan "Şehitler Şehri Silvan" kitabında insan hikâyelerinde sokak ortasında infaz edilenlerin dışında Mehmet Emin Toktaş'ın Silvan İlçe Jandarma Komutanlığı'nda vahşi işkencesi şöyle anlatılıyor: "Mehmet Emin, Diyarbakır İçkale'deki JİTEM merkezine götürülüp yaklaşık 3 ay boyunca kendisine işkence ediliyor. Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne (DGM) çıkarıldıktan sonra serbest bırakılıyor. Bu sefer Silvan İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından gözaltına alınıyor. Asker, Mehmet Emin'e 'Sende kalaşnikof var. Bize yerini söyleyeceksin. Yoksa seni serbest bırakmayacağız' deniliyor. Askerler, (30.05.1994) köyümüzün muhtarına, 'Mehmet Emin'in cenazesini alın' diye haber gönderiyor. Cenaze köye getirildiğinde vücudunda ağır işkence izleri ve karın bölgesinde çok sayıda mermi izleri bulunan Emin'in her iki bacağının yanlarını bıçaklarla cep yapar gibi oyup ellerini derisinin altına yerleştirmişlerdi. Annesi Mehmet Emin'in kanlı pantolonunu 20 yıldır saklıyor. Asker, Mehmet Emin'i ağır işkencelerle katlettikten sonra annesine, 'Sen PKK'lisin' diyerek köyden göç etmesini sağladı."

Tahir amca camiden geliyordu

Kitap da anlatılan bir başka cinayet ise, şu cümlelerle aktarılıyor: "Silvan'da işlenen her cinayetten sonra 'PKK'li öldürdük' deniliyordu. Oysa 85 yaşındaki Tahir amca Kandil'den değil, camiden geliyordu. Oysa PKK'liler Silvan'da değil, dağlardaydı. Tahir (Hacı Mehmet Tahir Güvenç) amca, dindardı ama kindar değildi. Bütün ömrünü Allah'a ve insanlara adamıştı. Her gün olduğu gibi yine bir gün öğle namazı kılmak için gittiği cami çıkışında saldırıya uğradı. Deşifre olmamak için siyah çarşaf giyen dört Hizbullahçı tarafından taş ve çivili sopalarla saldırıya uğradı. Neye uğradığını şaşıran Tahir amca, acı içinde Kürtçe Ez yaşe kalewedame. Vun hatire xudekin li min nexin (Ben sizin dedenizin yaşındayım. Allah aşkına vurmayın. Vurmayın) diyordu. Tahir amcaya çivili sopalarla acımadan vuran bir Hizbullahçı ise ona, 'Hışşe kâfire kâfir' (Sus kâfir).’ Oysa Tahir amca camide namaz kılarken onlar ise öldürmeyi ibadetten önce görüp cami önlerinde şeytanın ekmeğine yağ sürenlerdi."

Biri dağa çıktı biri intihar etti

1992'de Farqîn ilçesine bağlı Tokluca (Çirik) köyünde dikiş nakış kursunda görev yapan Kader ile Mebruke adlı Farqînlı iki kadın "PKK'lilerin kıyafetlerini diktikleri" suçlamasıyla askerler tarafından gözaltına alındığının aktarıldığı kitapta, "Silvan İlçe Jandarma Komutanlığı'nda yaklaşık 15 gün ağır işkencelerden geçiriliyorlar, ardından serbest bırakılıyorlar. Kader dağa çıkıyor, Mebruke ise intihar ediyor. Suçlama yok, soruşturma yok, dava yok, adalet yok. İnsanlık ise uzun süre önce terk etmiş bu toprakları. Böyle günler yaşanıyor" ifadeleriyle yer alıyor. 


Korucular bir köyü yakıp yıktı
Kitapta, bir başka olay ise şöyle aktarılıyor: "24.07.1993 tarihinde saat 17.00 Silvan'ın Ormandışı (Çîçika) köyünü basan Boyunlu (Boşat) köyü korucuları bağırarak bu köyün çocuklarının ‘gerilla’ olduğunu söyledikten sonra gelişi güzel ateş açıyorlar. Korucuların mezralarına doğru geldiğini gören Nesisat ile Hamit adlı köylü Kur'an-ı Kerim'i çıkararak evlerini ve ürünlerini yakmamaları için koruculara yalvarırlar. Buna rağmen evleri de ürünleri de yakan korucular, 70 yaşındaki Sévé Nibak ile 7 yaşındaki Cihan Matyar'ı öldürdükten sonra telsizle Jandarma'ya 'Teröristlerle çatışıyoruz' diyerek, yardım istiyorlar."
Öldürülen Seve Nibak ve Cihan Matyar'ın ailesinin AİHM'e verdiği dilekçede, "Köye gelen Silvan İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Hakan Temel Aksel, köylülere köylerinin 'teröristlerin' saldırısına uğradığını söylemelerini aksi halde bunun kendilerine pahalıya mal olacağını söyler. Yüzbaşı 'teröristlerle' köy korucuları arasında bir çatışma meydana geldiğini belirten bir rapor hazırlayarak bunu köylülere imzalatır. Ayrıca dilekçede olaydan bir yıl sonra Seve Nibak'ın eşi Bayrambaşı Karakolu'na çağrılarak, Gom'da kaldığı için kendisine kızgın olan komutan tarafından gözaltına alınır. Komutan, gözaltına alınanın oğlu Burhan'ı çağırarak, ona evi yakmadığı sürece babasını serbest bırakılmayacağını söyler. Burhan, evi yakar ve babası serbest bırakılır" ifadeleri yer alıyor.

DİHA/AMED