Türkiye faşist bir bloklaşma öncülüğünde referanduma gitme hazırlığında. MHP ve AKP birleşerek başta Kürt Özgürlük Hareketini ve demokratik muhalefeti bastırma ve tasfiye temelinde anlaştı. Bu anlaşma temelinde Türkiye içte ve dışta savaşa sürüklendi. İç ve dış diğer ittifakları da buna göre oluşturuldu.
Türkiye halkları tam bir kıskaca alınmak isteniyor. Erdoğan normal koşullarda yasal zemini oluşturulmuş bir diktatörlük kuramazdı, faşizmi kurumlaştıramazdı. Bir yandan OHAL ve darbe ortamı bir yandan da kanlı saldırılarla, savaşı Suriye’ye de yayarak, basını susturarak tam bir kaos ve korku ortamı yarattılar. 1 Kasım seçimlerini ağır saldırılar altında yaptılar. Temel argümanları da AKP seçimi kazanamazsa “beyaz toroslar” devri başlar, güvenlik tesis edilemezdi. AKP kazanırsa istikrar gelecekti, güvenlik sağlanacaktı.
1 Kasım’ın üzerinden uzun zaman geçti. Türkiye’de bırakalım istikrar ve güvenliğin gelmesini işler daha da kötüye gitti. Binlerce insan hayatını kaybetti. Türkiye daha ağır bir savaş ve çatışma ortamına itildi. Bundan kurtulmanın, barışçıl ve demokratik yöntemleri devreye sokmanın yerine Erdoğan ve AKP hala halkı tehdit edip anayasalarına evet denilmesini istiyorlar. MHP ittifakıyla faşist düzenlemeleri meclisten geçirdiler, şimdi de halka kabule ettirmeye çalışıyorlar.
Bu referandumun gerçek anlamda bir meşruiyeti yoktur. Çünkü anayasalar birer toplumsal sözleşme metinleridir. Türkiye’de yapıldığı gibi darbelerle, komplolarla düzenlenmezler. Erdoğan da Kenan Evren gibi kendisine dokunulmazlık sağlamaya ve faşizme yasal zemin yaratmaya çalışıyor. En önemlisi de bir darbe ve OHAL ortamında MHP ile kapalı kapılar ardında, gizli pazarlıklarla kurulmuş bir ortaklık vardır. Bu ırkçı-faşist ortaklığın gizli ve karanlık pazarlıkların sonucunu halka dayatmak çabasındalar.
Ortada halklara karşı bir komplonun ve dayatmanın olduğu açık. Bu durumda ne yapmak gerekir? Açık ki, çok yönlü bir direniş ve örgütlenmeyle bu saldırılara karşı durmak gerekir. Sadece referandumda hayır kampanyası yürütmekle bu çalışma sınırlandırılamaz. Referandum normal ve eşit olmayan koşullarda halklara dayatıldı. Bu doğru. Eşit şartlarda çalışma ortamı yok. Devlet tümüyle AKP güdümünde. Basın elinde. Mahkemeler ve hapishaneler en çok iş yapan kurumlar. Sosyal medya bile saldırı altında. Sınırsız bir maddi güç olanağına sahipler. Kampanya daha ağır saldırılar altında yürütülebilir. Büyük oyunların ve provokasyonların olacağını da gözardı etmemek gerekir.
Kısacası tüm olumsuz koşulları da dikkate alarak karşı duruş örgütlenmeli. Eğer bu baskılar ve saldırılar göğüslenemez ve karşı durulmazsa AKP ve faşist örgütlenmeleri sınırlandırılabilir veya durdurulabilir mi? AKP faşizmi kurumlaştırmaktan vazgeçer mi? Açık ki, faşizm ancak direnme ve alternatif oluşturmakla durdurabilir. Asıl yurtseverlik ve demokratik tutum ağır ve zor şartlarda bu değerlere olan bağlıkla savunulabilir. Ucuz yurtseverliği ve demokratlığı herkes yapabilir. Ama temel değerler ve erdemler uğrunda bedel ödemeyi gerektirir.
Faşizme karşı halkı örgütlemek ve planlarını bozmak öncelikli sol ve devrimci güçlerin görevidir. Sağlam bir öncülük oluşturulursa, toplumun faşizmden zarar gören ve karşı olan diğer kesimleri de harekete geçirilebilir. Dönemin en temel görevi faşizme geçit vermemektir. Bunun önemli görevlerinden birisi de topluma dayatılan referandumda hayır kampanyasını güçlü örgütlemektir. Halkı aydınlatmak, tüm kesimlere ulaşmak ve baskıları göğüslemek ve meydanları faşist kesimlerin keyfine bırakmamak çok önemlidir.
CHP’nin konumuna da kısaca değinmek gerekir. AKP’nin DBP’nin balediyelerine el koyması, milletvekillerini hapishanelere atması, orduyu Suriye’ye sokması dahil geniş baskılar CHP’nin yardımlarıyla olmuştur. CHP tutarlı bir muhalefet yapsaydı bugünkü manzara ortaya çıkmazdı. AKP sıkıştığı anda yardımına CHP koşmuştur. Şimdi CHP diktatörlüğe hayır diyor. Referandumda hayır diyeceğiz, diyorlar. Bu kampanyada CHP’nin alacağı rol çok önemlidir. Eğer tutarlı biçimde hayır kampanyaları örgütler ve meydanları sahipsiz bırakmazda diğer muhalif kesimlerin de önünü açmış olur. En azından kampanyada bir denge sağlanır. CHP bunu yapmaz ve kampanyaya sarılmazsa AKP’nin istediğini kolaylaştırmış olur ve sorumluluğa CHP de ortak olmaktan kurtulamaz.
AKP ve MHP anayasası onaylanırsa CHP Türkiye’yi önümüzdeki uzun yıllar boyunca onlara teslim edecek demektir. Mevcut haliyle bile CHP iktidar olamadı, kendisini alternatif haline getiremedi. Erdoğan’ın diktatörlüğünü pekiştiren anayasa düzenlenmesiyle CHP siyasetin daha da silik bir öğesi olmaktan öteye bir rol oynayamaz. Bu açıdan bu referandum hem Türkiye’nin hem de CHP’nin geleceğini belirleyecek önemdedir.
Kürt halkı en ağır saldırıların hedefi oldu, olmaya devam edecektir. AKP ve MHP ittifakının hedefinde Kürtlerin olduğu açıktır. Faşist blokun amacı Kürtlerin tüm kazanımlarını ortadan kaldırarak onları sistem içinde eritmek ve yok etmektir. Başka biçimde yorumlamanın kendini kandırmaktan öte bir anlamı olmayacaktır. Kürtleri yok etmek için de Türkiye’de solu ve demokratik muhalefeti ezmek şart. Biri bitirilemeden diğerinin işi bitirilemiyor. Halkların kaderiyle demokratik direniş bu kadar birbirine bağlanmış durumda. Halklar birleşir ve demokratik cephe örülürse AKP ve MHP faşizmi rahatlıkla durdurulabilir.